18 October 2010 Monday

e-Tohum İzmir kampı konuşması – 3

İzmir’deki konuşmamın sonraki bölümünde “kim müşteridir” konusunu tartıştık. Daha önce yazdığım için burada yeniden vurgulamıyorum.

Sonra üzerinde özenle durduğum bir konuyu anlatmaya çalıştım. Müşteriyi tanımak.

Geçmiş yıllardan 2 tane örnek verdim. Biri aşağıda…

Müşteriyi öylesine tanımak ki, gözlerini kapattığında elini uzatınca dokunabilecekmiş kadar beyninde oluşturmak.

Müşterinin ihtiyaçlarını, heveslerini, beklentilerini, korku ve sevinçlerini bilmeden ve anlamadan pazarlamacı olunamayacağını vurguladım.  Her girişimcinin kendi müşterisi ve hedef kitlesi için bundan daha ayrıntılı  çalışma yapması gerekiyor.

Eğer müşterinin yaşam evrelerinden bir dönemi hedeflediyseniz, burada yazılı olandan çok daha fazlasını hazırlamış olmalısınız.

😀

Neden bankalar ve GSM operatörleri bir türlü doğru hizmet sunamıyorlar biliyor musunuz? Müşteri diye milyonlarca kişiye aynı şekilde baktıklarından…

😉

  • Not: e-Tohum İzmir kampı kapsamında Embryonix ile birlikte düzenlenen, 9 Ekim’de İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki toplantıdaki konuşmamın ilk 2 yazısı şöyleydi: [1] ve [2]

😀

Etiketler: , , , ,

Kategori: CRM, pazarlama

“e-Tohum İzmir kampı konuşması – 3” yazısına şu ana kadar 4 yorum yapılmış:

  1. Bu link’e bir göz atın.

  2. Tüm bankalar ve GSM şirketleri yanlış hizmet sunuyorsa, demek ki doğru olan budur. Aynı anda 3 operatörde yanlış adama satış yapıyorsa herkes doğru yere yapıyordur. yani kümülatif yanlış kendi doğrusunu yaratır. Tıpkı herkesin AGBnin verdiği hatalı Rating hesaplarını kullanarak doğru işlem yapması gibi. sonuçta evren belli…

  3. Hakan,

    Bu yazdığının DOĞRU olduğuna inanmıyorsun değil mi?
    En azından YAYGIN ile DOĞRU’nun farkının bilinmesi gerektiğini düşünüyorum.

    🙁

    Kitle katliamlarını haklı kılan gerekçe de söylediğin ile aynı “kümülatif yanlış kendi doğrusunu yaratır“. Onlar öyle yapsa da “Demek ki doğrusu budur” diyemeyiz. Belki şu yazılara göz atmak faydalı olur.

    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/kurallar-prensipler
    http://ugurozmen.com/pazarlama/kurallar-degisir-ilkeler-degismez
    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/ideoloji-ve-suc
    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/sorgulamak-insan-olmak
    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/fanatiklik
    http://ugurozmen.com/uncategorized/izmsiz-dusunmek
    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/taraftarlik
    http://ugurozmen.com/yasamin-icinden/sorgulamanin-zorlugu

    Biz değişen kurallara değil, değişmeyen ilkelere bağlı olmalıyız.

  4. Uğur bey, Öncelikle belirtmeliyim ki yazınızın geneline katılıyorum, Pazarlama insanının; doğru kişiye, doğru ürünle ve doğru söylemle yaklaşmak dışında başka görevi yoktur, gerisi teferruattır bence.

    Üzerinde durduğum nokta: Bankalar ve GSM operatörleri gibi kamunun neredeyse tümüne hitap eden hizmet ve ürünlerde, kitle bölümlenmesinin veya bir veya birkaç benzer kitleyi muhatap alarak, “sadece” onlara özel çalışmasının getirilerine olan şüphedir.
    Örnek üzerinden gidersem; telefon operatörleri yıllardır (ara ara) futbol takımı markalarıyla hat-kart üretir ve reklam vs. ile pazarlamaya çalışır. Başarılı olduklarına dair hiç veriye rastlamadım şahsen. Tutmadı-tutmayacak (ama çok masraflı bir iş olmadığı için yine yapacaklar) Öte yandan şu da var: Bu üreticiler çeşitli niteliklerde kitlelere çeşitli kampanyalar sunuyorlar. Gençlere ayrı-memura/esnafa ayrı, şirkete başka, internet kullanana veya sadece konuşup mesajlaşana başka bir alternatif öneriyorlar. Bunların mesajlarını da farklı farklı kanallarla (ve çoğunlukla) doğru noktalarda ilgiliye ulaştırıyorlar. Kaynağın “tüm” mesajlarına denk gelemiyorsak, doğru mesajı kurgulayan pazarlamacılar ile doğru hedefe ulaştıran medya planlamacılarının başarısını takdir etmeli 🙂

    YAYGIN ile DOĞRU tartışması ise çok su götürür ve özellikle din ve politika sahasında binlerce yıldır çözüme ulaşmamıştır kanısındayım. Daha başlangıçta (yaratılışcı senaryo uyarınca) insanın yaratılmasının akabinde GERÇEK zaten bükülmüş; “ateş mi/çamur mu” hizbiyle insanın hikayesi başlatılmış. İyi-kötü, güzel-iyi, dram-istatistik vs.vs. Neyin doğru olduğu ile neyin doğru olduğuna inanıldığı arasındaki felsefik mecraya akıyor yazı.. sustum:)
    Siteniz faydalı, iyi çalışmalar dilerim.

Yorum Yazın