"yaşamın içinden" kategorisindeki yazılar:

Bir “reddedilme” öyküsü

25 February 2010 Thursday

Öğrenciydik. Bir akşam arkadaşlar bir araya geleceğiz. İçlerinden biri gelince anlattı. O zamandan beri aklımda…

:-(

Arkadaş şehir dışında okuyordu. Sömestre tatili olduğu için gelmiş. Anne-baba onu özlemişler aylardır. Birlikte olmak istiyorlar.

Oysa arkadaş, başka şehirde kaldığından özgürlüğüne iyice alışmış. Eve geldiği, çıktığı saati kimseye söylemiyor. Hesap verme zorunluğu yok.

Babası akşam yemeğini birlikte geçirmek istiyor. Konuşmalar şöyle sürüyor.

-    Oğlum akşam yemeğini birlikte yiyelim. Sonra git…

-    Akşam yemeğine kalınca ne olacak.

-    Senin yüzünü göreceğim.

-    Resmimi vereyim, ona bak.

-    Oğlum… Sen benim resmime çook bakacaksın. Ben seni görmek istiyorum.

:-(

“Ne yaptın bu sözü duyunca?” diye sordum.

“Kalkıp geldim” dedi… Ama ekledi… “Ağır konuştu yahu…”

:-(

Bu yazıyı neden yazdım. Tunç Kılınç’ın reddedilmek konulu yazısına gelen yorumların çoğunluğu sevgili veya iş konulu olduğu için… Hangisi yukarıdaki kadar ağır acaba…

Hangisinin ağırlığı azalmayıp da artar, yıllar geçtikçe…Üstelik reddeden sen olduğunda…

;-)

Oyunu paylaşmak

18 February 2010 Thursday

17 Şubat’ta yazdığım “Beklenti düzeyi” isimli yazıya friendfeed’de gelen yorumlar etkileyiciydi.

:-D

Fundalina’nın “Yanımda yürüyen birine tempomu uydurur ve ritmini yakalarım ama beni geçmeye çalışırsa geride kalır. Mücadele ve rekabet insanın doğasında vardır ve ayarını kaçırmazsak çok da gereklidir.” sözleri, beni de anlatıyordu.

Tuğçe Tuğ “Ben bu yazıyı okuyunca Youngguns sürecimi düşündüm de kazanamasam bile çok eğlendiğim bir oyundu benim için…  üstelik bana çok şey  katan…” diye yazmıştı.

Evren Elif Kuyu ise “kazanmayacaksam bile ..oyunu paylaştıklarımın isimlerini ”ama bunlarla oynadım”diye geçirmeyi diliyorumm :-) ” demişti.

  • İtiraf ediyorum. Yorum cümlelerinin tamamı burada değil. Funda,  Tuğçe ve Evren’in yorumlarından  sadece belli kısımları, beni en çok etkileyen satırları buraya yazdım. Hepsini birden, şu linkte bulabilirsiniz. basketteam

:-D

Bu cümleler üzerine düşündüm.

Oyunu paylaştıklarımın adlarını başkalarıyla paylaşamasam bile “içimden keyifle geçirmek”, “ben bunlarla birlikte oynadım” demek…

Muhteşem hocalarım oldu. Muhan Soysal, Osman Ata Ataç, Kamil Kozan… sizlerle paylaşabildiklerim. Ve benim ben olmama neden olan daha niceleri…

Bazılarıyla birlikte yürüdüm. 30+ yıllık onlarca arkadaşım var. Akşamın bir saatinde sesini duyduğumda kızmadığım, aksine sevindiğim…

Bazılarının yanında çalıştım. İsmail Yalçınkaya’yı, Metin Ünal’ı, Ayhan Keyman’ı, David Owen Hill’i hep mutlulukla andım. Yazmadığım ama şükranla andığım diğerleri de var elbette…

Nice değerli ekiplerle çalışmışım. Ve nice değerli öğrencilerim olmuş…

Oyun deyince… Sonradan milli takımda oynamış kaç kişi ile karşılıklı veya beraber maç yapmışım…

:-D

Düşündüm de, oyunda onlarla birlikte olmak zaten ödülün kendisi…

Yani, kazanmak aslında oyunda olmak… Gerisi pek de önemli değil.

:-D

Beklenti düzeyi

17 February 2010 Wednesday

Fıkra bu…dog_playing_chess

:-P

Adam bir otelin lobisinde köpeği ile satranç oynuyormuş.  Etrafını insanlar sarmış. Herkes hayretle köpeği izlemiş. Sonra içlerinden biri adamı tebrik etmiş:

“Harika bir köpek bu… Satranç oynuyor.”

Ama adam mutsuz bir şekilde yanıtlamış. “Evet… Poker de öğrettim. Ama maalesef eline iyi kağıt gelince kuyruğunu sallıyor.”

:-P

Bazen oyunu oynamak, kazanmaktan daha mı zevkli acaba?..

:-P