15 March 2009 Sunday

Tek bahane yeterli

Yine bir İsmail Yalçınkaya anısı…

1988 – 1993 yılları arasında bankada çalıştım. Kredi kartlarının iş yerlerinde kullanımını artırmaktan sorumlu müdür idim.

1992 yılına geldiğimizde yurt içi işlemlerde pazar payımız bizden sonraki ilk iki rakibimizin toplamından (%40’dan) bile fazlaydı. Ancak, yabancı kartlar ile yapılan işlemlerdeki pazar payımız bir türlü %15’i aşamıyordu.

Yine bir “üç aylık hesap verme dönemi” toplantısındaydık. Ben, %40 pazar payını ballandırarak anlattım. Ekibimi övdüm. Başarılarımızı vurguladım. Hem en büyük, hem de en karlı durumdaydık.

İsmail bey, “başarıları ve yerli işlemlerdeki pazar payını” beğendiğini belirtti. Sonra sordu:

“Sence, yabancı kart’lı işlemlerin %12’lerde kalmasının nedeni ne olabilir?”

“İsmail bey, biliyorsunuz AXX firması sadece yabancı kartlara odaklanıyor. Bizim istediğimizden daha az komisyon istiyor. Turistik bölgelerde onların 6 ofisi var; bizim ise sadece 2 tane… Onların 8 arabası ve 20 elemanı var; bizim 3 arabamız ve 6 kişimiz…” Devam edecektim. Ama İsmail bey konuşmaya başladı.

“Uğurcuğum, araştırmalar göstermiş ki, normal zekada bir insan bir işi yapmamak için yüz tane bahane bulabilir. Ayrıca insanın bulabileceği bahane sayısı, zekası ile paralel olarak da artıyormuş… Senin hiç zorlanmadan 150’ye yakın bahane bulabileceğine hiç kuşkum yok.”

Bu cümleleri duyunca toplantının bittiğini anladım. İsmail bey, zekamı över gibi yaparken, (incitmeden) bahane kabul etmeyeceğini belirtiyordu. Dosyayı aldım ve odayı terketmeye hazırlandım. Ama eliyle oturmamı işaret ederken konuşmasını sürdürdü.

“Biliyor musun, bir işi yapmak için kaç bahane gerekiyormuş?”

Hemen yanıtlamadım… Kafamdan olası sonuçları geçirdim. Ama sonra söyledim:

“Sanırım tek bir tane yeterlidir, efendim”

“Öyle mi? Neymiş o?..”

“İstemek olsa gerek… İstemek?..”

“Sen kendin söyledin Uğurcum… Üzerine bir şey söylemek haddime mi düşmüş…”

😮

Böyle işte… Kendisinden çok şey öğrendiğim değerli ve saygın patronlarım da, hocalarım da oldu. Darısı dostların, okuyanların, yorum ile katkıda bulunanların başına…

🙂

Etiketler: , , , , ,

Kategori: İş hayatı

“Tek bahane yeterli” yazısına şu ana kadar yorum yapılmamış

  1. Tamam sitemek çok önemli fakat bu istegin firma tarafından da desteklenmesi lazım.Siz kendiniz söylüyorsunuz hocam, kaç araba, kaç çalışan, kaç ofis.Siz bunları isteyip firma vermediyse esasında belli bir noktaya kadar kendime o kadarda haksızlık etmezdim.

  2. Engin Tüzün :
    15 March 2009
    11:33 pm

    @amarat
    İş hayatında toy birisi olarak söylüyorum; araba, ofis, çalışan gibi sayılar istediğimiz gibi arttırılabilseydi herkes başarıya ulaşabilir.
    Burada fark yaratmak gerekir. Eğer elindeki araba/çalışan sayısıyla pazar payı %12 den yüksek %15’e yakın bir oran yakalanabilseydi, yani gerekli desteklerle neler yapılabileceği imgesi yöneticilere gösterilebilseydi eminim ki tüm imkanlar sağlanabilirdi.

  3. Bir satış eğitiminde şu sözü duymuştum. “Bedavaya satsan, kimse rakibinden satın almaz değil mi?”

    Burada patronun vurgulamak istediği “O kadar kaynak verildiğinde herkes başarılı olur.” Madem ki aynı müşteriler ile olan iyi ilişkin sayesinde yerli işlemlerin sana gelmesini sağlıyorsun, yabancı kartları başka tarafa götürmesini nasıl engelleyeceğini daha fazla düşün… Bu yazıyı http://ugurozmen.com/is-hayati/emirsiz-calismak yazısının devamı olarak düşünmeliyiz.

  4. Çalışanlara sağlanan iyi şartların başarıya olan katkısı tartışılmaz. Fakat 6 kişi, 4 kişiye düştüğünde sanmıyorum ki pazar payında %2 lik bir küçülme olsun… Haliyle 10 kişiye çıktığında da bir mucize beklememek lazım. Yani ‘şekil’i bir kenara koyarsak; bence önemli olan hedef bilinci, işi ne kadar benimsediğimiz ve başarmak için ne kadar istekli olduğumuz…

  5. İsmail Yalçınkaya’dan bir başka hayat dersi…

  6. Başarıları hep kendilerine alanların, çuvallamalar için her zaman bahaneleri vardır.

  7. Bahaneler konusunda başka bir yazı

Yorum Yazın