"üretim" etiketli yazılar:

Emekleme dönemindeki sanayi

08 August 2010 Sunday

Sadi Tekin friendfeed’de “şu çamaşır makinasına gülenin osuruğa gülenden farkı yoktur benim için..” demiş.

O merdaneli çamaşır makineleri banyoda durmaz, evde gezintiye çıkarlardı.

Resim Allturk.net‘den alınmıştır.

Sadi’nin mesajını ve yorumları okuyunca aklıma ne geldi.

:-D

1970’li yıllar. ODTÜ’nün bir öğretim üyesi konuşmacı… O makineyi üreten kurumun üst düzey yönetimi de dinleyiciler arasında… İthal ikamesi yılları. Türkiye’de üretiliyorsa, gümrük vergisi o kadar yüksek ki yabancı marka satın alınamıyor.

Hoca firmanın bu fırsatı kullanıp “kalitesiz üretim” yaptığını söylüyor. Üst düzey yöneticilerden biri söz alıyor:

“Henüz emekleme döneminde olan, gelişmeye çalışan Türk sanayiin korunması gerekir” diyor. Bunun üzerine yanıt:

18 yıldan beri emekleme dönemindeyse, ona “gelişmekte olan” değil moron denir.”

:-D

Şimdi, yurt dışında fabrikaları olan uluslararası bir kurum olması ne güzel.

:-P

Hatalardan ders almak

17 June 2010 Thursday

Bu anıyı rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu’ndan dinlediğimde daha yeni 20’li yaşlarımdaydım.

:-D

Ön gerilimli beton kirişleri Türkiye’de ilk defa üretmeye başlıyorlar. Eskişehir Arçelik fabrikasında kullanılacak. Her şey bilgisayarlar ile hesaplanmış.

  • (Hani Hereke karayolu yerden metrelerce yukarıda… Viyadük ayaklarının arasında da 30 – 40 metre mesafe var.  Üzerinde arabaları, TIR’ları taşıyan o köprü ön gerilimli kirişlerden oluşuyor)

Resim Anadolu Otoyolunu gösteriyor.

Öngerilimli kirişlerin yapımında “bilim ne derse o” olmalı. (Bilim = Mühendislik) Ama işçiler kiriş yüzeyini pek beğenmiyorlar. Onlara göre “beton dediğin kaymak gibi dümdüz olacak”. Oysa krişin üzerinde bazı girinti – çıkıntılar var.

Mümtaz bey tecrübeli bir yönetici. İşçilerin kendi bildikleri gibi yapmasından çekiniyor. Suyu biraz fazla verecekler… Betonun yüzeyi cam gibi dümdüz olacak…

Bildikleri gibi yaparlarsa tüm fabrika yıkılıverir. Tazminatın altından kimse kalkamaz.

;-)

Bir tane kirişi bilimin dediği gibi hazırlatıyor. Bir başkasını da işçiler kendi bildikleri gibi hazırlıyorlar. İkisi de yerden birkaç metre yukarıya koyuluyor. Her ikisine de aynı ağırlıklar asılıyor. Altlarından geçmek YASAK.

Birkaç gün boyunca diğer işlerle ilgileniliyor. Kiriş üretimi duruyor. 3 – 4 gün sonra, işçilerin yaptığı kiriş bir anda çöküveriyor. Paramparça…

Artık işçilerde de kuşku kalmıyor. Bilimin dediği şekilde yapılıyor. O fabrika 30 yıldır sapasağlam.

:-D

Bazılarımız görmeden öğrenmiyor.

:-D

Bilgi’yi yönetmek…

07 July 2009 Tuesday

Mutlak doğru” cümleler isimli bir yazı yazdım. Şimdiye kadar yazdığım en iyi 3 – 5 yazıdan biri olduğunu düşünüyorum.

Sonra da kurumların “bilgi yönetimi” konusuna eğilmesini öneren “Bilgi’yi anlamak” isimli yazıyı blog’a koydum.

Selim Tuncer de sordu: “Uğur Hocam, bilgi yönetimini sistematize etmiş şirketlerle ilgili iyi örnekler var mı bildiğin?

Selim usta, nazik bir insan olduğundan “Bilgi yönetimi konusunu mutlak doğru olmaktan çıkartıp, “nasıl” sorusunu yanıtlar mısın?” dememiş.  Ama ben mesajı aldığımı düşündüm.

Bu şekilde düşünenler kesinlikle haklıdır.  Öyle bol keseden “mutlak doğru” cümle dağıtmak olmaz… Örnekleyelim…

:-P

Yurt dışında muhteşem örnekleri ya okudum, ya da anlattılar. Gelin şehir efsanelerinden kurtulalım.

Türkiye’den bildiğim birkaç örnek var. Maalesef bunlar da müşteri değil de üretim tarafında yoğunlaşıyor.

Müşteri bilgisini yöneten çok başarılı örnek yok. Çoğunlukla üretim tarafına yatırım yapılıyor. ERP (enterprise resource planning – kurumsal kaynak planlaması) ve/veya SCM (supply chain management – tedarik zinciri yönetimi) için çaba sarf ediliyor.

:-D

Başarılı örneklerden biri:

Bayilerine “entegre” bir yazılım hediye etti. Bayi sattığı ürünlerin faturasını kesebiliyor, kendi stok durumunu takip ediyor. Ek olarak, bayi kendi logosu ve başlığı ile kampanya broşürü basabiliyor. İsterse, adres listesinden kişiselleştirme de yapıyor. Size adınız ve adresiniz yazılı davet mektubu gönderiyor. Hangi üründe, ne kadar taksit, ne zamana kadar nasıl bir indirim… size bildiriyor.

Bayinin istediği birçok ayrıntı yazılımda yer alıyor. Ana firma ile gerek finansal, gerekse satış konularındaki ilişkisini gün be gün izleyebiliyor.

Ana firma ise… Bayiden yapılan satışları aynı gün biliyor. Kota kontrolü yapıyor. Ne zaman hangi ürünün, hangi bayide / bölgede hangi hızla satıldığını izliyor. Bu bilgi, hem sevkiyat hem de üretim planlamasına da aynı hızda aktarılıyor. Yola çıkacak olan kamyonların en verimli dağıtımı nasıl yapacakları da hazırlanıyor.

Daha önemlisi…  Ana firma, bayi’in bilançosunu biliyor. Bu sayede risklerini denetim altında tutuyor. Hangi bayi için ne kadar kredi vereceğine karar veriyor.

Uzantısı olan bir yazılım da, bu firmanın ana tedarikçilerinde… Stoklardaki tüketim anında tedarikçi firmalara aktarılıyor. Yeni malzeme talebinde insan unsuru şimdiden sıfıra inmiş durumda… Satın aldıkları yüzlerce malzemenin büyük çoğunluğu için “el değmeden” fatura üretiliyor.

:-P

Daha önce birkaç kez yazdım. İyi hazırlanmış bir “bilgi yönetimi” süreci, sadece ilgili tarafları memnun etmekle kalmaz. Maliyetleri de ciddi oranda azaltır.

Sıranın müşteriye geleceği zamanlar da çok uzakta değil (Değil mi?…)

İster miyiz?

:-o