"tecrübe" etiketli yazılar:

Nasuh Mahruki ile 2 saat

14 February 2010 Sunday

Dün Buluştrend’in Şubat toplantısında…  Nasuh Mahruki‘yi dinlerken… Sevgili Fatmanur Erdoğan çok güzel not tutuyordu.  Bu satırları yazmadan önce, onun yazısını bekledim.

Önce Fatmanur’dan “Bir tırmanış asla zirvede bitmez” yazısını okumalısınız. Benim cümlelerim sadece o yazıya küçük eklemeler…

:-P

Arama Kurtarma faaliyeti tecrübe ister. Bu iş kilometre meselesidir. Aklı başında, sorun çözme yeteneği olan gönüllüler ile sürdürüyoruz.  Başkaları ile birlikte takım oluşturabilen, özgüveni ve öz saygısı olabilen kişiler ile…AKUT_1(Burada gönüllü sözünü duyunca, “bugün kayıt olurum, yarın çıkarım” diye düşünmeyin. Ciddi bir eğitim işi olduğunu defalarca vurguladı. Ancak, “ofiste koordinasyona yardım etmenin de bir katkı olduğunu” belirtti.)

:-)

Kurtarma, lider bazlı bir operasyondur. Operasyon anında liderin dediği yapılır. Operasyonda yer almak için yetkin ve güvenilir olmak, fiziksel ve psikolojik olarak yetkin olmak  gerekir. Gönüllülük, aile görgüsü, insan sevgisi, vatan sevgisi…  gerekir.

:-)

Yapılması gereken işi en iyi yapabilecek olan bensem, o işi üstlenirim.

:-)

Bu işi ödül için yapmıyoruz. Bir insanın hayatını kurtarmaktan daha büyük ödül var mı? Ekibi misyonun kendisi motive ediyor.  Amaç, insanı motive eder. Ekip kendisine sürekli yeni hedefler koyar. ( Bu cümle, Mezuniyet hediyesi isimli yazımı anımsattı.)

:-)

(1) Kendisi ve olup biten hakkında farkındalık… (2) Çevresindekilere saygı, birlikte neler yapılabileceğini düşünmek…

:-)

İlk baştaki karar önemli. Annen baban istedi diye değil, sen karar verdiğin için yapmalısın. Kendi hayatının başrol oyuncususun. Başkasının hayatını ve hayallerini değil, kendi hayatını yaşarsın.

:-)

“En” kavramı tehlikeli bir kavramdır. Üstelik her zaman geçilebilir. En çok yük kaldıran kişi olabilirsin. 300 kilonun altına girersin. Bir süre sonra başkası 350 kilo kaldırabilir.  Ama “ilk” hiçbir zaman geçilemez. Hep “ilk” olarak kalırsın.

:-P

Notlar:

  • Mükemmel’e yolculuk konusunda çalışma yapacak varsa, Nasuh Mahruki ile mutlaka zaman geçirmeli… Birşeyler öğrenmeye çalışmalı.
  • Bu fırsatı yarattığı için Ömer Ekinci’ye, bize zaman ayırdığı için Nasuh Mahruki’ye müteşekkirim.

:-P

Gillette’te 2′inci tur

22 October 2009 Thursday

Biliyorsunuz, bloglarda ilk pazarlama deneyimini Gillette yapmıştı. Gillette Fusion Power ile… Elimden geldiğince öyküsünü yazmaya çalışmıştım. Akademik olmamaya çalışarak, tarihe kayıt düşmek için… Hani bir gün araştırılırsa, elde bir kaynak olması amacıyla…

Gillette

İlk kampanyanın söylemi şu idi. “Gillette ile o kadar rahat tıraş olursunuz ki, o sırada başka şeyler düşünebilirsiniz. O düşündüklerinizi bize yazın…

Gillette ile başladı. Sonra bloglar vasıtasıyla birçok kampanya yapıldı.

:-P

Açıkçası, ilk kampanyadan beri Gillette kullanmaya başlamıştım. Üçüncü kartuş bitti… Tatilde, vb. değilsem, en geç 2 günde bir tıraş oluyorum.

Üstelik, son 2 yıldan beri herkesten 4 kat fazla alanı tıraş etmek zorundayım.  Çenemdeki sakal dışında tüm kelle…

:-P

35 yıla yakın süredir sakal tıraşı olurum. Makinelerle olumsuz anılarım var. Her marka tıraş bıçağını denemiştim. Gillette Fusion Power ile ilk defa çok memnun kaldım. Özellikle kulak arkasında…

İlk yazıda da vurguladım. Neden “kulak arkası” şakası olduğunu anlamak için, o noktayı tıraş etmek yeterli. Kelleyi kendim tıraşlıyordum. Ama haftada bir kez de berber koltuğuna oturmak zorunda kalıyordum.

Birkaç aydan beri berbere gitmiyorum. Seyahat dönüşü bir uğrayayım dedim. Dükkanı devretmiş. Haftalar olmuş. Ben haftada 1 kez bile gitmemeye başladım diye dükkanı devretmiş olamaz değil mi?

:-P

Şimdi Gillette’te ikinci tur başlamış. Eve siyah bir kutu geldi. Kutu çok ilginç idi. Üzerinde

LÜTFEN KUTUYU AÇMADAN ÖNCE PARMAK İZİ ALANINA BASARAK KENDİNİZİ TANITINIZ.

yazıyor.

Parmağını basınca da “Uğur bey artık sizde titreşimli gücün farkını hissetmeye hazırsınız. Şimdi kutuyu açabilirsiniz”  diye sesleniyor.

Kutuyu elime alır almaz evde bir çok komiklik yaptım.

:-P

Bu ikinci tur kampanyanın birincisinden çok daha başarılı geçmesini diliyorum. Yine izleyeceğim. Belki yine bir kaynak belge yazarım.

:-D

Şunu söyleyeyim. Bloglar arası gezen, interaktiviteyi sonuna kadar kullanan, sosyal mecralarda birden çok faaliyet ile tanımlanan kampanyaları takdir ediyorum. Ancak katılmıyorum. Karmaşadan daha az hoşlanmaya başladım, zaman ilerledikçe…

Olumlu tecrübe yaşadığım markaların adını vermekten de çekinmiyorum.

;-)

MBA hakkında…

24 September 2009 Thursday

Birkaç seferdir MBA hakkında yazıyorum.

Aslında, içi boş iyimserlik ile bir yere varılamayacağını yazmıştım.  Friendfeed’deki yorumlarda MBA konusu gündeme geldi.

Sonra ABD’deki Executive MBA Counsil‘in açıkladığı bazı rakamları yayınladım.  Çalışırken MBA yapmak konusu Friendfeed yorumlarında yer aldı.

MBA neden iş tecrübesi varken yapılmalı… Onu yazacağım.

:-P

Doktora öğrenciliğim sırasındaydı. Bir “spor ayakkabısı” markasının kötü biten yolculuğu tartışma konusu idi.

Bu marka, Michael Jackson’lı reklamlar yapmıştı. Meşhur ay yürüyüşü ile… Oysa ABD spor camiası tarafından  Michael Jackson pek sevilmiyordu. Çocuk değil, büyük değil… Zenci değil, beyaz değil…Kadın değil, erkek değil…

Genelde taraf tutma konusunda sert sınırları olan sporcular olumsuz karşıladılar. Marka, Nike ve Adidas’ın açık ara önde olduğu pazarda tutunamadı.

Ödevi alan grup epey zaman harcamış, kendilerince çözümler bulmuşlardı. Sunum yapmaya başladılar. Michael Jackson yerine ( o zamanlar henüz genç olan) Shaquille O’Neal’e sponsor olunmasını önerdiler. Sınıf neredeyse ikna olmuştu ki…

:-o

“Şirket zaten zor durumda… Shaqille O’Neal’e verilecek 10 milyon doları bilançoya koyduğunda ne olacak…” diye sordum. Durmadım, devam ettim.

Sponsorluk yetmiyor. Bunu duyuracaksınız. Reklam ve PR için de birkaç milyon dolar harcanancak. Bu 12 – 14 milyon doları çıkarmak için kaç ayakkabı satmaları gerek? Bunu hangi fiyatlama politikaları ile destekleyeceksiniz? Nike ve Adidas ile sadece fiyat rekabeti mi yapacaksınız?.. Giderek uzmanlaşan, araştırmalar ile desteklenen spor ayakkabısı pazarında bu şirket sizce kalıcı olabilir mi? Özellikle, 12 milyon dolar, kasasından çıktıktan sonra…

Elindeki kaynakları, Nike ve Adidas gibi markalarla rekabet etmek yerine başka bir şekilde kullanmasını önermek daha doğru değil mi?

:-o

Hoca da dahil hiç kimse, tüm faaliyetlerin birbirlerini etkilediğini, pazarlama ve finansmanın bağımsız olamayacağını görmemişti. Ayrıca, ürünün ayakkabı değil de vaatlerin bütünü olduğunu (muhtemelen duymuştu, ama) gerçek hayatta yaşamamıştı.

Tartışmalar yeniden başladı. Değişik bir noktada sonra erdi.

:-P

MBA yaparken, üretim, finansman, pazarlama, insan kaynakları, bilgi kaynakları gibi konularda bir şeyler öğrenmek ister misiniz?.. Ya da gerçek yaşamda kullanabileceğiniz silahları edinmeyi mi? Bazen bu ikisi farklı olabiliyor.

MBA seçerken, okuldaki profesör sayısına değil, gerçek hayatta ne yaptıklarına bakmak gerekir.

:-P

Bir şey daha var…

Listedeki cümleler size uygunsa… MBA yapmak konusunda ısrarlıysanız, size engel olmayayım. Ama eğitimi, okulu, hocaları suçlamayın.

Malum fıkradaki gibi… “Siz başlattınız…

:-P