"İş hayatı" kategorisindeki yazılar:

25 September 2017 Monday

Müşteri Şekillendirir

Birkaç gün önce Facebook’ta Özge Doğan’ın bir iletisini gördüm.

Altına yorumumu yazdım “Çok mağazalı kurumlarda, kurum kimliğini zorlasalar bile müşteri kitlesi çalışanların kişiliğini şekillendiriyor. Birkaç tane örnek biliyorum.

Bu vesileyle, bahsettiğim örnekleri yazayım.

🙁

Akaryakıt dağıtım şirketleri (Shell, BP, Petrol Ofisi, Opet, vb.) en iyi okullardan başarılı mezunları işe alırlar. Bu gençleri 3 – 5 ay eğitirler. Sonra 7 – 8 bayiden sorumlu Bölge Müdürü olarak görev yerine gönderirler.

Kişilikleri, gittikleri yerdeki bayilere göre şekillenir. Bayiler eğer basiretli iş adamlarıysa pek sorun olmaz. Eğer akaryakıt istasyonlarının sahipleri aşiret veya karapara bağlantılı kişilerse… bu gençler onların davranış biçimlerini, bakış açılarını, söylemlerini kopyalamaya başlarlar. İyi eğitim almış pırıl pırıl adam gider, kabadayı üslubu olan maço erkek ortaya çıkar.

İyi okulların başarılı mezunları, TV dizilerindeki şahsiyetlere dönüşürler.

🙁

Kafe zincirleri, işe aldıkları elemanları zorlu bir eğitimden geçirirler. Kahvenin geçmişi ve pişirilme yöntemleri konusunda uzman düzeyine ulaştırırlar.

Kafe zincirlerinden birinin Bebek mağazasında oturuyordum. Eleman, bir plastik salata kabına su koydu. Hemen kapının dışına, yaz günü dili dışarıda gezen köpeklerin içebileceği bir yere yerleştirdi.

Çok hoşuma giden bu durumu kurumda çalışan arkadaşlarımla paylaştım. Onlar bu davranışın “mağazaya özel” olduğunu anlattılar.  Müşteriler de benzer şekilde davrandığı (bir salata kabına su doldurup kaldırıma koyduğu) için, çalışanlar kopyalıyorlarmış. Aynı kurumun taşra mağazalarında çalışanların, bilgi olarak diğerleriyle farkları olmasa bile, davranış açısından hiç de böyle değillermiş.

😉

Kurumların “anlı şanlı” IK’cılarına iş düşüyor. Siz onların bilgilerini arttırıyorsunuz ama – maalesef – davranışlarını müşterinin şekillendirmesine izin veriyorsunuz.

Kurum kimliğiniz en iyi örnekle değil, müşterinin şekillendirdiği en kötü örnekle anılmaya başlıyor.

Maalesef.

🙁

21 August 2017 Monday

Yenilikçi Düşünme – 2

Yenilik ve değişim konusundaki sunumların büyük çoğunluğu şu iki resim ile başlar:

Klişe cümle söylenir:”Bakın. Bu resimde sadece tek bir otomobil var.

İlk resimde sadece tek bir otomobil varken, ikinci resimde hiç at arabası kalmamış. Sadece 13 senede…” Böylece değişimin hızı ve karşı koyulmazlığı da anlatılır.

😛

Ben de bu klişe ile başlıyorum. Sonra şu resmi gösteriyorum.

Veee… Soruyorum:

Bu resimde sizi rahatsız eden bir şey var mı?

Adalar’daki at arabaları nedeniyle atlara çektirilen eziyet” dışında pek yanıt alamıyorum. “Daha yenilikçi düşünerek bakın” diye eğitime katılanları zorluyorum.

.

Sonra, (daha önce blog’da paylaştığım) şu konuyu gündeme getiriyorum.

Biliyorsunuz Birinci Sanayi Devrimi buhar motoru ile anılır. İkinci Sanayi Devrimi ise, elektrik motorunun ortaya çıkmasıyla başladı. Birbirinden yegane farkı buhar kazanı olan elektrik motoru mu yeni bir Sanayi Devrimi yapmıştır?” diye soruyorum.

Tıpkı bir önceki at arabası ve otomobil resimlerinde olduğu gibi, burada da sizi rahatsız eden bir şey olmalı” diye üsteliyorum.

😉

Bu satıra kadar okurken sorularımı düşünmüşseniz, yanıtı (yine sorularla) vereyim.

Sadece enerji kaynağının değişmesi, atın çıkartılıp benzin motoru takılması veya buharın yerini elektriğin alması sanayi devrimi yapan bir yenilik midir?

O aracın adı otomobil. “Oto” = kendi kendine, “mobil” = hareketli. Hani “mobil teknolojiler” diyoruz ya! İşte dönemin en mobil teknolojisi. Bu otomobilin tasarımının at arabasının neredeyse aynısı olması size yanlış gelmiyor mu?

.

Eminim anlamışsınızdır. Bu değişimi ilk yapan siz değilseniz, alıp fabrikanıza koyduğunuzda (veya satın alıp kullandığınızda) yenilikçi değil uyumlu olabilirsiniz.

Otomobil (yani kendi başına giden araç) üretirken atın önde olmamasının tüm avantajlarını tasarıma eklediğiniz zaman yenilikçi düşünmeye başlarsınız.

Sonra sorgulamanız devam eder. Şoförsüz arabada tüm koltuklar öne mi bakmalı? Sık seyahat etmiyorsanız, kocaman bagaja gerek var mı? Günde 4 saat kullandığınız, 20 saat park yerinde duran arabaya o kadar para ödemeli misiniz? Başka zamanlarda kullananlarla paylaşsanız daha verimli olmaz mı? Tüm bu soruların yanıtları hem otomobilin, hem de hizmet süreçlerinin tasarımını belirler. Giderek “Hizmet olarak Ürün” (Product as a Service – PaaS) kavramına ulaşırsınız.

Sadece yenilikçilik için değil,  hizmet süreçlerinin tasarımını yaparken MOST® düzeyine ulaşmak da ancak bu gibi onlarca soruya hem teknolojik hem de insani çözüm bulmayı amaçlayarak gerçekleşir.

😉

 

06 August 2017 Sunday

Teşekkür ve Gurur

Dün Linkedin adımın geçtiği bir yazıyı bildirdi.

Okuyunca çok sevindim.

Özlem Katırcıoğlu ile, Starbucks’ın “sadakat ve mobil ödeme projesi” sırasında tanışmıştık. Her geçen gün kullanıcısı artan bu projenin kavramsal tasarımından, hayata geçirilmesine kadar her aşamasında kendisinin gayreti vardır.

Şimdi çalıştığı Samsung’da da başarılarını devam ettiriyor.

😀

Bir projeyi benim için keyifli kılan şey,  paydaşların heyecan ve özveriyle temel kavramları savunması ve projenin hayata geçmesi için ellerinden gelen tüm çabayı sarf etmeleridir. Özlem Katırcıoğlu ile çalışırken, o özveriyi ve her gün daha ileri gitmesi için ne kadar çabaladığını bizzat görmüştüm.

Şimdiki projesini Linkedin’de duyururken benden bahsetmesine çok sevindim. Ayrıca, zaten sağlam temelleri olan Özlem’in bilgi birikimine küçük katkılarım için de çok gururlandım.

Büyük tevazu ile “taleben olmak is hayatındaki en büyük şansımdı” demiş. Çalışma arkadaşım olması, benim için çok büyük bir şanstı.

Teşekkür ediyorum Özlem. Kuşkum yok, yine de başarılı projeler diliyorum.

😀