Ne olacak bu Y kuşağı?…
10 July 2010 SaturdayKendini doğruluyan kehanet yazısına Arda’nın yorumu, bazı anıları hatırlattı.
O sırada her kişi, 7 – 8 projeden sorumlu. Sorumlu derken, ucundan tutmuyor, iki elleriyle ve var güçleriyle kavramış durumdalar. Bunlardan bazıları da çok milyon dolarlık projeler.
Bazı hatalar oldu.
- Yeni yaptırdığımız kartlarımızın arkasına yanlış web-site adresi yazdırmışız.
- Faiz değişikliğini müşterilere duyurmuşuz, ama kart ekstrelerinin arkasını değiştirmeyi atlamışız.
Olay patladı.
Bu arkadaşlar bize gelip, “ama… lakin… fakat… oysa…” demedi. Y kuşağı gibi, “zaten 7 – 8 projeye bakıyorum, biliyorsunuz… yoğunum… iş yükü… daha gencim… tecrübesizim… ” Emin olun, bunların hiçbiri söylenmedi.
Başarı primlerini yeni vermiştik. Sorumlu ürün yöneticimiz “Başarı primini iade edeyim. Ayrıca kovulma durumunda tazminat da ödememeniz için isterseniz ben istifa edeyim” dedi. Yaptığı hatanın bedelinin farkındaydı.
- Perakende bankacılıkta kar marjları %1 civarındadır. 50 bin dolarlık zarar yaratmışsanız, yaklaşık 5 milyon dolarlık cironun getirdiği tüm karı süpürmüşsünüzdür. Dolayısıyla patronunuzdan, 5 milyon dolarlık fırça yersiniz.
Arda’nın dediği gibi “kartal yuvasına” çıktık. Fırçamızı yedik. (5 milyon dolarlık fırçayı ne siz sorun, ne ben söyleyeyim.) “Kimleri kovacağız?” diye soruldu. Ekipten kelle vermedik.
Hatalarından ders alan, değil aynı uzağından benzer hataları bile bir kez daha yapmayan ekiplerimiz bize büyük gururlar yaşattı. Hayatım roman yazısında bunların bir kısmı var.
Ne mutlu bize ki, onlar gibi iş arkadaşlarımız oldu. Arkamızı kollamak zorunda değildik. “Ver – unut” yılları yaşadık. Arda, Armağan, Berna, Gaye, Pınar, Sedef, Özgür… ilk anda sayabildiklerim.
Şimdi ise… Y kuşağı var ya… Bahanelerine öylesine inanıyor ki, yanlışlarından hiç ders almıyor. Olaydan sıyrılıyor. Sanki başkasının suçu gibi de hayretle bakıyor.
Sahi, ne olacak bunların hali?..



1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
