Aslında başlık feed-back olacaktı. Ama yabancı dilde başlık koymak istemedim.
Blogu uzun zamandır takip edenler bilirler. Profesyonel yaşamda en önem verdiğim konulardan biri feed-back alma becerisidir. İşe giriş dizisinde [1], [2], [3] bunun üzerinde çok durdum.
Kişisel olarak da dikkat ederim. Hemen her olgudan bir ders çıkarmaya çalışırım. Aynı hatayı defalarca yapmaktan bilinçli olarak kaçınırım.
Ne var ki hiç dikkate almadığım feed-back’ler de oluyor. Şöyle ki:
Arka sıraya oturup kıkırdamak için derse geliyorlar. İş hayatına dokunmadan MBA’e başlamışlar. Sanki okulun devamı gibi MBA’e gelmiş. “Ayrı oturun” deyince, “Lise öğretmeni muamelesi yaptığımı” söylüyorlar. “Mecburen öyle yapıyorum. Siz lise öğrencisi gibi davranıyorsunuz!” diyorum. Bozuluyorlar…
CRM’i yanlış anlıyor. Derste “bir müşteri olarak…” diye ödev sayısı konusunda fikir söylüyor. Sanki “parasını veriyorum, ona göre davran” tarzında… “Benim durduğum yerden bakınca, müşteri değil öğrenci gibi görünüyorsun” diyorum. Bozuluyor.
Bir banka ile sorun yaşamış. Başına gelen olayı anlatıyor. Bankanın nasıl düşündüğü konusuna kendisini inandırmış. 20 yılımı bankada (üstelik onun şikayetçi olduğu alanda) geçirmişim. Yanlış düşündüğünü anlatıyorum. Aynı cümleleri tekrarlıyor. Öğrencilerden biri Banka Teftiş Kurulu üyesi. O da anlatıyor. Ama nafile… “Tamam konuyu uzatmayalım. Ders sonrası tartışalım.” diyorum. “Benim konuşma hakkımı elimden alamazsınız” diyor. “Arkadaşlar buraya senin konuşmanı dinlemek için değil, CRM dersini dinlemek için geliyor.” diyorum. Bozuluyor ve sınıfı terk ediyor.
Bir öğrenci her derste gıcıklık yapmaya başlıyor. Sanki evde prova yapmışcasına… Onun yaşlarında onlarcası yanımda çalışmış, yüzlercesi ile daha okurken (öğrenci asistan olduğumda) uğraşmışım. Vız geliyor… O daha sinirlenip tansiyonu artırıyor. İstediği karşılığı alamıyor. Hep yenik düşüyor. Sonradan (kız arkadaşından) öğreniyorum. Aynı sınıfta öğrenci olan kız arkadaşı beni methetmiş. O da “erkeklik gururu” yapıyormuş.
Ödevde bir kavramı farklı düşünüyor. Notunu beğenmiyor. Açıklamayı da iyi okumamış. Eline klavyeyi alıp döşeniyor. Öyle cümleler var ki… Terbiye sınırlarını çoktan aşmış. Amaç feed-back değil de saldırı olunca yanıt vermiyorum. Daha çok bozuluyor.
Dönem sonuna gelindiğinde, öğrenciler hakkımızdaki görüşlerini forumlarda yazıyor. Eskiden ciddiye alırdım. Artık hiç bakmıyorum bile…
Bu kafa yapısındakiler aleyhte yazsalar ne olur, methetseler ne farkeder.
Düzgün feed-back verecek olan öğrenci sınıfta konuşuyor. “Derste daha çok gerçek hayat uygulaması görmek istiyorum” diyor. “Bu ödev birikimime katkıda bulunmadı” diyor. “Hayatta hiç çağrı merkezi ekranı görmedim. Sizin anlattığınız yetmiyor.” diyor. “Analitik CRM’e daha çok zaman ayıralım” diyor. “Sizin 14 yılda öğrendiğinizi bizim 14 haftada öğrenmemizi beklemeyin” diyor.
Ama en önemli feed-back hangisidir biliyor musunuz? Mezuniyet töreninde sarılması… Birlikte resim çektirmek istemesi… Anne-babasını (veya eşini) tanıştırması, onların “evde sizden çok övgüyle bahsetti” demesi…
Artık hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Hayatının sonraki zorunlulukları içinde hiç yerim yoktur. O anda övgü cümleleri söylüyorsa, iyi yapmışımdır.
Gururlanırım.