"yaratıcılık" etiketli yazılar:

Dinlediklerim – Derya Baykal

28 May 2010 Friday

Project House‘un bir etkinliği olan Deep Talk @ F11′de, Mayıs ayının konuğu Derya Baykal idi. Perşembe akşamı onu izledik.

  • Deep Talk’da mesleği pazarlama olmayan, ancak pazarlama işine çok yakın kişileri dinliyoruz. Onlar sayesinde ufkumuzu genişletiyoruz.

:-D

Açıkçası, konuşma öncesi sohbet etmeden ve Deep Talk’da yakından izlemeden önce beynimdeki Derya Baykal son derece farklıydı. Ferhan Şensoy’un eski eşi ve Deniz Baykal esprisinin bir kafiyesi olduğu düşüncesindeydim.

  • Bu arada şunu söyleyeyim. Defalarca yazdığım gibi ayrılıklar konusunda tavrım çok net. Her kim diğerinin arkasından konuşursa, kendi kalitesini ortaya koyar.

Hikayenin sonunu şimdiden söyleyeyim. Eski düşüncelerimden eser kalmadı. Aksine, Derya Baykal’a hayran oldum.

:-D

Derya Baykal, -mış gibi yapmıyor. Sahici biri o. Sahnede, başkasını veya kendisini oynamıyor. Sahnede yaşıyor. Seyircisi ile birlikte yaşadığının da farkında…

Programının her şeyini kendisi yapmış yakın zamana kadar. Şimdi 4 tane yardımcısı var. Yine en küçük konuya kadar ilgileniyormuş.

Programı kendisi tasarlamış. Bir kanala gidip teklif etmiş. İlkinden dönmüş. Bir diğerinde oradan geçen Yönetim Kurulu Başkanı sormuş “Ne yapacaksınız?” diye.

Program başlamış. İlk gün 275 SMS gelmiş. (Şimdi bazı günler 30 bin SMS, 20 bin e-mail geliyormuş.)

Derya hanım, dekorundan üretilecek malzemeye kadar kendi uğraşmış, boyamış, vb…

Önce koridorda bir yer vermişler. Neden sonra bir masaya kavuşmuş. Odaya ulaşması epey zaman almış.

Sponsorlar çoook sonra ilgilenmiş programla. Yine de “denemeden ve ikna olmadan o ürünü programımda göstermem” diyor, kararlılıkla. “Seyircime yalan söyleyemem” diye vurguluyor. Kendisini bu duruma getiren seyircisine saygısını gördüm.

:-D

Güzel öyküler dinledik:

Tokyo terliğin üzerine iki tarafı yapışkan (cırt bant dediklerinden) bant ile çeşitli süslemeler yapmış. “Siz de istediğiniz gibi süsleyebiliriniz” demiş. Piyasada çift taraflı siyah renkli bant kalmamış. Hanımlar, beyaz renk satın almamışlar. Programda gördüklerinin rengi siyah olduğu için.

Balmumu ve zeytinyağı ile yaptığı ve “Firavunun karısının merhemi” adını verdiği merhem sayesinde bir ara balmumu kalmamış. Bir firma, koca tekerlekler yerine küçük paket balmumu üretmeyi akıl etmiş.

Boğazına düşkün bir abimiz kendine sucuk, sosis, pastırma, çeşit çeşit peynirler alıyormuş . Ama yengeye çorap almayı fazla görüyormuş. Derya Baykal da ona “sen de takı yap, sat” diye önermiş. Hanımefendi işe başlamış. Derya Baykal da bu iyi örneği de programında anlatmış. Yayın, hanımın işine daha çok yaramış.

Bir çekimde, özellikle fazla kilolarını gösterdiklerini farketmiş. “Benim balonlarımı gösteriyor” demiş. Bu rahatlığı seyircinin kendisi ile özdeşleşmesini sağlamış.

:-D

Not aldığım cümleler de şöyle:

Yapacağım şeye, bir şeyler daha katmalıyım. Bana söyleneni yapsam, “ben profesyonelim” desem, nasıl fark yaratacağımı düşünmezsem rahatsız olurum. (Bu noktada Yaratıcı Profesyonellik isimli yazımın okunmasını öneririm.)

Programım beni çok heyecanlandırıyor. Program biter bitmez hemen ekibi arayıp “gelen mesajlar neler” diye soruyorum.

Sıfır noktasından geldim. Onun için her şeyin değeri 5 misli.

Ben onlara bir ampul gösteriyorum. “Bir tane de siz yakın… en azından siz giydirin, süsleyin” diyorum.

Herkes aynı şeyleri yapıyor. Herkes kese ve çetik üretiyor. Farklı yapanı dışladıkları için böyle yapıyorlar. Ben “marifetli taklitçi” olmayı değil, yaratıcı olmayı özendiriyorum. Farklı yapan “Derya Baykal da bunu yapıyor diyebilsin” böylece dışlanmasın, aksine örnek olsun diye çabalıyorum.

Elbiseyi beğendilerse nereden aldığımı söylüyorum. Ama “Sen M&Sden alamazsan, şu şekilde kendin de yapabilirsin” diye anlatıyorum. Parası olmayan seyircimi de düşünmeliyim.

Sloganım “Yaş’a boş ver, hayata boş verme”.

:-D

Belki CRM (müşteri ilişkisi yönetimi) değil ama şahane bir seyirci ilişkisi yönetimi dersi dinlemiş oldum.

Sosyal mecralardan farkı yok. Sahici ol, samimi ol -mış gibi yapma.

Teşekkürler Derya Baykal.

:-D

Dinlediklerim – Barbaros Şansal

13 April 2010 Tuesday

Project House‘un bir etkinliği olan Deep Talk @ F11′de, Nisan ayının konuğu Barbaros Şansal idi.

Bir saatten uzun süren “beyni ile dili arasındaki filtreleri kaldırdığı” muhteşem sohbetinin tamamını yazacak kadar hızlı not tutamadım. Ama her yaratıcının kulağına küpe olması gereken bazı cümleleri not edebildim.

Buyrun…

:-D

Yaratıcılık asla demokratik değildir.

Strateji güzelliği döver.

Güven ve güzellik bir sivilceye bakar.

Düşündüğün dilde seviş, düşmanının dilinde savaş.

Nitelik değişince mutlaka nicelik de değişir. Ama her nicelik değiştiğinde, nitelik değişmez.

Kamburunuzu donanım yapmayı bilmelisiniz. Deve, hörgücü olmasa çöle çıkamaz.

Etrafinda kimlerin ve nelerin kalacağı değil, kimlerin ve nelerin çıkacağı önemlidir.

Bakma gör; koklama nefs et; yeme lezzet al; dokunma hisset.

Sözü süzmenin manası yok. Özü sızdırdıysanız anlamlı…

Herkesin kendi piramiti var. Onun zirvesine çıkar. Elbette sonra da iner. Nereden indiğin önemlidir.

Yıllarca yürümeyen arabalar ve yürüyen çamaşır makineleri üreten sanayimiz oldu.

Neden kutudaki joker olup desteyi istediğin yerden kesmiyorsun?

Diğer canlılar, aynadaki aksini izleyerek yaşlanmaz.

Komünist, faşit, vb… ist‘lerden ve izm‘lerden hoşlanmam. İST ve İZM, bavuluma İstanbul ve İzmir için takılan etiketlerden ibarettir.

Erişilebilir olursan ulaşılmaz olursun. Ama ulaşılmaz olmak istersen hiçbir şey olamazsın.

Onların sizin hakkında ne düşündüğü değil, sizin onlar hakkında ne düşündüğünüz önemli.

Talebe göre arz, sizi köleleştirir. Talep edilenden daha fazlasını üretmelisiniz. O zaman kazık kök değil sac ayağı kök salarsınız. Çekince çıkmaz, tüm toprağınızı da yanınıza alırsınız.

:-D

Bir saati aşkın dolu ve yoğun konuşma sırasında güldük, düşündük. Barbaros Şansal’ın hızlı ve akıcı konuşması sırasında ancak bu kadarın notunu tutabildim. Şu video konuşmanın genel havası hakkında fikir verebilir.

Klişe bir bitirme cümlesi olacak… Bu güzel etkinlik için Barbaros Şansal’a ve Project House’a teşekkürler.

:-P

Veri tabanı deyince

12 April 2010 Monday

Veri tabanına dayalı pazarlama” denildiğinde farklı şeyler anlıyoruz.

Bir kısmı, pazarlamayı veri tabanına dayandırıp müşteri ihtiyaçlarına, özelliklerine aldırmadan mesaj göndermeyi CRM sanıyor.

Bazı eğlenceli örnekleri de verdim geçmişte…

:-P

Ben ise “pazarlamanın bir ayağının tabanı veriye dayalı olmalı” diyorum.  Mevcut ortamı, ürünlerin kullanımını, rakiplerin davranışlarını, vb… bilmeden pazarlama yapamazsınız.

  • Aksi takdirde, yukarıdaki şekli arkanızda görürsünüz. :-P

Pazarlamanın diğer ayağı ise vizyona, öngörüye, yaratıcılığa dayalı olmalı.

:-P