"Harvard Business Review" etiketli yazılar:

Bir Beceri Olarak Cesaret

16 July 2010 Friday

MESS tarafından yayınlanan Zor Zamanlarda Kariyerinizi Yönetmek adındaki kitaptan bir makaleyi özetlemiştim. (Harvard Business Review’de  yayınlanmış kariyer konulu bazı makaleleri bir araya getirmişler.)

Profesyonel kariyer amaçlayan gençlere faydalı olduğunu düşündüğüm yazıları özetlemeye devam ediyorum.

:-D

Kathleen K. Reardon, şirketlerde (iş hayatında) cesaret davranışlarını incelemiş. Diyor ki,

İş hayatında cesur hareket aslında özel türde bir hesaplı risk almadır. İyi liderlerde ortalamanın üstünde cesur hamleler yapma isteği vardır., ancak başarılı olma olasılıklarını – ve kariyer intiharından sakınmayı – derin düşünme ve hazırlık yoluyla artırırlar.

Kendisinin cesaret hesaplaması adını verdiği 6 farklı süreç bulmuş. Bunları Bir Beceri Olarak Cesaret (Courage as a Skill)  adlı makalesinde anlatmış.

Bu süreçler,

Hedefler koymak

İster birincil, ister ikincil olsun, hedefleriniz gerçekleşmesi olanaksız tutkular değil mantık çerçevesinde ulaşılabilir şeyler olmalıdır.

Hedeflerinizin önemini belirlemek

Cesaret siyasi sermayeyi düşük öncelikli meseleler için israf etmek değildir.

Güç dengesini çevirmek

Çevrenizdeki kişilerle ilişkiler kurarak ve onları etkileyerek, aksi takdirde sizin üzerinizde hakimiyet kuracak insanlara siz hakim olursunuz. Bu size üzerinden cesur hareketler yapabileceğiniz daha geniş bir taban sağlar.

Riskleri ve yararları karşılaştırmak

Cesaret hesaplamasının bu unsuru trade-off’lara odaklanır. Kimin kazanması olası? Kim muhtemelen kaybedebilir? İleriye gitmeniz halinde saygınlığınız onarılmaz derecede lekelenebilir mi? Saygınlığınızı veya işinizi kaybedecek misiniz? Başkalarının saygınlıklarını veya işlerini kaybetmelerine neden olacak mısınız?

Bazı trade-off’lar eylemin niteliğiyle ve kullanılan stratejiyle ilgilenir. Doğrudan ve kuvvetli bir şekilde hareket etmeniz mi yoksa dolaylı bir yaklaşım benimsemeniz mi amaçlarınıza daha iyi hizmet eder?

Doğru zamanı seçmek

İş hayatında tek amaçlı bir şekilde hareket etmek genellikle aptalcadır.

Bir hamle yapmadan önce, başarılı olma olasılığınızı artırmak için yeterli desteği, enformasyonu veya kanıtı yoluna koymak önemlidir.

Doğru zamanı seçmek cesaret hesaplamasının en zor kısmıdır; insanın çevresine derin bir duyarlılık göstermesini ve hayli sabır gerektirir.

Beklenmedik durum planları geliştirmek

Bir risk alma durumunda çoğu insan tek bir girişimde bulunur. Kapıyı çalar, yanıt gelmezse vazgeçer. Birincil ve ikincil hedeflerini başaranlar, arka kapıyı çalmayı, bir camı tıkırdatmayı, hatta ikinci defa geri dönmeyi denerler.

Riskli durumlarda kazanmak çoğu zaman daha önce olmadığımız gibi olmayı, düşünmediğimiz gibi düşünmeyi, hareket etmediğimiz gibi hareket etmeyi gerektirir.

Cesur yöneticiler kendilerini, en kötü durum senaryoları da dahil olmak üzere, her türlü olası sonuca hazırlarlar.

:-D

Önemli notlar:

  1. Bu makale profesyonel kariyer peşinde olanlar için yazılmıştır. Girişimcilik ayrı beceriler gerektirir.
  2. Bunların hepsini yaptım mı? Kesinlikle hayır. Bir önceki makale, tamamıyla benim düşüncelerimi yansıtıyordu. Bu makaledeki bazı süreçlerde çuvallamışımdır.

:-P

Başka makaleleri özetlemeye devam edeceğim.

:-D

Dayanıklılık

06 July 2010 Tuesday

Dün yazmıştım. Genç arkadaşlarla sohbetlerimde dikkatimi çeken konular var. Bunlardan biri, bahanesiz düşünemiyor olmaları.

Bir başka konu da dayanıksızlıkları…

Dayanıklılık konusunda birşeyler yazmayı düşünüyordum. İyi olacak hastanın…

MESS tarafından yayınlanan bir kitap geçti elime… Zor Zamanlarda Kariyerinizi Yönetmek adında… Harvard Business Review’de (HBR) yayınlanmış bazı makaleleri bir araya getirmişler.

Gençlere faydalı olduğunu düşündüğüm yazıları özetleyeceğim.

HBR’ın kıdemli editörlerinden Diane L. Coutu’nun  “Dayanıklılık Nasıl İşler” (How Resilience Works) adlı makalesinden başlayacağım.

  • Link’te sadece 3′üncü maddenin tamamı var. Onu bulabildim.

Şirketleri ve insanları incelemiş. Vietkong’a esir düşüp geri dönenler ve Alman toplama kamplarından sağ kurtulanlar ile de görüşmeler yapmış.

Aşağıdaki 2 :-D ‘nin arasındaki satırlar, makaleden aldıklarım. Mavi yazılı olanlar ise, kişisel görüşlerim.

:-D

Kimin başaracağını ve kimin başarısız olacağını, eğitimden, deneyimden ve çalışmadan ziyade kimin dayanıklı olduğu belirleyecektir. Dean Becker (Adaptive Learning Systems’in CEO’su)

Dayanıklı insanları ve şirketleri 3 temel nitelik diğerlerinden ayırıyor gibi görünmektedir.

1 – Gerçeği kabul etme ve yüzleşme kapasitesi.

“Vietkong kamplarından kimler kurtulamadı?” diye 8 yıl boyunca esir kalan ve işkenceler gören Amiral Jim Stockdale’e sordum. “İyimserler” diye yanıtladı. “Noel’de çıkacağımızı söylediler. Sonra Paskalya’da çıkacağımı söylediler. Daha sonra 4 Temmuz’da, daha sonra Şükran Günü’nde, sonra yine Noel’de…  Sanırım kırık kalpten öldüler”

İyimser olmak iyidir. Fakat büyük zorluklarda, abartısız, neredeyse kötümser bir gerçeklik duygusu çok daha önemlidir.

Değişen koşullara çabuk uyum sağlamak; “ama bana şöyle demiştiniz…” e takılmamak; yeni kurallar çerçevesinde düşünebilmek de bu maddenin altında…

Eski yazılarımdan “Gerçeği, sadece gerçeği” ve onun friendfeed’deki yorumlarını da okumayı öneririm.

2 – Dayanıklı insanlar ve kuruluşlar yaşamın bazı yanlarında anlam bulmak gibi bir yeteneğe sahiptir.

Dayanıklı insanlar kendilerini kurban olarak görmezler. Kendileri ve diğerleri için bir tür anlam yaratmak amacıyla kendi acıları etrafında kurgular üretirler.

Değişime uyum” yazısındaki örneğe iyi bakın. Bu arkadaşın bunalımını birkaç gün içinde aştığını gözlerimle gördüm.

Çoğu araştırmacı bu anlam yaratma dinamiğinin, dayanıklı insanların bugünün zorluklarından, daha dolu, daha iyi inşa edilmiş bir geleceğe köprüler kurmasının bir yolu olduğunda hemfikirdir. Bu köprüler, şimdiki zamanın bunaltıcı olduğu duygusunu ortadan kaldırarak, kelimenin tam anlamıyla şimdiyi yönetilebilir kılar.

3 – Doğaçlama yapma yeteneği (elde olanlarla yetinebilme becerisi)

Alışıldık ve aşikar araçlar olmaksızın sorunları çözme yeteneği.

1992’de Andrew kasırgası Florida’yı yerle bir ettiğinde UPS arabalarında ve karavanlarda yaşıyan insanlara kargo teslimi yapmış.

Bu noktada “Bahanesiz Düşünme Eğitimi” adlı yazımı okuyun.  Hemen her adres geçersizken, UPS çalışanları iş yapmamak için bahane bulabilirlerdi. Muhtemelen kimse de onları suçlayamazdı. Gençler, size sesleniyorum.

Sonuçta…

Yahudi soy kırım kamplarından sağlıklı kurtulanları gözlemleyen Maurice Vanderpol, çoğunda “plastik kalkan” adını verdiği bir şeyin olduğunu farketti.

Kalkan, mizah anlayışı dahil birkaç faktörden oluşuyordu. Mizah genellikle kara mizahtı, ama yine de önemli bir perspektiv duygusu sağlıyordu. Yardımcı olan diğer temel özellikler, başkalarıyla bağ oluşturma becerisi ve hayatta kalanları kötü davrananların tacizlerinden koruyan bir iç psikolojik alana sahip olmayı kapsıyordu.

Sıkıcı toplantılarda uyguladığım yöntemin benzerini, zor günlerde de uygulayabilirsiniz. Bizim Akıl fıtığı yazımız, böyle bir dönemde ekibimiz tarafından kollektif üretilmiştir.

Giderek artan deneysel bulgu yoğunluğu, dayanıklılığın öğrenilebileceğini gösteriyor.

Yani dayanıklılık,  genetik veya fiziksel bir şey değil.

:-D

Özet bitti.

Kendime pay çıkaracağım. Çocuklarıma ve bana yakın olan gençlere anlattıklarım da neredeyse aynısı… (İnsan kendisini destekleyen yazılara daha çok ilgi duyuyor. Ama benim yaşadıklarıma da bire bir uydu.)

Başka yazıları da özetleyeceğim.

:-P

Pazarlama Miyopluğu

11 April 2009 Saturday

Bugünün yazısı tamamen alıntı. Theodore Levitt’in 1960’da Harvard Business Review’da yayınladığı Pazarlama Miyopluğu (Marketing Myopia) makalesinin çook kısa özeti.

Son günlerde bu makaleden çok bahsettim. Önemli… Dünyada en çok alıntı yapılan makaledir.  Düşünün ki milyonlarca kez alıntı yapılmış, milyonlarca kez bu kavramdan bahsedilmiştir. Bir çoğunuz biliyordur. Ola ki okumaya fırsat bulamayanlarımız da vardır. Bu nedenle kısa bir özet vermek faydalı.

Pazarlama Miyopluğunun örneklerinden biri hepimize aşina.

  • Hollywood yıllar önce kendi iş kolunu “sinema için film yapmak” diye tanımlamıştı. Dünyada TV öne çıkmaya başlayınca, ciddi bir krize girdiler. (Benzer durum Türkiye’de, Yeşilçam’da da olmuştu.)
  • Bu krizi Hollywood (ve Yeşilçam) nasıl aştı biliyor musunuz? Yıllarca rakip olarak tanımladığı TV için film yaparak. Yani Hollywood (ve Yeşilçam) asıl işinin “eğlence üretmek” olduğunu anlayamamıştı. Öğrendikten sonra krizden kurtuldu.

Bazı sektörler, bazı şirketler, bazı kişiler kendilerinin temel faaliyetini yanlış tanımladıkları için krize girerler. Bu dar görüşlüğe, Pazarlama Miyopluğu adı veriliyor.

Gelecekte bir çok örnek vereceğim.

:-)