Uzmanlık mı?
Yıllar önce, bir kamu bankası ile alış verişimiz vardı. Satın Alma Bölümü’nü ayda birkaç kez ziyaret ediyordum.
Bir seferinde görev değişikliği olduğu bildirildi. Satın Alma Müdür Muavini, İnşaat İşleri Bölümü’ne müdür olmuştu.
Değişikliğin nasıl gerçekleştiğini sordum. İnsan Kaynakları Müdürü emekli olmuştu. Bunun üzerine, İnşaat İşleri Müdürü, İnsan Kaynakları Bölümü’ne müdür olarak atanmış; Satın Alma Müdür Muavini de, terfi ederek İnşaat İşleri Bölümü’ne Müdür olmuştu.
Bu, şimdiye kadar gördüğüm uygulamalara benzemiyordu. Diğer bankalarda, İnşaat İşleri’nin başında mimarlar veya inşaat mühendisleri; İnsan Kaynaklarının başında sosyoloji veya psikoloji mezunları vardı. Bunların birbirleri ile yer değiştirmeleri mümkün değildi.
“Uzmanlık…” diyecek oldum.
“Hepsi Teftiş Kurulu’ndan yetişmiş pırıl pırıl arkadaşlar” yanıtını aldım.
“Siz de eskiden müfettiş miydiniz?” diye sordum. Gururla “Elbette” dedi.
İçimden söyledim: “Ben zaten anlamıştım”.
Kurumlarda, üst yönetime giden yolların sadece bazı kulvarlara özgü olması sakıncalıdır. Yeniliklerden uzaklaşılır, değişik fikirler dışlanır. Akraba evliliklerinde oluşan sonuçlar, kurumlarda da görülür. Kurum kan zehirlenmesi ile baş başa kalır.
Etiketler: insan kaynakları, müfettiş, Teftiş Kurulu, uzmanlık, üst yönetim
Kategori: İş hayatı
1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...

15 September 2008
8:44 am
Merhaba,
Günümüzde sürekli karşılaştığımız bir durum. Kişilik olarak iyi olan insanların, uzmanlık alanı olmayan işlerde de aynı başarıyı sağlayacağı düşünülüyor sanırım, “mahalleden tanıyorum, çok iyi adam” şeklinde savunmalara verecek cevap bulamıyoruz.
Biz verecek cevap bulamadıkça, kan zehirlenmesi giderek yayılıyor, ne müşteri memnuniyeti ne çalışan memnuniyeti diye birşey kalıyor.
15 September 2008
4:57 pm
Yaklaşık 100 yıl kadar geriden gelen bir bakış açısı bu. (Sonra sanayi devrimi oldu, yönetim bilimleri doğdu, uzmanlık önem kazandı.
Ne var ki, birçok kurumun üst yönetimi, aynı yerden (Teftiş Kurulu olur, Mülkiyeli olur, vb..) geldiği için bunu olağan (hatta doğal hakları) sanıyorlar. Yeter ki “bizden yetişmiş…” olsunlar.
Sonra, şirketler neden değişime ayak uyduramıyor diye merak ederiz…
15 September 2008
7:26 pm
Bu işin bir kısmı. Belki yukarıda olmuyordur, ama alt ve orta kademeye doğru bakıldığında gerçekten sorunlar yaşanıyor. Yeterli kalifikasyona ve yöneticilik (zaman zaman insanlık bile diyebiliriz) vasıflarına sahip olmayan kimseler, doğrudan ya da dolaylı olarak altında çalışanları aldıkları kararlarla ya da kişilik sorunlarıyla canlarından bezdirebiliyorlar.
Ben bir de kulüpçülüğü hiç anlayamıyorum, o da bir nevi sponsorluğa (hibe’ye) giriyor, yine açmak istemiyorum o konuları… =)
17 September 2008
5:54 pm
hem işinin uzmanı olmayan kişilerin işin başına getirilmeleri, hem de bazı pozisyonların 6 ay, 1 yıl gibi boş olmaları çok garibime gidiyor. 1 yıl boyunca kimse beğenilememişse o pozisyona bir gariplik var. hem müdürü olmadan da gidiyorsa işler, onda da bir gariplik var? inşaat işleri müdürü müfettişlikten geliyorsa, bu da çok garip. böyle şirketlerde işleri tedarikçiler, istedikleri fiyattan yönetiyorlar, bilmem farkındalar mı?
17 September 2008
8:09 pm
Arzu,
Yazdıkların “hem işinin uzmanı olmayan kişilerin işin başına getirilmeleri, hem de bazı pozisyonların 6 ay, 1 yıl gibi boş olması” bana geçmişte çalıştığım bir şirketi hatırlatıyor.
Buna Robert Townsend’in bir sözü uygun düşüyor. “Birinci sınıf insanlar, birinci sınıf insanları işe alır. İkinci sınıf insanlar, üçüncü sınıf insanları işe alır” Eğer pozisyon 6 aydır, 1 yıldır boş duruyorsa, patron oraya ehil birini almaktan çekiniyor ve işleri kendisi idare etmekten zevk alıyordur. Uzman olmayanların getirilmesi ile aynı sonucu verir.
Bu durumda olup da işe kalkışanlar için: Bkz: Cahilin Cesareti…