"yaratıcılık" etiketli yazılar:

Kendini pazarlarken

20 January 2010 Wednesday

Dün yazdığım yazı üzerine, bazı noktaları düzeltme gereği duydum.

Özellikle de Sinem’in “farklılık yaratayım derken “profesyonel”lerin tepkilerini çekmeyelimcümlesi üzerine…

:-P   creatif_mi

Farklılaşma derken… İnsan farklılaşmayı, birey olmayı kolay öğrenmiyor.

“Sürüden ayrılanı kurt kapar” diyenlere inat, yürekten (taa derinden) farklılaşmak emek istiyor. Kan, ter ve gözyaşı gerekiyor, bedel ödeniyor… Üstelik bedel karşılığında ödül,  pek de garantili değil.

Ama bazıları yanlış anlıyor.Farklılaşmak denildiğinde… Kreatif takılıyor… Yaz günü bere ve atkı ile; kış gününde ise parmak arası terlik ile gezmeyi farklılaşma sanıyor.

:-P

Friendfeed’de İpek Aral Kişioğlu, nasıl olması gerektiğini yazdı. Nasıl olMAması gerektiği de yukarıda…

;-)

Resimde bere ve atkı ile yaratıcı olduğunu ispatlamaya çalışan birini görüyoruz.

Olmuş mu yani… Bere ve atkı onu farklılaştırmış mı?

:-P

Güldürmeyin lütfen… CV’sini gönderin de bakayım… Resimsiz olsun…

:-P

Değişim Yönetimi günü

10 January 2010 Sunday

7 Ocak 2010 Perşembe günü, Marmara Üniversitesi Değişim Yönetimi Kulübünün toplantısında konuşmacıydım.

marmara_degisim

Friendfeed’de bu konuda bazı notlar yazdım. Sn. Fatmanur Erdoğan “sunumu paylaşırsan, ben de görüş yazarım ;-) ” diye yazmış.

Sunumda oradan, buradan alıntılar vardı. Sadece sunumu değil tüm öyküyü paylaşmaya karar verdim. Fatmanur’un görüşlerini hak etmek için…

  • Aşağıda siyah yazılı olanlar, söylediklerim veya yaptıklarım. Renkli olanlar ise, sunumlarda yer alanlar

:-P

Marmara Üniversitesi Değişim Yönetimi Kulüp Başkanı Murat Durak ile daha önce konuşmuştuk.

Konferansın açılış konuşmalarından sonra sahneye çıktım.

Başkan Murat Burak’ın konferans sonrasında Friendfeed’e yazdığından alıntı:

===================================================

“Uğur hocam konuşmasından bir kaç gün önce kafalardaki inovasyon dair düşünceleri resetleyeceğini söylemişti bana… Uğur hocanın şaşırtacağını biliyordum ve bekliyordum da. Sabah 10.00’da çok dakik bir şekilde mekandaydı. Şule hocanın da destek olmak için orada olması sürpriz ve mutluluk vericiydi. Uğur Hoca sahneye çıktı. Gösteriye başlamadan önce dinleyicileri bir kıvama getirdi. :-)   Arkalara dizilenlere öne gelmelerini söyledi. Gelmezler ise, onlara malum katılım sertifikası yerine :-) uyku sertifikası vermemi söyledi bana…”

===================================================

“Asıl program başlamadan önce reklamlar var… Uğur Özmen reklamları…” dedim.

Konusu inovasyon olan bir toplantıya beni neden çağırdıklarını düşündüğümü anlattım.

inovasyon_sunum_1

Yaptığım bazı buluşları ve onları yaparken ne düşündüğümü aktarmaya çalıştım.

Reklamlar bitince Fikircilik – Yenilikçilik konusunda bazı cümleler okudum. Bunlar ile aynı fikirde olanların el kaldırmasını rica ettim.

===================================================

Buradan mezun olduktan sonra şu şirketlerden birinde çalışmak isterim:

  • Accenture
  • Arçelik
  • Deloitte
  • Prise Waterhouse – Coopers
  • Procter & Gamble
  • Sony
  • Unilever
  • her hangi bir Banka

El kaldıranlar yaklaşık % 65 – 70

===================================================

Sınırsız özgürlük yaratıcılığı artırır

El kaldıranlar yaklaşık %50

===================================================

Kıta Avrupası ülkelerinden birinde Belçika’da yağmur yağarken bir kaldırıma paspas koyup “Lütfen ayaklarınızı siliniz” diye yazarsan, hemen herkes ayaklarını siler.

Bu durumda ayaklarını silmeye gerek olmadığını düşünmek yaratıcılıktır

El kaldıranlar yaklaşık %20

===================================================

Zaman baskısı yaratıcılığı artırır. (“Kul sıkışmayıncca Hızır erişmez” diyenler… cümlesi ile açıkladım)

El kaldıranlar yaklaşık %30

===================================================

Kıyafet zorunluğu yaratıcılığı öldürür.

El kaldıranlar yaklaşık %50

===================================================

Bunun üzerine ilk cümleyi hatırlattım. Büyük çoğunluk, kurumsal firmalarda çalışmak istiyordu. Ama bu kurumların kurallarının yaratıcılığı öldüreceğine de inanıyordu.

Diğer cümlelerle ilgili görüşlerimi sonra söyleyeceğim diyerek, eski bir yazımdan alıntı yaptım.

===================================================

  • Yenilikçilik bir seçenek değil, zorunluluktur.
  • Bugünün iş dünyasında, yenilikçilik her zamankinden önemlidir.
  • Globalleşme, yenilikçiliğe yönelten önemli etmenlerden biridir.
  • Şirketler yenilikçiliği içlerinde geliştirmek ve içselleştirmek zorundadırlar.
  • Bir kurum eğer başarılı olmak istiyorsa, yenilikçiliği vizyon, liderlik, süreçler ve kültürünün bir parçası haline getirmelidir.
  • Yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde, yeni iş yapma biçimlerinde merkezde yenilikçilik yer almalıdır.
  • Başarılı kurumlar yenilikçiliği kucaklamalı ve hızlı büyümek, pazar payını artırmak, kurumu daha iyi bir konuma getirmek için yenilikçiliğin vazgeçilmez olduğunu anlamalıdır.

Yenilikçilik konulu bir makalenin ana cümleleri bunlar ise, bu sözler devamlı tekrarlanıyorsa… Makale doğru söylüyordur. Ama hiçbir işe yaramıyordur.

;-)

===================================================

Sonra aynı cümleleri “müşteri odaklılık” ile tekrarladım.

===================================================

  • Müşteri odaklılık bir seçenek değil, zorunluluktur.
  • Bugünün iş dünyasında, müşteri odaklılık her zamankinden önemlidir.
  • Globalleşme, müşteri odaklılığa yönelten önemli etmenlerden biridir.
  • Şirketler müşteri odaklılığı içlerinde geliştirmek ve içselleştirmek zorundadırlar.
  • Bir kurum eğer başarılı olmak istiyorsa, müşteri odaklılığı vizyon, liderlik, süreçler ve kültürünün bir parçası haline getirmelidir.
  • Yeni ürün ve hizmetlerin geliştirilmesinde, yeni iş yapma biçimlerinde merkezde müşteri odaklılık yer almalıdır.
  • Başarılı kurumlar müşteri odaklılığı kucaklamalı ve hızlı büyümek, pazar payını artırmak, kurumu daha iyi bir konuma getirmek için müşteri odaklılığın vazgeçilmez olduğunu anlamalıdır.

Bunların da hepsi doğru değil mi?

;-)

===================================================

Aynı cümleleri bir kez de “insan sermayesi” ile yineledim.

“Benden sonraki konuşmacılar bu cümleleri kullanırlarsa, ne olduğunu biliyoruz, siz bize nasıl olması gerektiğini anlatın diyerek ısrar edin” sözleri ile benden sonraki konuşmacıların hayatını zora soktum.

Sonra Koç Üniversitesi Pazarlama Kulübü’nün 2008 sonunda düzenlediği “Pazarlamada Yenilikçilik” konferansının notlarından alıntı yaptım.

===================================================

Bakalım ustalar ne demişler:

  • Ana konuşmacı Prof. Dr. Rajesh Chandy “Inovasyon, yeni bir fikrin başarılı bir ticari uygulamasıdır”;
  • Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.’nin Genel Müdürü Mehmet Sezgin: “İnovasyon, fikrin kar getiren şekilde hayata geçirilmesidir. Yeni bir müşteri değeri sunmalıdır.”
  • Sony Eurasia Genel Müdürü Mohsen Noohi “inovasyon = yaratıcı fikir + doğru uygulama

Bu cümlelerin ortak noktası şudur: Her fikir, yenilik değildir. Uygulanabilir ve para kazandırabilir olması gerekir.

===================================================

Bu noktada, buluş denildiğinde ilk akla gelen meşhur Porof. Zihni Sinir’den bahsettim. TUBİTAK’ın en neşeli yayını olan bu kitabı dinleyicilere önerdim.

Tren kazaları olduğunda, benim aklıma hep şu proje gelir.

zihni_sinir01

(Dijital kopyasını bulamadım. Bendeki kitaptan scan ettim. Bu nedenle yeteri kadar net çıkmadı.)

Sonra yine eski yazılarımdan alıntıları açıklayarak devam ettim.

===================================================

Theodore LevittYaratıcılık Yetmez” diyor. “Yaratıcılık – fikirler oluşturmak – nispeten kolaydır. Yenilik – onları yaşama geçirmek – çok daha zordur”. “En kötüsü, inovasyonu yaratıcı kişilerin eline bırakmaktır

===================================================

En kötüsü, inovasyonu yaratıcı kişilerin eline bırakmaktır” cümlesini tekrar vurguladım. Ve Theodore Levitt‘in Yaratıcılık Yetmez makalesinden devam ettim.

===================================================

“Büyük özel şirketlerde yaratıcılık ve yaratıcı insan eksikliği gerçekten de çok azdır. Esas sorun, kendilerine yaratıcı denilen insanların çoğu zaman esas meselelere el atma sorumluluğunu başkalarına havale etmeleridir. Bu kişilerin kafalarında birçok fikir vardır, ama işin peşini iş dünyasına özgü biçimde kovalama anlayışları çok kıttır. Sahip oldukları fikirlere kulak verilmesini ve denenmesini sağlayacak doğru çabayı göstermezler.”

===================================================

Bu cümlelerden sonra, “neye yenilik (inovasyon) deniyor” diye şu alıntıyı perdeye yansıttım.

===================================================

  • piyasaya yeni bir malın veya modelin sürülmesi veya bir malın kalitesinin artırılması (müşterilerin daha önce bununla tanışmamış olmaları yeterli)
  • üretimde yeni bir tekniğin kullanılması (sadece bilimsel olarak yeni olmayabilir, var olan bir ürünün farklı kullanılışı da bu kapsama giriyor)
  • yeni pazarlara açılma (bu pazarın daha önce var olup olmamasından bağımsız olarak üretimin bir kolunun daha önce girmediği bir pazar olması yeterli)
  • yeni bir hammadde veya yarı mamul kaynağının bulunması (daha önce zaten var olmasından veya yeni yaratılmış olmasından bağımsız olarak)
  • endüstrinin reorganizasyonu (bir tekel yaratmak veya bir tekel pozisyonunu ortadan kaldırmak)

Bu Joseph Schumpeter’e ait olan tanım dünyaca kabul edilmekte. Hatta birkaç sene önce Joseph Schumpeter için yazılan bir kitapta “Yenilikçiliğin Peygamberi” denilmiş.

Peter Drucker’ın yenilikçilik üzerine makaleleri okunursa, aynı felsefeyi benimsediğini görürüz.

===================================================

Bunlar perdede duruyordu. Ama hiç birini okumadım. (Benden sonra konuşacak birileri mutlaka bahseder diye düşündüm.) Onun yerine çok bilinen vantilatör örneğini verdim. Biri elektrik motoru ile çalışan tekerleği bulmuş. Başkası aynı prensip ile vantilatörü bulmuş. Diğeri onu arabayı soğutmakta kullanmış. Biri vantilatörü şapkaya monte etmiş, yüzünü serinletmiş. Öteki, fırçanın ucuna takmış, bardakları temizlemiş. Bir diğeri de diş fırçalarına monte etmiş.

Bunların hepsinin buluş / yenilik olduğunu, “Zaten bulunmuştu… Hiç yaratıcı değil…” cümlesini sadece kendisi birşeyler bulamayanların söylediğini vurguladım.

Ve Theodore Levitt ‘den bir alıntı daha…

===================================================

“Bir fikir önerenin göstermesi gereken sorumlu davranış, bu öneriye maliyet, risk, insan gücü, zaman, hatta belki o fikri hayata geçirmesi gereken özel bazı kişiler bakımından en azından birtakım asgari ipuçları (UÖ katkısı: fikrin hayata geçirilmesi için gerekli aşamaları ve süreç tasarımı, SWOT analizi, rakiplerin ve benzer uygulamaların ülkede ve dünyadaki durumu, yasal ve sosyal çevrenin etkileri / etkileşimi, temel performans göstergeleri, olası gelir/gider tablosu, şirket alt-yapısında neleri değiştireceği, mevcut hangi uygulamaları kullanacağı, vs.) eklemektir.

===================================================

Sonra, başlangıçtaki ön yargılı cümlelerin yanıtlarını açıkladım.

===================================================

Zaman baskısı arttıkça yaratıcılık artar mı?

“Araştırma denekleri, kendilerini zaman baskısı arttıkça yaratıcılıkları da artan insanlar olarak gördüklerini söylemişlerdir.  Tuttukları güncelerin bu özdeğerlendirmeyi yalancı çıkarması üzücüdür.”

Teresa M. Amabile, Contance N. Hadley, Steven J. Kramer
Harvard Business Review Ağustos 1992

===================================================

Şu “Kıyafet zorunluğu yaratıcılığı öldürür” kavramına hep takmışımdır. Bu konuda söylemimi şu videoda izleyebilirsiniz.

  • Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin Marketing Anadolu Kulübü tarafından düzenlenen “Sıfırın Altında Marketing” organizasyonunda sahneye çıktığımda da sormuştum. “Yaratıcı olmak için bere ve atkı takmak zorunda mıyız?”

===================================================

Sınırsız özgürlük yaratıcılığı artırır

Yine, Teresa M. Amabile, Contance N. Hadley, Steven J. Kramer tarafından yazılmış (Harvard Business Review Ağustos 1992) makaleden bir alıntı

inovasyon_sunum_2

inovasyon_sunum_3

===================================================

Bu örneklerde de görüldüğü gibi ucunda bir amaç olmadığında, insanlar kendilerini araştırma seferindeymiş / görev peşindeymiş gibi hissetmezlerse, yaratıcılıklarının düştüğünü anlattım.

Araştırmalar, sınırsız özgürlük yaratıcılığı artırmaz diyor. Zaten Young Guns sürecinde biz de bunu görmüştük.

Dinleyicilere önyargılardan uzak bakmanın önemini anlatmaya çalıştım.

===================================================

Yenilik için ön koşullar

  • Dinlemeyi öğrenmek
  • Gözlemek
  • Anlamaya çalışmak
  • Sorgulamak

===================================================

Burada önemli nokta, dinlemek yetmez. Henri Ford’un “onlara sorsaydım, otomobil değil daha hızlı koşan at isterlerdi” sözü doğrudur.

Anlamaya çalışmak, ihtiyaçları gözlemek ve çözüm bulmak önemlidir.

Müşterilerin söyledikleri ile yaptıklarının farklı olduğu bir iki örnek daha verdim. (Burada başka bir örnek de var.)

Son söz, yine kendiyazılarımdan bir alıntı idi. Yine arkadaşım ve eski patronum, Dışbank eski Genel Müdürü Faik Açıkalın’a ait bir cümle…

===================================================

“Bazıları, uygulanamaz bir çok fikre sahiptir. Kendilerini vizyoner sanır. Devamlı yepyeni fikirler saçar ortalığa… İnovasyon ile fikir ishalini karıştırmayalım.”

===================================================

:-P

SUNUM BÖYLE BİTTİ

:-P

Ancak, önemli bir notum daha var.

Sunum sırasında dinleyen yaklaşık 200 kişiye sordum. Televizyonda geçirdiği zaman internette geçirdiği zamandan daha fazla olan var mı? diye… Sadece tek bir dinleyici parmak kaldırdı.

(Diğer arkadaşların da internette zaman geçirmelerine rağmen, ağlarda pek yer almadıklarını söyleyebilirim.)

Young Guns’ı duydunuz mu? diye sordum. Hiç biri duymamıştı.

  • (Young Guns fikri de zaten böyle bir seminer sonrasında aklıma gelmişti. Zamanını internette geçiren dinleyicilere “internette reklam veya pazarlama” konusunda ders alıp almadıklarını sormuştum. Yanıt HAYIR idi.)

Bu nedenle aynı soruyu yinelemedim. Kulüp başkanı Murat Burak’a buradan sesleniyorum. Değişim Yönetimi Kulübü’nün gelecek toplantısının konusu “interaktif reklamcılık” olmalı…

:-P


nBelçika’da yağmur yağarken bir kaldırıma paspas koyup “Lütfen ayaklarınızı siliniz” diye yazarsan, hemen herkes ayaklarını siler.
n
Bu durumda ayaklarını silmeye gerek olmadığını düşünmek yaratıcılıktır

Fanatiklik

17 August 2009 Monday

Bazı sözler insanın düşüncelerini karıştırır. Belki yeniden şekillendirir. Alexander Soljenitsin’in “ideoloji her suçu haklı kılar” sözü de – benim için – bunlardan biridir.

Kişinin normal düşünmek yerine belli bir örgüte, takıma, inanışa, aileye, kendi okulunun mezunlarına, vb…  daha fazla artı vermesini sağlayan her türlü konuyu bu cümle çerçevesinde değerlendiririm.

Ülkemizde takım tutmak da bunlardan biridir.

Nereden aklıma geldi derseniz… Friendfeed’de yine takım yazışmaları… “Marka” temsilcisi olanların görüşleri…

:-(

Renkleri sarı kırmızı olduğu için Shell’den benzin almayan, MasterCard kullanmayan kişiler görmüşümdür. “Çıkar bakalım cüzdanını” dedikten sonra, cebinden kırmızı renkli bir şey çıkanı aşağılayanlara çoook şahit oldum.

Benzerini karşıt tarafta da gördüm. Lacivert renkli olduğu için VISA kullanmayanlar da vardı.

Her ikisine de hayretle bakmışımdır.

Önceki yazımdan bazı satırları burada tekrarlayacağım:

İdeolojiyi kabul etmeyenleri toplama kamplarına  göndermek, hapiste tutmak makul karşılanabilir. Din adına öldürmek öğülebilir. Taraftarlık adına diğer takımın bayrağını sallayan arabaya saldırmak (hatta döner bıçağı ile maça gitmek) garip karşılanmayabilir. Sadece kendi okulumuzdan mezun olanları işe almamız desteklenir. Giderek sağlıklı düşünme yeteneğimiz kaybolur.

İnsan, her hangi bir konuda tarafsız düşünmeyi engelleyen her türlü inanışı “ait oluş” değil tehdit olarak algılamadıkça, işleyebileceği her suça kendisini ikna edebilecek bir bahane oluşturabilir. Unutmayın bağnaz olmak için mutlaka bir ideoloji şart değil. Taraftarlık, okuldaşlık, akrabalık bile sağlıklı düşünmenizi engelleyebilir.

Oysa yaratıcılık, kendisini tutan bağlardan kurtulduğu zaman yücelir.

:-(

Kendi payıma, her hangi bir takımı, okulu, aileyi, vb…  bu şekilde tutan kişileri işe almadım. Yönetici konumunda olsam, yine de almam… Bu derece ileri düzeyde taraflı bakış açısının sağlıklı düşünce ürünü olmadığına inanırım.

“O bizden…” diyenlerin, bu düşünceden türediğini bilirim. Soljenitsin’in “ideoloji her suçu haklı kılar” cümlesine inanırım. Fanatikçe…

:-P