30 January 2013 Wednesday

Telif üzerine sorgulamalar

Telif hakları ve patent kavramları aslında yaratıcılığın korunması ve özendirilmesi için ortaya çıkmıştır. Nathan RosenbergBatı Nasıl Zengin Oldu” isimli kitabında, patent konusunun üzerinde özellikle durur. Patent hakları sayesinde başkasının yarattığı yeniliği kopya etmek yasaklanmıştır. Dolayısıyla inovasyon yapan para kazanmaktadır. Böylece inovasyon yapmak özendirilmektedir. İnsanlar, yeni birşeyler yapmak için yarışmaktadır.

  • Batı Nasıl Zengin Oldu kitabı, eski ekonomiyi iyi anlatmaktadır. Internet girişimcileri dışındaki girişimcilerin okumasını öneririm.

Ancak, “bugüne gelirken değişen nedir?” diye kendimize sorduğumuzda, o günlerin yenilikleri ile bugün arasında bir karşılaştırma yapmadan durumu anlayamayız.

O günlerin yenilikleri, elle tutulur, cisimleştirilebilir ürünlerdeydi ve ancak arkalarına büyük sermaye gücünü aldıklarında başarıya ulaşıyorlardı. Arabanın daha az benzin tüketerek çalışması, sandalyenin daha hızlı ve ucuz üretilmesi, kumaşın daha hızlı ve sık dokunması… gibi konular patent konularıydı. Fikir ne kadar güzel olursa olsun, garajda hayata geçirmek ve binlercesini üretmek mümkün değildi. Ya otomobil üreticisine, ya da tekstil fabrikatörüne başvurmak zorunluydu.

  • Tesla ve Edison olgusunu bilenler, yenilikçilik ile ürün ve sermaye ilişkisi konusunda ne demek istediğimi daha iyi anlarlar.

Zamanla değişen en önemli konu şu: insanlar maddi varlıklar dışında, cisimsizlere de para ödemeye başladılar. Microsoft’un ofis iletişim yazılımlarına; iPhone’un plastiğine, silikonuna, madenine değil kolaylığına, tasarımına, aklılılığına para ödemek gibi.

Yeniliklerin kattığı değer sadece rahatlık, kolaylık ve akıl ile de sınırlanamaz elbette… İnsanlar keyifli zaman için para ödemeye başladılar, bilgi için para ödemeye başladılar.

Bilgi ve keyifli zaman geçirme araçları ise,
1 – üretmek için büyük sermaye gerektirmiyorlar
2 – kopyalama maliyeti olmayan şeyler.

Sorun da sanayi ekonomisinden bilişim ekonomisine geçişte yaşanıyor. Değişimi anlamayanlara örnek olarak Türkiye’deki gazete patronlarını verebiliriz. “Takdir edileceği üzere; bu durum ciddi emek ve maliyetlerle çıkartılan gazeteler ve gazetelerin internet siteleri” diyerek “yatırım, makineler, gazeteci maaşları, dağıtım araçları, ve saire’nin maliyetini” öne sürüyorlar. Ancak kendileri blogger’lardan malzeme topluyorlar. Blogger’ların baskı makineleri, elle tutulur yatırımları, maaş ve dağıtım gibi maliyetleri olmadığından, kopyalamayı hak zannediyorlar. Kendi deyimleriyle “fikir ve emek hırsızlığı” yapıyorlar.  Bilgi birikiminin de bir maliyeti ve değeri olduğunu anlayamıyorlar.

Bilgiye (belki enformasyon demeliyiz) ve eğlenceye daha fazla değer verilmesi, değer = para zanneden zihniyetin iştahını arttırıyor. Orada değer var. İnsanlar buna eğilim gösteriyor. “Bundan para kazanalım” diyorlar. Bu noktada “kopyalama ve yayma maliyetinin olmaması” da onları üzüyor.

O zaman SOPA göstermeye kalkıyorlar.

😉

Kendi sorgulama ve anlama notlarım.

🙂

Etiketler: , , , , , , , , ,

Kategori: bilişim, interaktivite, yaşamın içinden

“Telif üzerine sorgulamalar” yazısına şu ana kadar 6 yorum yapılmış:

  1. Sopa demişken, “Olum bak git” videosu milyonlarca izlendi.
    TVler dünya kadar ekmeğini yedi. Youtube reklam geliri elde etti ve diğer yerli siteler.

    Peki sopayla vuran adam? 🙂
    Peki dayağı yiyen çocuk?
    Peki olayı görmemizi sağlayan amatör kameramanımız cep telefonlu arkadaş?

    En son hatırladığım dava sonucu pek iyi gitmiyordu vuran temizlik işçisi için. Ve bu isimle bir film yapıldı. Ayıp olmasın diye adama bir ev hediye edeceğiz dendi.

    Bu hikayedeki “içerik” bir şiddet olayındaki komedi unsuru.

    Blog yazarı deyince -maalesef- bu olayı çeken, elindeki cep telefonu ile çeken o arkadaş gibi algılanıyor.

    “Ver bakayım şu videoyu neymiş deniyor. ” TV kanallarınca.

    Kandırmak için bazen ismi de zikrediliyor ki blog yazarı sevinsin. 🙂 Arıza çıkarmasın.

    Çoğunlukla gazete yazarı arkadaşlar o blogu okuyup, fikri alıp, yeniden yazıyor.

    Allama pullama becerileri yüksek olduğu için blog yazarı uğraşsa da kendisinden çalınanı ispatlayamıyor.

    Defalarca gördük defalarca yaşadık. Tatsız bir konu.

    Telif hakları ve patent hakları ise mutlak derecede önemli bence de.
    Eğer yazılarımızın, buluşlarımızın karşılığı alabilseydik bizler şu anda olduğu gibi başka işler yaparak geçinme derdine düşmezdik. Binlerce potansiyel sanatçı ve mucidimizi böyle kaybediyoruz.

    Görünüşe göre etmeye de devam edeceğiz.

  2. Özgür Acar :
    30 January 2013
    3:03 pm

    Telif konusunda bilgi hırsızlığı işin bir yönü, diğer yönü ise sahne sanatları ile ilgili. Bence ikisine farklı yaklaşmak gerek. Çoğu artık iş yapamaz, canlı konser vermeye kalksa 2 şarkıdan sonra sesi kısılacak ya da çektiği filme seyirci bulamayacak pek çok “sanatçı” korsan müzik, film “endüstri”sinden şikayet ediyor. Bu konuda elbette haklılar ancak günümüz artık iki şarkı yaptım zengin olayım dönemi değil. Rolling Stones ya da Leonard Cohen gibi ustalar bile 70 yaşından sonra yıllar süren dünya turnelerine bundan dolayı çıkıyorlar, parayı konserden ya da reklamdan elde ettikleri gelirler, tv gösterimlerinden veya radyolardan aldıkları teliflerle kazanıyorlar. Depeche mode gibi bir grup albumlerini ücretsiz yayınlamaya bundan dolayı başladı. Ayrıca korsan sektörü normalde 1000 adet satılacak ürünleri belki yüzbinlerce sattırarak sanatçının popularitesini de artırarak hem onlara değer kattı hem de insanların kültürel gelişimine katkı sağladı. Özgün yazı, bilimsel eser vb. lerinin durumu ile sahne sanatlarına ait teliflerin durumu o nedenle birbirinden farklı. Blog kopyalama meselesi ise daha çok Türkiyede bir sorun olabilir. Batıda bloglar da telif anlamında korunuyor diye biliyorum. Türkiyede emek bilim hırsızlığı hırsızlık kabul edilmediği için böyle oluyor sanırım. Ayrıca son teknoljiler alıntıları rahatlıkla tespit edebiliyor. Kaynak göstermeden yapılan alıntılar internette yakalanabilir. Belki önde gelen blog yazarları bir araya gelip MÜYAP benzeri, hak takibi yapacak bir oluşum oluşturabilirler.

  3. Süleyman Sönmez,

    Söylediklerine katılıyorum.

    Yukarıda Özgür Acar’ın dediği gibi “Belki önde gelen blog yazarları bir araya gelip MÜYAP benzeri, hak takibi yapacak bir oluşum oluşturabilirler” Böylece biz de “fikir ve emek hırsızı” diyerek gazetenin ve/veya yazarının adını verebiliriz.

  4. Telif üzerine düşünsel sorgulamalarımın devamı…

  5. İşbirliği fırsatlarına odaklanmak yerine “kazanan her şeyi alır” diye düşünen, böylece rekabet yaratan girişimci ve yatırımcıların “bilişim dönemi” düşüncesinde olduğuna inanıyor musunuz?

  6. Değişime ait tüm yazılar

Yorum Yazın