10 December 2016 Saturday

Kriz Yönetimi Fıkrası

Geçtiğimiz hafta, çeşitli vesilelerle eski iş arkadaşlarımla veya meslekdaşlarımla bir araya geldim.

Ekonomik durumlar filan konuşuldu. Orası olağan. Birkaç öykü anlatıldı ki… Fıkra değil gerçek iş mizahı… Paylaşmadan duramayacağım.

En eğlendiğim “Kriz Yönetimi” konulu olanı

kriz-yonetimi

Biliyorsunuz, bugünlerin bir modası da “Size mobil uygulama yapalım“.

Firma, sadakat programına bağlı bir mobil uygulama yaptırmış. Bu uygulamanın ödeme seçeneği de varmış.

Bazı müşterilerin ödemeleri hesaplarından 4 – 5 kez düşürülmüş. Otomatik gönderilen teşekkür mesajı, bazı müşterilere 8 – 10 kere gitmiş.

Yazılım şirketini kriz toplantısına çağırmışlar. “Şu anda çok yoğunuz. Size ancak 2 hafta sonra zaman ayırabiliriz” yanıtını almışlar.

😉

Yıllar önce “Acele işleriniz için 24 saat önceden haber vermelisiniz” diyen bir Operasyon Direktörü vardı.

Onu hatırladım.

😛

9 December 2016 Friday

Klişe Tombalası

1 Temmuz 2005’te, “Bigdata anlatırken “Zeki Müren de sizi görecek” veya nesnelerin interneti (IoT – Internet of Things) anlatırken “peynir ısmarlayan buzdolabı” veya “şoförsüz araba” cümlelerinden öte gidemeyenler”den bahsetmiştim.

Bugünlerin sahne modası

  • Hiçbir odası olmayan AirBnb
  • Hiçbir arabası olmayan Uber
  • Hiçbir üretimi olmayan Alibaba
  • Hiçbir yazarı olmayan Wikipedia

cümlelerinden mutlaka bahsetmek.

   Bir ara “Hiç kitap rafı olmayan Amazon” deniyordu ama Amazon arka arkaya dükkan açınca bu cümle ortadan kalktı

Bu “Hiçbir  …  olmayan  … ” cümlesini binlerce kez duyduk ama “varlıksızlık” (no asset) kavramının sanayi şirketlerine nasıl uyarlanabileceğinden bahseden neredeyse yok.

🙁

Neden mi? Klişeyi duyup “Çok iyiymiş bu yahu… Bunu ben de sunumlarımda kullanayım“dan öte gidemeyen konuşmacılar olduğundan.

Bir kez daha “Hiçbir  …  olmayan  … ” cümlesini duyduğunuzda biraz sabredin. Varlıksızlık uygulamasının internet doğumlu olmayan şirketlerde nasıl uygulanacağını anlatmazlarsa, saçmalıklar tombalasını kazanmış gibi “tombala” diye bağırın ve elleriniz patlayana kadar alkışlayın.

😉

6 December 2016 Tuesday

Pazarlama Zirvesi 2016

6  –  7 Aralık’ta Pazarlama Zirvesi’nin 17’ncisi Zorlu – Raffles otelde gerçekleşiyor.

paz-zirve-2016

Bu ülkede, bir etkinliğin 17’ncisini yapmak kesinlikle bir başarıdır. Management Center Türkiye‘nin CEO’su Tanyer Sönmezer‘i bu nedenle kutluyorum.

🙂

Bildiğiniz gibi benim hem işim, hem de hobim PAZARLAMA. Verilerin sürekli çoğaldığı dünyada pazarlamanın [1] , [2] , [3] , [4] , [5]  ve marka iletişiminin [a] , [b] ne duruma geldiğini sürekli olarak izliyor ve öğrendiklerimi mümkün olduğunca paylaşmaya çalışıyorum.

Bu doğrultuda, pazarlamaya ilişkin etkinliklere katılmak hoşuma gidiyor. Davet edilince, yoğun programımı değiştirdim ve Pazarlama Zirvesi’ne katılmaya çalıştım.

6 Aralık sabahı, kayıt sırasında ismim bulunamayınca kuşkulandım. (Yazışmalarımız süresince tüm iletişim bilgilerim tekrar istendiği için, adımın bilinmemesi beni şaşırttı.) Daha önce bir benzeri başıma gelmişti zaten.

🙁

Toplantı öncesinde yıllardır görmediğim arkadaşlarla karşılaştım. Onlar profesyonel yaşamlarını sürdürüyorlardı. Değişen ABD$ ortamında bütçe ve tahmin yapmanın zorlukları gibi bazı ciddi konuların sohbetini yaptık. Sonra birlikte toplantı salonuna yöneldik.

Toplantı salonuna girerken tüm kartların üzerindeki QR kod, görevlilerce okutularak salona alınıyordu.

paz-zirve2-2016

Benim kartımda sorun çıktı. “Siz kenarda bekleyin” denildi. Arkadaşlarım girdiler. Kenarda – gerçekten – bir süre bekledim. Sonra kapıdaki görevlinin keyfinin gelmesini beklemedim ve içeri girdim.

Kahve molasında da aynısı tekrarlandı. Kapıdan her çıkan, geri girerken kartını okutarak girmek zorundaydı. Ben yine birkaç dakika bekledim ve yeniden okunmasını denemeden içeri girdim.

Saat 11.30 gibi çok acil bir telefon geldi. Görüşme yapmak için salondan çıktım. Telefon konuşmam bittiğinde geri girmeye çalıştığımda yine QR kod okundu ve “Sizin içeri girmeniz yasak” denildi.

Kapıdaki görevliye anlatmaya çalıştım. “Buraya davetli olarak geldiğimi, bu etkinliğe girmek için sahte QR kod üretmenin anlamsız olduğunu, üzerindeki diğer kağıtlara ve boynuma asılı kurdeleye bakarak bile bunun benim üretimim olmadığının anlaşılacağını…

Görevli “Yasak” diye tutturdu.

Anladım. Bu durumda burada kalmanın bir gereği yok. Girip eşyalarımı alıp çıkayım bari” dedim. Ona da izin vermedi.

Kayıt masanına gidip durumu aktardım. “Kim öyle söylemiş, bana gösterin” diyerek bir görevli benimle geldi. İçeri alamayan kişiye gerekli uyarıları yaptı. (O arkadaşa gerekli uyarıları yaptı ama, bana “Kusura bakmayın, bir hata olmuş” demedi.)

İçeri girip eşyalarımı alıp çıktım.

🙁

Bir yandan 17 yıldır sürdürülen bir etkinlik. (Bugünlerde sürdürülebilir bir şey yapmak çok zor. Bu nedenle kesinlikle takdir ediyorum ve karalamak istemem.)

Diğer yandan kapıdakinin düşüncesiz davranışı. (Bir kişinin düşüncesiz davranışı nedeniyle onlarca kişinin emek harcadığı bir etkinliğin olumsuz anılması doğru olmayabilir ama…)

Kendime “Neden salona her girişte QR kodlar okutuluyor?” diye sordum. Bilirsiniz, 20 yıldan beri veriye dayalı pazarlama ile ilgileniyorum.

  • Kimlerin hangi oturumlarla ilgilendiğini öğrenmek için olabilir. Gelecek senelerde konu seçiminde dikkate alacaklar
  • Kimler geldi, kimler gelmedi. Gelecek sene davetli listesini buna göre ayarlayacaklar.

Verilerin toplanma nedenlerini düşünürken, “Cihazlar QR kod okumazsa ne yapılacağı” konusunda bir talimat verilmediğini düşündüm. (Konuşmacılardan Mark Ritson – benim de sıkça söylediğim gibi – “Ne yapılacağını bilmek değil, ne yapılmayacağını bilmek önemlidir” demişti. Demek ki, organizasyonu yapanlar bunu atlamış.)

Teknoloji kullanımını eksik yapan kurumlar gibi, araçlar amaç olmuş ve QR kod okunmazsa “YASAK” deniyor.

😉

Hep söylerim. Önce amaçlarınızı saptamalı, sonra en uygun teknolojilere karar vermelisiniz. Eğer istisnalarda ne yapacağınızı saptamazsanız, tüm teknoloji yatırımlarınız boşa gidebilir.

🙁

Umarım başka bir etkinlikte, sizinle ilham verici içerikleri paylaşma fırsatım olur.

😉