"Price Waterhouse" etiketli yazılar:

İsim ile sıfatı karıştırmak

30 June 2009 Tuesday

Yıllarca yabancılar ile çalıştım. İsimleri ile seslenirsiniz.

Price Waterhouse’a girdiğimde, (o zamanlar) dünyanın en pahalı organizasyon danışmanı benim patronum idi.  (Şanslıydım. Muhteşem bir öğretmendi de…)

Adı David Owen Hill idi… Kendisine “Mister Hill” dediğim zaman düzeltirdi. “David diye seslen.” David’in 5 çocuğu vardı. En küçük çocuğu bile benden büyüktü.

Babamdan daha büyük birine ismi ile seslenmek… Öğrendiğim önemli konulardan biridir.

:-P

Daha ileri yıllarda, eski arkadaşlarım Faik Açıkalın ve Ziya Alpman, patronum oldular.

İş dışında arkadaş, iş sırasında patronum olduklarını bilerek davrandım. Rol çelişkisi yaşamamaya çaba sarfettim. Onlara da yaşatmadığımı umuyorum.

:-D

Denedim. Astlarıma “bana ismimle hitap edebileceklerini” söyledim. Böyle başlayınca, ast-üst ilişkisini muhabbet ile karıştırmayan, hemen ertesi gün  “enseye tokat” gitmemeyi bilen kişiler de oldu. Maalesef azınlık…

:-(

Unvanlar ile başlayınca… Sadece ağzımızda değil… Beynimizde de…

Ağız-beyin koordinasyonu… Ne yazık ki, özü sözü bir olanlarda değil de, diğerlerinde…

Garip değil mi?…

:-(

Tecrübeyi yenemezsin…

28 June 2009 Sunday

Rol Çelişkisi yazısına eklediğim Friendfeed girdisinde, yaptığım hataları ve aldığım dersleri yazacağımı söylemiştim. Çağan Çağlar demiş ki: “Bekledim bekledim ama devamı gelmedi, önümüz haftasonu bir tane daha yazın ama :-)

Önceki yazılarda epey hatamı anlatmıştım. Anlaşılan birkaç tane daha yazmalıyım :-) .

Ben de hafta sonuna yetiştirmek istedim. Aşağıda önemli derslerden biri var. Eğer “Giriş + Gelişme bölümlerini boş ver, doğrudan konuya girelim” diyorsanız,  :-P ile başlayan kısmı atlayıp sonra gelen :-( altındaki OLAY kelimesinden başlayabilirsiniz.

:-P

Okuldan sonraki ilk işim sırasındaydı. Bir Dünya Bankası projesinde çömez (junior) olarak çalışıyordum. Price Waterhouse danışmanlık ekibinin bir üyesi idim.

Organizasyon danışmanlığı yapıyor, en doğru organizasyon şeklini çıkarmaya çalışıyorduk. Dünya Bankası’ndan kredi istemiş olan kamu kuruluşunun Anadolu’daki tesislerinde, önemli koltukları işgal edenler ile görüşülmesi gerekiyordu.

Sözleşme gereği, görüşmeleri “yetkin” kişiler yapacaktı. Ben daha yeni mezun olduğum için yetkin değildim. Bir üniversiteden 5 – 6 öğretim üyesi, part-time bizim ekibe katıldı.

Öğretim üyeleri part-time, ben full-time çalışan olduğum için, organizasyonları ben yapıyordum. Kim hangi koltuktaki ile görüşecek, kim nerede kalacak, nasıl dönecek, rapor formatları, vb… benim sorumluluğumdaydı.

Projenin kamu kuruluşu tarafındaki sorumlusu ise Personel Müdür Yardımcısı SA bey idi. SA bey, 60’ına yaklaşmış, artık Müdür olamayacağı belli olmuş…  Bürokraside “siz yolcusunuz, biz hancı” terimini benimsemiş bir kişi idi. Üst yönetimle arası fena değildi.

Proje ekibinde bir de Teknik Müdür vardı. Unvanı SA’dan yukarıda (Müdür) olmasına rağmen onu proje yöneticisi yapmamışlardı. (Bazen üst yönetimin istediklerini yapmıyordu. Cezalandırılmıştı…)

:-(

OLAY:

Şirketin “K” ilindeki tesisinde çalışacağız. Öğleden sonra oraya ulaştık. Akşam, tesisin yatakhanesinde kalınacak. Danışmanlar ve öğretim üyeleri için yer ayarlamasını yaptım. Tüm işlerini tamamlamanın gönül rahatlığı içinde akşam yemeğine katıldım.

Yemekten ve güzel bir sohbetten sonra yatakhaneye döndük. Anahtarlarımızı istedik. Odalarda ikişer kişi kalınacağı söylendi. “Yemekten önce tek kişi olacak şekilde ilgili şef ile birlikte ayarladığımızı” söyledim. Görevliler (iki tane müstahdem) “emir böyle” dediler.

- Amirinizi arayın.” dedim
- Bu saatte onu rahatsız edemeyiz.” dediler… (O yıllarda cep telefonu olmadığını hatırlatayım)

SA bey zaten ortada yok.

- Bu yapılan, profesyonel ahlaksızlıktır” dedim. “Önce her şey için söz veriliyor. Sonra hiçbir görevli yerinde bulunamıyor. Bizi “emir böyle” demekten başka cümlesi olmayanlarla muhatap ediyorlar”

Danışmanların ve hocaların kimisi otel aramaya gitti, kimisi ikişerli kalmayı kabul etti. Sorun geçici olarak çözüldü.

Ertesi sabah, tüm öğretim üyeleri ile aynı odadayız. Görüşme programını bildiriyorum. SA odaya girdi. Öğretim üyeleri dün yapılanı sorgulamaya kalktılar… Ama…

SA bey bana döndü ve “Dün gece bir devlet memuruna AHLAKSIZ demişsiniz” dedi.
- Devlet memuruna ahlaksız demedim, bu yapılan profesyonel ahlaksızlıktır dedim” diye düzelttim.
- Ahlaksız kelimesini kullandınız mı, kullanmadınız mı?
- Dediğiniz şekilde kullanmadım.
- Ama kullanmışsınız. Hakkınızda takibat başlatacağım…

Ve odadan çıktı.

:-(

Bu sorunun nasıl aşıldığını başka bir yazıda anlatırım.

Neler öğrendim:

  • İşini yapmayı beceremeyen bazı kamu çalışanlarının elinde, mevzuatın neye yaradığını,
  • Bildiği varsayılan kişi ahlaklı olmadığı takdirde, mutlaka bahane bulabileceğini,
  • Tecrübenin ne kadar tehlikeli kullanılabileceğini,
  • Tecrübeli SA’nın tüm bilgisizliğine rağmen beni böcek gibi ezebileceğini,
  • “Tecrübe”nin farklı bir tanımını,
  • İş ahlakı olmayan kişinin “ahlaksız” sözüne daha çok alındığını…

öğrendim.

:-D

Daha sonraki yıllarda çenemi tutmayı becerdiğimi söyleyemem… Ama artık başıma gelecekleri kestirebiliyordum.

:-P

Belirsizlik ve planlama

29 August 2008 Friday

Okulda aldığım dersleri pekiştiren bir çok olay yaşadım iş hayatımda… Unutulmazlardan biri de şöyle idi:

Mezun olduktan hemen sonra Price Waterhouse’da çömez (junior) danışman olarak işe başladım. Bir Dünya Bankası projesiydi. Kamu teşebbüslerinden biri Dünya Bankası’ndan kredi istemiş. Banka da vereceği kredi çarçur olmasın diye şartlar ileri sürmüş. Paranın harcanacağı idari ve teknik konuların seçimini kendi listesindeki danışmanlık firmalarının yapmasını istemişti.

Benim çalıştığım ekip idari (organizasyon ve muhasebe) bölümlerin yapılanmasından sorumluydu. Bu proje ile ilgili iki anımı daha önce kendi blogumda ve Kariyer Yolculuğu’nda yazmıştım.

Kamu tarafı bu projeye “işlerini bitirsinler, parayı versinler ve gitsinler” diye bakıyordu. Onların gözünde “parayı almadan önce katlanılması gereken bir süreç” konumundaydık. Dolayısıyla proje kamu kurumuna yaramadı, ama benim yetişmeme çok faydalı oldu.

O yıllarda, her kamu kuruluşunda, Devlet Planlama Teşkilatı ile eşgüdümlü çalışmalarını sağlamak için APK (Araştırma, Planlama, Koordinasyon) Bölümleri vardı. (Eğer şimdilerde de varsa, ben bilmiyorum.)

Şahit olduğum olay, APK Bölüm Başkanı ile Uzman Danışman arasında geçti. Proje ekibinin Organizasyon kısmını yöneten danışman, dünyaca bilinen bir “büyük usta” idi (O yıllarda “guru” kelimesi kullanılmıyordu) Ben, görüşmeleri izlemek ve daha sonra türkçe ve ingilizce yayınlamaktan sorumluydum. Dünyanın en iyi ustalarının birinin sürekli olarak yanında geziyor, her söylediğini not ediyordum.

Büyük usta bu kamu kurumunda planlamanın nasıl yapıldığını öğrenmek istedi. APK Bölüm Başkanı hemen yakınmaya başladı: “Kurlar sürekli değişiyor… Enflasyon oranı belli değil… Hammadde fiyatları değişken… Kamunun politikaları zaten malum… Her şey o kadar belirsiz ki plan yapamıyoruz.”

Yeni mezun biri olarak, bunlar bana da doğru gibi gelmek üzereydi ki… Büyük usta, daha sonraki yıllarda hiç unutmayacağım cümleleri söyledi.

“Her şey belirli olsa, plan yapmaya gerek kalmaz ki. Kendini suyun akışına bırakan birinin, nereye gideceğini planlamasına gerek yoktur. Planlama, belirsizliği azaltmak için bir araçtır.”

Bunu unutmayın. Eğer doğru yapılırsa, planlama şirkette çalışmak için her yıl bir iki kere katlanılması gereken bir süreç değil, belirsizliği azaltmak için bir araçtır.