"Selim Tuncer" etiketli yazılar:

Bilgi’yi yönetmek…

07 July 2009 Tuesday

Mutlak doğru” cümleler isimli bir yazı yazdım. Şimdiye kadar yazdığım en iyi 3 – 5 yazıdan biri olduğunu düşünüyorum.

Sonra da kurumların “bilgi yönetimi” konusuna eğilmesini öneren “Bilgi’yi anlamak” isimli yazıyı blog’a koydum.

Selim Tuncer de sordu: “Uğur Hocam, bilgi yönetimini sistematize etmiş şirketlerle ilgili iyi örnekler var mı bildiğin?

Selim usta, nazik bir insan olduğundan “Bilgi yönetimi konusunu mutlak doğru olmaktan çıkartıp, “nasıl” sorusunu yanıtlar mısın?” dememiş.  Ama ben mesajı aldığımı düşündüm.

Bu şekilde düşünenler kesinlikle haklıdır.  Öyle bol keseden “mutlak doğru” cümle dağıtmak olmaz… Örnekleyelim…

:-P

Yurt dışında muhteşem örnekleri ya okudum, ya da anlattılar. Gelin şehir efsanelerinden kurtulalım.

Türkiye’den bildiğim birkaç örnek var. Maalesef bunlar da müşteri değil de üretim tarafında yoğunlaşıyor.

Müşteri bilgisini yöneten çok başarılı örnek yok. Çoğunlukla üretim tarafına yatırım yapılıyor. ERP (enterprise resource planning – kurumsal kaynak planlaması) ve/veya SCM (supply chain management – tedarik zinciri yönetimi) için çaba sarf ediliyor.

:-D

Başarılı örneklerden biri:

Bayilerine “entegre” bir yazılım hediye etti. Bayi sattığı ürünlerin faturasını kesebiliyor, kendi stok durumunu takip ediyor. Ek olarak, bayi kendi logosu ve başlığı ile kampanya broşürü basabiliyor. İsterse, adres listesinden kişiselleştirme de yapıyor. Size adınız ve adresiniz yazılı davet mektubu gönderiyor. Hangi üründe, ne kadar taksit, ne zamana kadar nasıl bir indirim… size bildiriyor.

Bayinin istediği birçok ayrıntı yazılımda yer alıyor. Ana firma ile gerek finansal, gerekse satış konularındaki ilişkisini gün be gün izleyebiliyor.

Ana firma ise… Bayiden yapılan satışları aynı gün biliyor. Kota kontrolü yapıyor. Ne zaman hangi ürünün, hangi bayide / bölgede hangi hızla satıldığını izliyor. Bu bilgi, hem sevkiyat hem de üretim planlamasına da aynı hızda aktarılıyor. Yola çıkacak olan kamyonların en verimli dağıtımı nasıl yapacakları da hazırlanıyor.

Daha önemlisi…  Ana firma, bayi’in bilançosunu biliyor. Bu sayede risklerini denetim altında tutuyor. Hangi bayi için ne kadar kredi vereceğine karar veriyor.

Uzantısı olan bir yazılım da, bu firmanın ana tedarikçilerinde… Stoklardaki tüketim anında tedarikçi firmalara aktarılıyor. Yeni malzeme talebinde insan unsuru şimdiden sıfıra inmiş durumda… Satın aldıkları yüzlerce malzemenin büyük çoğunluğu için “el değmeden” fatura üretiliyor.

:-P

Daha önce birkaç kez yazdım. İyi hazırlanmış bir “bilgi yönetimi” süreci, sadece ilgili tarafları memnun etmekle kalmaz. Maliyetleri de ciddi oranda azaltır.

Sıranın müşteriye geleceği zamanlar da çok uzakta değil (Değil mi?…)

İster miyiz?

:-o

Mecraların doğası

21 April 2009 Tuesday

A. Selim Tuncer, “Gün gelecek, ‘blogger’ diye bi’şey kalmayacak!” diye yazdı.

Hem kendi sitesinde hem de friendfeed’de ([1] ve [2] kere) tartışıldı.

Tartışmaları mutlaka okuyun. Tartışanların ve tartışmaların düzeyine dikkat edin.

Yurt dışında sıkça izlediğim sitelerin yazarları hemen hep 40 yaş üstünde… Pazarlama, CRM, CEM (Customer Experience Management – müşteri tecrübesi yönetimi) uzmanları içinde 50 yaş üstünde olanlar daha fazla.

Bunlar da en az gençler kadar iyi izliyor interaktif mecraları. Üstelik, bu mecraların iş yaşamına nasıl girdiğini ve ne derece etkili olduğunu daha iyi yorumluyorlar.

Onların referanslarını izlediğim zaman, diğer meslek gruplarından da bir çok uzman ile karşılaşıyorum. Psikologlar, sosyologlar, sanayi tasarımcıları, hatta fabrika ve işyeri mimarları…

Türkiye’de de çeşitli  meslek gruplarından uzman kişileri interaktif mecralarda görmeye başlayacağız. Bana soran birkaç kişi oldu. Teknolojiyi baştan öğrenmeye eğilimleri yok. Onların sitelerini sorunsuz yürütebilecek “admin”cilere ihtiyaç duyuyorlar.

“Güvenilir teknik eleman” bulunca onlar da blog dünyasına gelecekler.  Yavaş yavaş… Doğal olarak nitelik artacak. Onların izleyici sayıları fazla olmayacak ama izleyenler daha bir keyif alacaklar. Mesleki görüşlerini tartışacaklar. Varsayımlarını sınayacaklar. (Bu nedenle yukarıdaki linklerde yer alan tartışmaların okunmasını önerdim)

Kendini daha çok kişinin izlemesi ile ölçenler için zaten yazmıştım. Tartışmalar sırasında Burak Kargın ile de yazıştık. “Nicelik arttığında nitelik düşüyor” diye mutabık kaldık.

Mecraların genel sorunu bu… Atalarımız boş yere dememişler: Nerede çokluk…

:-D

Bir buçuk marka

06 March 2009 Friday

Bugün derste “kim, ne kadar CRM yapar” konusu da tartışıldı.

Konu dönüp Laura Ries’in “1.5 marka kalır” sözüne geldi. (Bilmeyenler için: Selim Tuncer’in sitesinde tartışılıyor.  Sonuna kadar dikkatle okuyun. Yorumları ve linkleri boş geçmeyin)

Diyorum ki, birey kavramı öne çıkarken, “harc-ı alem” ürün ve hizmetlerle, ölçek ekonomisine sırtını dayamış bir şirket, istediklerinizin ne kadarını verebilir ki… Siz farkı gördükten sonra, aynıya ikna olabilir misiniz.

Pazarlama ustası bir başka arkadaşımız, daha kesin tahminde bulunmuş. “Her sektörde pazarın %80’i, iki – iki buçuk marka tarafından yönetilir” demiş.

Benim düşünceme daha yakın. Sözü edilen %80 zaten “harc-ı alem”dir bence… Ancaaak, kalan %20 var ya… O çok daha karlı olacak. Ne kadar ufağa bölünürse, o kadar karlı pazarlar çıkacak. Bölünecek de… Birey… Farklılık… Pazarlama…

Büyük şirketler bire bir pazarlamada zorlanırlar. Ortalamaya kaçma eğilimi yaşarlar. Maliyet unsuru öne çıkar. Bu arada CRM dünyası bir çok yeniliklerle tanışır. (Örnek [1] ve [2])

Ama niş pazarları yaratanlar, müşterisine çok yakın olacaklar. Bu kaçınılmaz.

Aksi takdirde, (eski bir atasözü) tabiat boşluktan korkar. Sen doldurmazsan, başkası dolduruverir.

;-)