"pazarlama" kategorisindeki yazılar:

18 October 2017 Wednesday

Şeffaflık

1980’li yıllarda GİZLİLİK çok önemliydi. Öyle ki, kendi yazdığım rapor bile benden saklanıyordu. Maalesef şimdilerde bile, telefonda yaptığı teklifin içeriğini yazılı göndermekten kaçan kurumlar var.

😛

Bugünlerde çoğunlukla sosyal mecralar sayesinde, bir dönemlerin gizli-kapaklı işeri artık alenileşiyor. Belki de bu nedenle yükselen tüketici beklentilerinden biri de ŞEFFAFLIK olmaya başladı.

  • Şeffaflık konuşulduğunda ilk olarak aklıma “şerefli mağlubiyetler” gelir. Yabancı sahalardaki maçlara az sayıda seyirci gittiğinden ve onların da toplum ile etkileşimi sınırlı olduğundan gazeteciler ve sporcular anlaşırlar, sonuça kaybettiğimiz bütün maçlarda ne güzel oynadığımızdan bahsederlerdi. İletişim ve etkileşim artınca, gerçekleri öğrendik.

Günlük yaşamımızda, şeffaflık izlerini görmeye başladık. Bazı lokantalar, mutfaklarıyla oturulan yer arasına cam koyuldular ve yemek yapma sürecini sergilenmeye başladılar.

Migros, sebze- meyve etiketlerinde bilgilendirmeyi arttırdı.

Avruda’da birçok belediye, kişiye özgü olmayan yöresel bilgileri (trafik, enerji tüketimi, kanalizasyon kullanımı, çöp toplanması, vb.) paylaştı ve çözüm üreten girişimcilerle birlikte çalışmaya başladı. Hani akıllı şehir dediğimiz projeler var ya… Onlar öncelikle akıllı belediyecilerin bazı bilgileri şeffaflaştırması sayesinde gelişiyor. Herşeyi belediyeler yapmıyor, doğru iş ortaklarıyla çalışmayı beceriyorlar.

😉

Belli bir dönem boyunca GİZLİ sanılan konular bile, bir süre sonra açıklanmaya başladığından kurumlar “şirket sırrı” olması gerekmeyen konuları daha fazla alenileştiriyorlar. Aksi takdirde resmi veya özel kurumların bazı ÇOK GİZLİ bilgileri zaten bir yerlerde sızıntı yapıyor.

Dijital Dönüşüm dersimizin ödevlerinden biri, bu konuya ayrılmıştır. Gruplar, dijital dönüşüm için seçtikleri sektörde şeffaflık uygulamasının nasıl olabileceğini yazarlar.

Bu ödevlerden biri, bende unutulmaz bir anı olarak kalacak.

Yazarkasa sektörü için şeffaflık örneği:

Fiş/fatura/E-fatura üzerinde zaten satın alınan ürünün fiyatı ve KDV oranı basılıyor. Bu fiyatlar dışında fiş/fatura üzerinde

  • Ürünün mağza alış fiyatı: Yani tek bir ürünün işletme için alış fiyatı.
  • Ürünün lojistik fiyatı: Yani tek bir ürünün işletme için lojistik maliyeti.
  • Mağzacılık giderleri: Yani o ürünün satışı için mağzanın ödediği kira, çalışan,elektrik vs. gibi işletme giderlerine olan maliyeti.

Bilgilerinin de bastırılması sağlanabilir. Ben buna benzer bir uygulamayı Migros maketler zincirinin sebze meyve reyonunda görmekteyim. Örneğin reyon üzerindeki  6.99TL lik domatesin etiketi aşağıdakine benzer bir şekilde bastırılmış:

Salkım Domates: 6.99TL/kg
  Alış yeri: Edirne
  Alış fiyatı: 2.27TL/kg
  Lojistik gideri: 0.45TL/kg
  Mağaza giderleri: 0.68TL/kg

  • Dilbilgisi ve imla düzeltmelerini yapmadan aynen aldım.

Bu ödevi okuyunca “Verdiğin şeffaflık örneği, sene başında seçtiğin sektör olan ödeme sistemleri firması için değil, sanki gıda perakendecisi için daha uygun gibi görünüyor” diye yorumladım. Ayrıca “ödeme sistemleri bir sektördür, ancak yazar kasa sektör değil araçtır” diye geri bildirimde bulundum.

Aynı ödev sadece sektör değişikliği yapılarak “Ilk ödevde seçtiğim sektör “Ödeme Sistemleri-Yazarkasa” sektörüydü. Yazarkasanın sektör değil bir ürün olduğunu konusundaki düzeltmeniz sonrasında bunu “Perakende Sektörü” olarak düzeltiyorum” denilerek iletildi.

  • Aynı ödevin bu şekilde iletilmesini ilginç buldum. O ayrı. Bir de şu var. “Mevcut bir uygulamayı aynen aktarmayın, daha iyisinin nasıl olabileceğini düşünün” diye her hafta hatırlatıyorum. Bari bir ekleme yapılsaydı.

😛

Şeffaflık deyince, “Gerçekten ne kadar şeffaf olunmasını istiyoruz?” sorusunu da kendimize sormamız gerek.

Ömer Seyfettin’in “Yüksek Ökçeler” isimli hikayesinde, zengin bir hanımefendinin, bir süre sonra kendi konağındaki her şeyi görüp duymaktan rahatsız olduğu ve gerçeklerle daha az yüzleşmeyi tercih ettiği anlatılır.

The Circle filminde, aşırı şeffaflığın insanlığımızı elimizden alması noktasına gelebileceği anlatılıyor.

Ben, ben, ben” ile herşeyi paylaşmanın boyutlarını zorlayan nesil, bir süre sonra bundan rahatsız olacak.

🙂

Şeffaflık konusundaki tartışmaların eğitim ile aynı çerçevede olduğunu gözlemliyorum. Herkes, kendisinden başka herkesin şeffaf olmasını bekliyor sanki. (Tıpkı herkesin kolayca yüksek not alması ama kendisinden başka herkesin iyi eğitim almasını istemesi gibi)

😉

Siz kendinize şunu sorun. Bir sektörde şeffaflık gerçekten ne konuda olmalı?

Örneğin sebze – meyve satın aldığınız perakendecinin, akşam yemeğinizi yediğiniz lokanta veya kebapçının ne kadar kâr ettiği mi önemli yoksa kimyasal gübre veya GDO’lu ürün kullanılıp kullanılmadığı mı?  Yemeğin hazırlanma koşullarındaki sağlıklı süreçler mi? Üretimden dükkana gelene kadar ki soğuk zincir mi?

Gerek sektörünüzü şeffaflaştırırken, gerekse (MBA katılımcıları için) ödevi hazırlarken bunu düşünün.

.

02 October 2017 Monday

Dijital Pazarlama ≠ SEO

Dijital pazarlamaya ilişkin Türkçe ve İngilizce yazıları okumaya, etkinlikleri izlemeye çalışıyorum.

Gördüğüm kadarıyla “dijital pazarlama = SEOzanneden oldukça büyük bir çoğunluk var. İşin – bence – üzücü tarafı, bu konuda reklam veren düzeyindeki beklenti, SEO yapıp “biz dijital pazarlama hizmeti sunuyoruz” diyen birçok hizmet sağlayıcıdan daha fazla. Onlar da multi veya omni kanal pazarlamayı nasıl yapacaklarını bilmiyorlar. (ama araştırıyorlar.)

SEO’cuların “Tek aleti çekiç olan, her şeyi çivi zanneder” sözüne uyan düşünce yapılarını bir kenara bırakalım. Size bambaşka bir dijital pazarlama örneği sunmak istiyorum.

😉

Birkaç ay önce, “müşterisi olduğum şirketin süreçlerinin dijital kavramlardan ne kadar uzak olduğunu” düşündüğümü vurguladığım yazıdan sonra, yakın arkadaşımdan gelen bir mesaj…

Bu vesileyle hem kurumlara, hem de SEO’yu dijital pazarlama diye satanlara sesleniyorum.

Dijital’i, en azından “Allah’ın sucusu” kadar içselleştirin. Hiç değilse…

😀

 

29 September 2017 Friday

Kaçıncı Sanayi Dönemi

Birkaç gün önce, Facebook sayesinde şu haberi gördüm. “Apple, yeni ürün çıkarınca, eskilerini yavaşlatıyor

Harvard öğrencisi Laura Trucco, her yeni model çıktığında Google’da “iPhone yavaşlaması” arayanların zirve yaptığını,  ancak Samsung ve diğer telefonlarda bunun geçerli olmadığını göstermiş. Bundan yola çıkarak, “her yeni model çıktığında, iPhone’un eski modelleri yavaşlattığını” söylemiş.

2

Diğer marka telefonlarda benzer durumun oluşmaması, yani yeni model çıktığında “telefon yavaşlaması” diye araştırma yapılmaması da dikkat edilecek bir konu. Rakiplerin telefonlarını kullananlar,  “telefon yavaşlaması” diye araştırma yapma ihtiyacı niye hissetmiyorlar? İlginç.

3

Bu haberi yorumlayan Atilla Büyükurvay ise şöyle diyor: Daha ziyade; “Harvard’lı bir öğrencinin yaptığı Google trends araştırması, yeni model çıkarken insanların iPhone’larının yavaşladığından şüphelendiğini gösteriyor.”.

Şahsen, “ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diye düşünüyorum.

😉

Açıkçası benzer araştırmayı yapmamakla birlikte, ben de (diğer marka telefonlar için de geçerli olmak üzere), yeni telefon almaya özendirmek için benzer uygulamaların hayata geçirildiğini düşünüyorum.

Telefonun 2 yılı dolduktan hemen sonra pillerin hızlı bitmesi, oldukça geç şarj edilmesi, pillere ilişkin çözüm olmaması gibi uyanıklıkların hemen tüm taşınabilir telefon üreticileri için geçerli olduğunu düşünüyorum.

Özellikle Apple’ın tasarım adı altında, her yeni model için farklı uzantılar üretmesinin Bilişim Dönemi’ne yakışmadığını, Sanayi Dönemi’nde kaldığını söylemiştim. Şimdi de uyanıklık dönemi mi acaba?

😉

EKLEME – 1 Ekim 2017

Facebook’da yorum yapan Kerem Kaynar bir yazıyı okumamızı önerdi

Bu yazıda

iPhone güncellemeleri çoğunlukla yeni model çıktığı sırada yapılıyor. Bu nedenle yavaşlama aramaları artıyor.

Apple hem telefonun, hem de yazılımın sahibi. Samsung ise (diğer Android üreticileri gibi) donanıma sahip ama yazılıma değil. Bu nedenle güncellemeler için birçok işlem gerekiyor. Eş zamanlı yapılmıyor

diye anlatıyor ve yazıdaki karşılaştırmanın anlamlı olmadığını söylüyor.

🙂

Eldeki kısıtlı olanaklarla (yazının aslı elimizde olmadığı için) grafikler üzerinden bu gerekçenin doğruluğunun anlaşılıp anlaşılmadığını sınamaya çalıştım.

  • Yukarıdaki (en yüksek arama rakamı 100 alınarak hazırlanan ve iki arama yoğunluğunu karşılaştıran) ikinci grafiğe yeniden bakınca, “Samsung yavaşlama” aramalarının sürekli arttığını, ancak “iPhone yavaşmala” aramalarının lansman sonrasında epey düştüğünü görebiliyoruz.

Bu da Kerem Kaynar’ın önerdiği yazıyı doğruluyor.

Bunun haricinde, yazı Apple ve iPhone övgüleriyle dolu olduğu için onun da bilimsel olduğunu söylemk güç.

😉

Yukarıda referans aldığım yazının pek bilimsel olmayıp iPhone karşıtı yaklaşımı olduğunu kabul etmeliyim.

Yine de, her iki markanın da “Bilişim Dönemi müşteri davranışı” konusunda yetersiz olduğuna dair fikrim değişmedi. Sadece “biri diğerinden daha kötü” diyemem.

😮

EKLEME – 2 Ekim 2017

Twitter yorumcularından Can Yücel @cnyclThe Lightbulb Conspiracy mevcut durumu o kadar iyi anlatıyor ki, muhakkak izlenmeli.” diye yazmış.

109 yıldan beri hiç söndürülmeden yanan bir ampulden bahsedilen videoda, ürünlerin “planlanmış erken ömür” ile üretildiğini vurguluyor. Yani aslında çok daha uzun ömürlü ürünler piyasaya sürülebilir. Firmalar, gelirlerini arttırmak için özellikle kısa ömürlü üretiyorlar.

Videoyu Youtube’dan izleyebilirsiniz. 50’inci dakikada, Apple’dan da bahsediliyor. Pillerin ömrünü bilerek kısa tuttukları konusunda dava açılmış. Apple anlaşmaya varmayı kabul etmiş ve süreyi uzatmış.

😮