"yaşamın içinden" kategorisindeki yazılar:

18 June 2017 Sunday

Babalar Günü

Bugün Babalar Günü

Bilirsiniz, “Tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun…” diye başlayan söylemlerden hiç hoşlanmam.

Bernard Shaw’un dediği (ve çok sıkça tekrarladığım) “Bu söylediğim de dahil olmak üzere, bütün genellemeler yanlıştır.” cümlesini savunurum. Dolayısıyla “Tüm babalar” gibi genellemeleri sevmem.

  • Meraklısına, Anneler Günü konusunda da farklı düşünmüyorum. Buyurun, bakın.

Bir çocuğun dünyaya gelmesi için bir şekilde katkıda bulunmak, kimseyi kutlu yapamaz. Tecavüzcüyü kutsamak gibi bir şey…

Baba olmak, kadın üzerinden değil çocuk sayesinde ve emek harcayarak kazanılan bir sıfattır.

😉

İşin pazarlama kısmına gelelim.

Özel günler, mutlaka pazarlamacılar tarafından hatırlanmalıdır [1] , [2] . Bunu bir iletişim fırsatı olarak kullanmayı abartanlar da olabilir.

Hediyeyi Pazartesi değil de Babalar Günü öncesinde verseler, birileri babasına sunabilirdi. Yine de sonuçta yaklaşık 1300 kişi retweet etmiş. (Kampanya hedefi kaç kişiydi acaba?)

🙂

Kredi kartı sektörünü bırakmadan önce, harcamaların en çok olduğu gün Babalar Günü olmaya başlamıştı. (Şimdi Sevgililer Günü’ymüş)

Nedenini şöyle yorumlamıştık: “Kocasına veya babasına hediye alan kadın, kendisi için alışveriş yapmadan durabilir mi?” İtiraf.com’dan bir alıntı.

itiraf-yeni-sene

Alıntılanan metin Babalar Günü itirafı değil ama kendini anlatıyor.

🙂

Sosyal CRM eğitimlerimde, çeşitli sektörlerin sosyal mecralardan iş fırsatı bulması konusunda ödev veririm. Hediyelik eşya sektörünü işleyen arkadaşlar, Twitter’da Babalar Günü denemesi yapmışlar.

Görüldüğü gibi pek satış fırsatı çıkmamış.

🙂

Çocuklarını katılaşmış inançlarla değil de insan ve doğa sevgisiyle büyüten, onlara bilimsel bakış açısıyla sorgulamayı ve çalışmayı öğreten, ahlak ve vicdan konusunda örnek olan tüm babaların Babalar Günü’nü kutluyorum.

.

17 June 2017 Saturday

Yeni bir yaş

Dün 61’i devirdim.

Bana mesaj gönderen herkese teker teker yanıt vermeye çalıştım.

Eşim “Sen doğum günlerini önemsemezdin, ne o bilgisayarın başında…” deyince “Doğum günlerini önemsediğimden değil ama kutlayanları önemsediğimden…” diye yanıtladım.

Ola ki mesajınızı atlamışsam ve bizzat yanıtlamamışsam, burada özür diliyorum.

🙂

Nasıl başladı doğum gününü önemsememek, onu anlatayım.

14 yaşımdaydım. Doğum günümü kutlamak amacındaydım. Evde yapılan güzel bir keki pasta gibi süsleyerek filan… Hep annem kek yaparken ona yardım ederdim, o gün ben kek yaparken annem yardım etti. Bendeki bu hevesin nedenini düşündü ama bulamadı. Sordu, söylemedim.

Oysa… Evin büyüklerinin aklı başka yerdeydi.

Akşam yemeğinden sonra, bir ergen kırılganlığıyla “Bugün benim doğum günümdü. hepiniz unuttunuz” dedim. Çok kırılmıştım.

Sonuçta iyi oldu. Sonraki yıllarımda doğum günümü pek önemsemedim.

🙂

Hakkını yemeyeyim, çok şaşaalı doğum günü kutlamalarım da oldu.

Beykoz’da güzel yerlere belediye el koymadan önce, ne keyifli gün batışlarını birlikte kutladık; 30 küsür yıllık arkadaşlarla Boncuk veya Yakup’ta ne kadar keyifle kadeh kaldırdık; kaç kere “Bu sene kutlamayacağım” diye düşünürken pasta alıp gelen “Haydi birlikte kutlayalım” diyen yakın dostlarım ile şenlendirdik…

🙂

Geçmişe dönüp baktığımda, ilkokul ve ortaokul yıllarımı anmaktan pek hoşlanmıyorum.

Lise bana iyi geldi. 40 yılı aşan dostluklarımın temeli orada atıldı.

ODTÜ’deki hocalarımın ve sınıf arkadaşlarımdan bazılarının üzerimde çok emeği geçti. En çok da, Şule… (Sınıf arkadaşım ile evlendim).

İş hayatımda çoğunlukla şanslıydım. Yine üzerimde emeği olan, bugünkü kişiliğimi oluşturan çok sayıda yöneticim ve iş arkadaşım oldu. Hatalarımı düzelttiler, başarılarımı desteklediler.

Ücretli iş hayatını bırakıp danışmanlığa başladığım yıllarda sosyal mecralar ortaya çıktı. Bu sayede tanıştığım bazı arkadaşlarla birlikte işler yaptık, (bence) çok güzel projelere imza attık. Birlikte çalışmadığım bazı arkadaşlarla da çok sağlam dostluklar oluştu.

Bana emek ve zaman harcayan herkese şükran duyuyorum.

😉

Geçenlerde 40 yaşına basmış bir arkadaşa “21 sene önce kullandım, çok keyifliydi. Umarım sana da aynı şekilde yararlı olur” diye yazdım.

Sonra düşündüm. “Ömrü yeten herkes kullanıyor, ama yine herkes sıfırdan mı başlıyor?” diye. Maalesef bazıları kendilerinin yeni bir senesini değil, başkalarının kullanılmış yıllarını yaşıyor. Üzücü.

😉

Ben sizlere, her yeni yaşınızın tümden (yüzde yüz) size ait olduğu nice yılları sağlık ve keyifle, sevdiklerinizle ve dilediğiniz gibi yaşamanızı dilerim.

İyi ki varsınız.

.

17 May 2017 Wednesday

Üslup Parmak İzidir

Geçenlerde Facebook’da bu cümleyi gördüm.

40 küsür sene önce okuduğum bir kitapta okuduğum bir bölüm geldi aklıma. Strategic Interaction (Stratejik Etkileşim) adlı bir kitap.

Kitabı evde bulamayınca web’de araştırdım. Şans işte… Kitabın web’deki ön izleme kısmında hatırladığım örnekler vardı. Şurada 8’inci sayfada yer alan kısmı özetleyeceğim.

İkinci Dünya Savaşı’nda bazı ajanları ve şifreleri diğer taraf ele geçiriyor. Mesajı kendileri gönderiyor. Telgrafın bu tarafında yer alan kişi, mesajın hızına ve bazı harfleri yazışındaki duraklama veya hızlanmaya -ritmine- bakarak diğer uçtakini düşmanın ele geçirdiğini anlıyor.

Olaya bakar mısınız? Sadece tıklamalar ile – telgrafla – yürütülen bir iletişimde karşı taraftaki ajanın ele geçirildiğini anlamak…

Bilmeyenler için: telgraf sadece nokta ve çizgilerle mesaj göndermeye yarar.

Mesaj birebir aynı olsa da üslup parmak izidir. Telgrafta bile…

😉