"bireycilik" etiketli yazılar:

Kendini pazarlama

19 January 2010 Tuesday

Geçen senenin Nisan veya Mayıs ayıydı. Tunç Kılınç, Sn. Fatoş Karahasan’ın dersine konuk olmuştu. Ben de yancı durumunda, her ikisinden de bir şeyler öğrenmek amacıyla olay mahallindeydim.

İletişim öğrencileri… Çoğu büyüyünce reklamcı olacaklar (ya da olmayı hedefliyorlar)… Tunç farklılaşmanın öneminden bahsetti önce. Sonra da herkese “nasıl bir CV hazırlardın” diye sordu.

Yarısına yakını, klasik CV formatından vazgeçmeyeceğini söyledi. Tunç’un, “diğer başvuranlar arasından neden seni seçsin ki?” zorlamaları sonucu pek değiştirmedi.

:-P

Nereden mi aklıma geldi. Friendfeed’de İpek Aral Kişioğlu’nun [1] ve [2]
yazılarını görünce…

Başvuran yüzlerce kişi arasından nasıl farklılaşacağımızı da düşünelim diye… Kendimizi birey olarak, her zeminde ifade edelim diye…

;-)

Bir buçuk marka

06 March 2009 Friday

Bugün derste “kim, ne kadar CRM yapar” konusu da tartışıldı.

Konu dönüp Laura Ries’in “1.5 marka kalır” sözüne geldi. (Bilmeyenler için: Selim Tuncer’in sitesinde tartışılıyor.  Sonuna kadar dikkatle okuyun. Yorumları ve linkleri boş geçmeyin)

Diyorum ki, birey kavramı öne çıkarken, “harc-ı alem” ürün ve hizmetlerle, ölçek ekonomisine sırtını dayamış bir şirket, istediklerinizin ne kadarını verebilir ki… Siz farkı gördükten sonra, aynıya ikna olabilir misiniz.

Pazarlama ustası bir başka arkadaşımız, daha kesin tahminde bulunmuş. “Her sektörde pazarın %80’i, iki – iki buçuk marka tarafından yönetilir” demiş.

Benim düşünceme daha yakın. Sözü edilen %80 zaten “harc-ı alem”dir bence… Ancaaak, kalan %20 var ya… O çok daha karlı olacak. Ne kadar ufağa bölünürse, o kadar karlı pazarlar çıkacak. Bölünecek de… Birey… Farklılık… Pazarlama…

Büyük şirketler bire bir pazarlamada zorlanırlar. Ortalamaya kaçma eğilimi yaşarlar. Maliyet unsuru öne çıkar. Bu arada CRM dünyası bir çok yeniliklerle tanışır. (Örnek [1] ve [2])

Ama niş pazarları yaratanlar, müşterisine çok yakın olacaklar. Bu kaçınılmaz.

Aksi takdirde, (eski bir atasözü) tabiat boşluktan korkar. Sen doldurmazsan, başkası dolduruverir.

;-)

Başkası ile çalışmak

01 March 2009 Sunday

Bir öğrencim dersi alma kararını verirken sordu:

- Bu derste grup ödevi yapılacak mı?”
- Hayır.
- İyi öyleyse… Bu dersi alacağım”

Çelişik düşünceler geçti kafamdan…

(1) Öğrenciyken ben de aynısını yapardım. Grup çalışmasının zorunlu olduğu derslerde, sınıfın en tembel öğrencilerine “Ödevi tek başıma yaparım. Kimsenin elini sürdürtmem. Bu şartlarda anlaşıyorsak adınızı yazmaya hazırım. Teslim tarihinden önce bitirip, size de veririm okumanız için…” derdim. Herkes memnun olurdu.

(2) Ne var ki, iş hayatında her şeyi başkaları ile birlikte yapmak zorundasın. Bazen eşit seviyedekiler ile, bazen astların veya üstlerinle… Okuldaki gibi cengaverlik yapılamıyor.

Etrafımdaki genç arkadaşlarla konuştum. Başarılı ve yaratıcı olanların hemen hepsi bireysel çalışmayı seviyorlar. Grup ödevleri, okuldaki en kötü anıları…

Şikayetlerini dinledim. Diyorlar ki:

- Toplantı tarihini belirlemeye kalktım. O dakikadan sonra her şeyin sorumlusu oldum. Toplantıya gelmeyen olduğunda, ona değil bana hesap soruluyor, “Ayşe neden gelmedi?” diye…

- Ben yönlendirmezsem, kimse bir katkıda bulunmuyor.

- Kimin hangi kısımdan sorumlu olacağını bile ben belirliyorum. Bir tanesi ortaya çıkıp, “şu kısmı ben üstlenirim” demiyor.

- Hiçbiri kendi kısmını düzgün hazırlamamış. Sanki istemeden yapıyor gibiler.

İş hayatında geçen yıllarıma güvenerek biraz destek olmak istiyorum.

Bence burada sorun tavırda…

Yetki devri yapmak / yapmamak değil; bunun nasıl yapıldığı… Örneğin toplantı saatini  tespit ederken “kimsenin itirazı yoksa” değil de “herkes için uygunsa, şu gün buluşalım mı?” demek. “Herkes boş saatlerini bildirsin” demek yerine, “birlikte karar verelim” demek.

“Şöyle paylaşalım” değil de “Ayşe, sen şu kısmı almak ister misin? Yoksa başka bir kısım olsa daha iyi yaparım der misin?” diye sormak.

İnsanları niyetler değil, tavırlar yönetir.

Başarı odaklı ama ego’su büyük genç arkadaşlar bu üslubu deneyemiyor. Sonuçta, ekip arkadaşı değil de tüm sorumluluğu kendilerine bırakan köleler yaratıyorlar. İlgili bütün taraflar mutsuz :-(

Belki sözlerin ve motivasyonun üstadı Tunç Kılınç da eklemeler yapar. Böylece tanımadığımız gençlere bir faydamız olur.

:-)