"Muhan Soysal" etiketli yazılar:

Oyunu paylaşmak

18 February 2010 Thursday

17 Şubat’ta yazdığım “Beklenti düzeyi” isimli yazıya friendfeed’de gelen yorumlar etkileyiciydi.

:-D

Fundalina’nın “Yanımda yürüyen birine tempomu uydurur ve ritmini yakalarım ama beni geçmeye çalışırsa geride kalır. Mücadele ve rekabet insanın doğasında vardır ve ayarını kaçırmazsak çok da gereklidir.” sözleri, beni de anlatıyordu.

Tuğçe Tuğ “Ben bu yazıyı okuyunca Youngguns sürecimi düşündüm de kazanamasam bile çok eğlendiğim bir oyundu benim için…  üstelik bana çok şey  katan…” diye yazmıştı.

Evren Elif Kuyu ise “kazanmayacaksam bile ..oyunu paylaştıklarımın isimlerini ”ama bunlarla oynadım”diye geçirmeyi diliyorumm :-) ” demişti.

  • İtiraf ediyorum. Yorum cümlelerinin tamamı burada değil. Funda,  Tuğçe ve Evren’in yorumlarından  sadece belli kısımları, beni en çok etkileyen satırları buraya yazdım. Hepsini birden, şu linkte bulabilirsiniz. basketteam

:-D

Bu cümleler üzerine düşündüm.

Oyunu paylaştıklarımın adlarını başkalarıyla paylaşamasam bile “içimden keyifle geçirmek”, “ben bunlarla birlikte oynadım” demek…

Muhteşem hocalarım oldu. Muhan Soysal, Osman Ata Ataç, Kamil Kozan… sizlerle paylaşabildiklerim. Ve benim ben olmama neden olan daha niceleri…

Bazılarıyla birlikte yürüdüm. 30+ yıllık onlarca arkadaşım var. Akşamın bir saatinde sesini duyduğumda kızmadığım, aksine sevindiğim…

Bazılarının yanında çalıştım. İsmail Yalçınkaya’yı, Metin Ünal’ı, Ayhan Keyman’ı, David Owen Hill’i hep mutlulukla andım. Yazmadığım ama şükranla andığım diğerleri de var elbette…

Nice değerli ekiplerle çalışmışım. Ve nice değerli öğrencilerim olmuş…

Oyun deyince… Sonradan milli takımda oynamış kaç kişi ile karşılıklı veya beraber maç yapmışım…

:-D

Düşündüm de, oyunda onlarla birlikte olmak zaten ödülün kendisi…

Yani, kazanmak aslında oyunda olmak… Gerisi pek de önemli değil.

:-D

Müzakere’ye devam…

05 February 2010 Friday

Dün yazdığım Müzakere üzerine yazısına yorum yapan Serdar Dağıstan önemli bir noktayı vurgulamış:

Pazarlığa oturan taraflardan bir tanesi işi bir gurur meselesine çevirirse, o zaman aralıkların hiç bir anlamı kalmıyor.

Daha önce “Pazarlık etmenin sınırı” isimli yazıda ben de bu konuya dokunmuştum. (Yeniden okunmasını öneririm.)

;-) muzakere_5

Çoğumuz, iş yaşamının uzun vadeli bakış açısını değil, kısa vadeli hazların peşinde koşmayı tercih ederiz. “Ne biçim kazandım”, “Adamı süründürdüm” demeyi (hatta başkalarının böyle söylediğini duymayı) severiz. Yani gurur, hatta kibir öne çıkar.

UYARIYORUM.  “Müzakere = öldüresiye pazarlık” değildir.  Kazanç – kazanç yaratan pazarlık etmeyi öğrenmeliyiz. Bir yandan çıkarlarımızı artırırken, diğer yandan olası bir “yeni sürtüşme”yi ortadan kaldırmayı amaçlamalıyız.

Atalarımız boş yere, “iki testiyi çarparsan biri kırılırsa diğeri de çatlar” dememişler… Kendisinin çatladığına bakmadan diğerinin kırıldığına sevinmek akıllı işi değildir. muzakere_6

:-D

Rahmetli hocam (kutup yıldızım) Muhan SoysalMüzakere Psikolojisi” [1] [2] dersinde defalarca söylemişti.

Bir anlaşmazlık için hiçbir şey bir anlaşma kadar uygun değildir.

:-P

Müzakere ile kavgayı karıştırmamalıyız. Pazarlık yapmanın amacı, “ne pahasına olursa olsun” kazanmak değildir. İlk başta kazandığınızı zannetseniz bile, sonra  yenilgiyi tadabilirsiniz.

:-D

Öğrenciydik bir zamanlar

09 August 2009 Sunday

ODTÜ İşletmecilik Bölümü’nde son sınıfta öğrenciyiz.

Business Policy (İş Politikası) dersinde, vaka analizleri ile ders yapılıyor. Sınıfta ciddi tartışmalar oluyor. Sınıf 80 kişi… Ama her sınıfta olduğu gibi, orada da aktif 8 – 10 öğrenci var. Tartışmalar genelde onların arasında oluyor.

Muhan hoca tüm sınıfı tanımak arzusundaydı. Derse girdiğinde bu 8 – 10 öğrencinin isimleri teker teker söyledi.

  • “Siz anfinin en arka sıralarında oturacaksınız. Söz istemeyecek, parmak kaldırmayacaksınız. Tartışmalara ben söylemedikçe katılmayacaksınız. Ama… Sorduğum zaman dersi takip etmiyorsanız, fırsattan istifade arkada dalga geçiyorsanız da canınıza okurum.”

Arka sıraya geçtik.

Günün konusu IKEA gibi bir şirket. “Kendi mobilyanı kendin yap” türünde bir oluşum inceleniyor. İngilizcede “do it yourself” (kendi işini kendin yap) deniyor.

Arka sırada bir yandan dersi izliyoruz, bir yandan da bu “kendi işini kendin yap” deyimi üzerine şakalar türetiyoruz. Zaten karşı cinse dokunmanın bile “muzır” sayıldığı yıllar…

Bir dosya kağıdına kurşun kalemle şunları çiziktirdik.

IBM_01

Türkçesi (biraz zorlama ile…)

IBM_02

Kağıdı eve getirdim. Kardeşimin Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Bölümü’nde okuyan bir arkadaşı da Ankara’ya gelmişti. Espriyi beğendi. Kağıdı aldı.

Bir sene sonra, Boğaziçi’li bir arkadaşa bundan bahsettim. “Biliyorum” dedi… Okulun Bilgisayar Bölümü’nde gördüğünü söyledi…

:-P