3 October 2016 Monday

Varsayarken

Yaz başında konaklama sektöründen bazı yöneticilerle sohbet etme imkanı buldum. Hepsi malum uçak krizinden sonra DURUM KÖTÜ diyorlardı.

Bence krizde üzerine acı biber ekildi ama, daha önce de işlerin zorlaşacağı belliydi. (Meraklısına, şu yazının tarihi 30 Ağustos 2015, Rusya ile uçak krizi ise 24 Kasım 2015’de oldu.)

“Durum kötü” diye şikayet edenlere “2016 varsayımlarınız nelerdi? 2017 vasayımlarınız neler?” diye sordum.

Hemen hiç kimse varsayımlarından bahsetmedi. Ama yanıt olarak “Durum kötü” demeye devam ettiler.

🙂

Şöyle bir sohbet oluyordu:

– Durum kötü. Uçak krizi ….
– Sizin 2016 senesinin başında, bütçeleri hazırlarken varsayımlarınız nelerdi?
– Durum çok kötü. Birçok otel kapıya kilit vurdu. Açmamak bile açmaktan daha az zarar ettiriyor.
– Bu durumdan sonra, planlarınızda ne gibi değişiklikler yaptınız?
– Sormayın. Durum gerçekten çok kötü. Bazı oteller batacak…
– Rusları bir yana bırakalım. Başka hangi ülkelerde derinleşmeyi düşünüyorsunuz?
– Durum kötü. Patronlar çok sayıda personeli işten çıkarıyor.

plan-2

Planlamanın belirsizliği azaltmak için bir araç olduğuna inanırım. “Her şey o kadar belirsiz ki, plan yapamıyoruz” cümlesini bahane olarak bile kabul etmem.

Plan yapmadan önce, temel varsayımların saptanması gerektiğini de bilirim. Bu nedenle derslerimizde önce “varsayım ile hayal arasındaki farkları” anlatırız.

Bazı sektörlerde “Nereye gideceğini bilmeyen kaptana hiç bir rüzgar yardım etmez” sözünün sadece varılacak son hedefi değil, aradaki adımları da vurguladığını anlatmak zor oluyor.

😉

Sahi… Sene sonuna geldik. Konaklama sektöründe olan olmayan herkese sormak isterim. “Sizin 2017 için varsayımlarınız neler?

🙂

Etiketler: , , , , ,

Kategori: İş hayatı

“Varsayarken” yazısına şu ana kadar 3 yorum yapılmış:

  1. Facebook yorumları:
    .
    Nilda Berrin Alptekin
    Ben de bu yaz boyunca Ege ve Akdeniz’deki hatrı sayılır otellerle konuştuğumda; oteller zinciriyse “yakın coğrafyadan talep çekecek birşeyler olsa güzel olurdu maalesef iç turizme hizmet edeceğiz” denildi. Orta segment tesislerden birkaçı “sizin bir öneriniz varsa…” dedi. İç motivasyonu yükseltip yenilikçi değişimleri yaptık. Bir haftalık çalışma sonunda indirimsiz rezervasyonlar yüzde 30 arttı. Geri kalanlar ise aynen bahsettiğiniz gibi sadece “durum çok kötü” diyerek söylenip, günlerini tüketiyorlardı. Ne demeli ….
    .
    Aykut İbrişim
    Ailenin yarısı akdenizli olmasından kaynaklı olsa gerek çocukuğumdan beri turizm sektörünün kalbinden haberler hep ailenin ana konusu oldu. Aile derken, kan bağı olan herkesin neredeyse geçim kaynağı turizm ve turizm bağlantılı işler. O yüzden mezuniyet tezimi bile Türkiye’nin turizminin geleceği ve internet üzerine yapmıştım. Ümitliymişim o zamanlar.

    Irak krizi oldu “durum kötü”, tecavüzler oldu “durum kötü”, ekonomi battı “durum kötü”. Alman cenneti denilen Akdeniz Mesut Yılmaz zamanında hepsini kovmakla gurur duydu sonra baktılar ara yok yine “durum kötü”. Sonra gördük ki aslında durum değil de bu işin senaryosu baştan kötü. Ülkenin “bacasız ekonomi” diye gaz verilip turizme geçişinde işleyen senaryonun temeli arazilerin betonlaştırılması, sahil şeritlerinin yerel halkın elinden önceleri ufak ufak, sonraları hızla krediler ve borçlanmayla toplanıp sermayaye devredilmesi, sermaye sahiplerininse turizm politikasını “yerli giremez” üzerine oturtması üzerine kuruluydu. Nasılsa yabancıdan döviz gleiyordu ve bu hem kendileri hem ekonomi için harikaydı

    Başta yatak kapasitesi artarken herkes mutlu tabii, tarladan 3 kazanırken taş aıp kolu yorulmadan derme çatma otelleri dikip 10 kazanıyorlardı. Çok güzel işletmeler de çıktı hakkını yemeyelim ama patronlar hazıra alıştı, kimse şehirlerinin 20 yıl sonra beton içinde kalınca deniz kum güneş dışında ne satabiliriz, elimizdekini hem koruyalım, hem geliştirelim demedi.

    Ekonomi dalgalandıkça ülkenin oluşturabildiği bir iki büyük tur operatörü battı. Otellerin de kredileri batmaya başladı. Yakın zamanda ruslardan gelecek uçakların parasını biz verelim yeter ki turistler gelsin diyenler, o zamanlarda da benzer hareketlerle almanları taşımaya çalışıyordu. Niyeyse kimse üzülmedi yerli tur acentasının battığına ve demedi ki biz 20 yıl sonra turizm devi ülke olacaksak bizim bir iki değil, 5 tane 6 tane uluslararası tur operatörümüz olmalı. Haliyle sektörün geleceğini yabancı tur operatörlerinin eline bıraktılar. Nasıls turist geliyordu ve düşünmek zorunda kalmıyorlardı. Otelleri yıllık boş-dolu kiralıyorlardı. Kulapa güzel görünen bir sistem. Siz paranızı yılın başından alıyorsunuz yıl çinde ne kriz, en batık çıkık izi etkilemiyor. Ama operatör hangi turistin hangi odada kalacağını bile seçiyor. Öyle ki akdeniz’de otelinizi kendiniz işletmiyorsanız büyük ihtimalle kuzeyin meşhur operatörünün elinde kalacaksınız ki otelinizin adından tutun, yerleşim düzenine kadar kendileri karar verir. Aslında siz kendi malınızın üzerinde işletme sahibi değil müdür gibi yaşarsınız.

    Çok geçmedi bir başka ekonomik krizde bu sistemin de sorunları baş gösterdi. Tur operatörleri krizlerle brilikte sürekli oda fiyatlarını düşürmeye başladılar. Resmen pansiyon fiyatına satılıverdi yıldız yıldız üstüne alan o beton yığınlar.

    Gerçi son dönemde o hakimiyete de uyuz oldukça ruslara Kuzeyin hakimiyeti gitti Ruslar geldi ama değişen bir şey yok zira ders alıp plan yapan yok. Ruslarla yapılan iş kuzeyin hakimiyetini biraz kırdı ama daha ucuz turist ve daha kötü hizmet olarak geri döndü.

    Bütün bunların çıktığı tek yer var kendileri için plan yapmak, geleceği planlamak, hacmi attırmak yerine yatak kapasitesiyle, ne kadar beton otelimiz olduğuyla övünüp sadece pastanın dilimlerinin kalınlığıyla kafayı yorduk milletçe. Oysa kimse yeni pasta yapmazlarsa eldekinin biteceğini hiç düşünmedi. Turizm akımları deniz kum güneç üçlüsünün yanında milyon tane yeni akım yarattı oysa. Bireysel olarak işletmesini bu yönde geliştirenler dışında bir genel politika üretmediğimiz gibi bölgesel olarak da bu konuda bir çalışma yapmak yerina ağlamayı tercih ediyoruz. Ve dediğiniz gibi “durum kötü” diyerek sihirli değnek bekliyoruz.

    O kadar kaderciler ki bu yıl bu arkadaşlar rus krizi sonrasında toplanıp turist duasına çıkmışlardı. Şaka değil kiminiz görmüşsünüzdür tv’lerde. Baya baya yağmur duası gibi 🙂

    İşte plan yapması gereken, 2017, 2018 hatta 10-20 yıllık planları olması gerekenlerin vizyonu ve beklentisi bu durumda. Arada farklı olanlar var mıdır? Elbette vardır ama sektörün büyük kısmı böyle olunca herkes bundan kendisine düşen payı alıyor malesef. Tabii bu daha ziyade akdeniz bölgesi. bu işin bir de yerli turiste odaklanıp “gitti yere kadar kazıkla” modeli de var. Ama orda da bir plan program olduğunu sanmıyorum.
    .
    Uğur Özmen
    Sevgili Aykut,
    Turizm sektörünün sürekli krizler içinde olmasının nedenlerini çok ayrıntılı açıklamışsın.
    Yazdıkların için çok teşekkür ederim.
    .
    Aykut İbrişim
    Uğur hocam sanırım içimde kalmış bir an dökülüverdim. Gerçekten çalışan ve birşeyler yapmak isteyenlere nefes aldırmadan ilerlemeye çalışan bir düzen içinde koştruyoruz. Önceki yazılarından o kadar güzel örnekler çıkıyor ki bu tip insanlara. Bankacılık döneminden son paylaştığın yönetici örnekleri de buna güzel bir örnek. Daha iyisini düşünmeden, elindeki imkanları genişletme niyetinde olmayanların çoğunluk olduğu yerde iyi ki “varsaymayan”, yazan, çizen paylaşanlar da var kaleminize sağlık hocam.
    .

  2. Linkedin yorumları:
    .
    Vedat Erkomay

    krizler konusunda türk yöneticilerin davranış modellerini beğenmiyorsunuz ama ben sizinle aynı düşünmüyorum. Türk yöneticileri krizler konusunda en tecrübeli kişilerdir.
    .

    Ugur Ozmen

    Sürekli kriz çıkaranlar “tecrübeli” derseniz, hiç kriz çıkarmayanlara üzülmeye başlarız
    ;-).
    Bence turizm kökenli bir ailenin çocuğu olan Aykut İbrişim’in, yazıya yorumlarını okuyun.
    Turizm konusunda gerçekten planlı çok az profesyonel var. Büyük çoğunluğu, Aykut’un dediği gibi.
    .

    Aykut ibrisim

    Türk yöneticilerin krizleri atlatmakta iyi olması konusu farklı yerlerde dile getiriliyor. Hatta yanlış hatırlamıyorsam bunu Muhter Kent’de bir kere dillendirmişti (hatam varsa lütfen düzeltin) Ama bu görüşe çok katılmıyorum. Daha doğrusu “krizler konusunda deneyimli” olmanın bir meziyet olmadığı gibi problemli bir durum olduğunu düşünüyorum.

    “Türk yöneticiler krizler konusunda deneyimlidir.” söylemi bir meziyet gibi görünse de
    “Türkiye’de 5 ile 7 yılda bir ekonomik kriz çıkar, sektörlerin rakamları dibe vurur ancak yine de Türk yöneticiler hayatta kalmanın yolunu bulurlar.” dediğimizde akılda oluşan çağrışım bence aynı değil.
    .

  3. Ahmet Polat :
    9 October 2016
    11:35 pm

    Sayın Hocam,
    Artık fiili olarak otellerde çalışmıyorum o yüzden sizin sorunuzu etrafımdaki yöneticilere sordum, sizin klasik cevapların dışında hem öngörü hem de stratejisi olan bir otel sahibi şunu söyledi;
    “Rusya ile işler iyi olsa bile herkese yetecek kadar olmaz, Avrupalı zaten bu ortamda Türkiye’ye gelmeyeceğini bize bu yıl gösterdi, iç pazarda tatile çıkma alışkanlığı her geçen gün artıyor ben o pazara talibim ve online reklam ve satış konusunda maksimum gayret gösterip offline acentelerle de klasik diyaloğumu devam ettireceğim”…

    Ben kendi hikayemden bir finale gitmek istiyorum,

    Esnaf çocuğu olarak ticareti hep sevdim,bir arkadaşımdan heves simit satmaya başladım.
    Günde 10 simit (sabah erkenden 1-2 saat emek harcayarak) hedefiyle başladım,satmaya başlayınca 20 simitlere kadar çıktım, ola ki satılmazsa 3 kardeşimin kahvaltı hediyesi oluyordu 🙂
    Zaman içinde her gün simit alan müşterilerimin olduğunu gördüm ve artık tesadüfen değil hedefli satış yapıyordum hemde kısa zamanda…
    Sonra bir elit alıcı tabakası bulma fikri geldi aklıma ve subay lojmanlarına gizliden sızıp kapı kapı çalarak simit satmaya çalıştım (soğuk ve yağışlı günler için harika bir çözümdü) orada da güzel bir sabit kitle yakaladım. Bir çoğu simiti ihtiyacı olmadan alıyordu belki, beni seviyorlardı ve ‘gariban simitçi çocuğa’ yardımcı olmaya çalışıyorlardı.. Okula gittiğimi ve başarılı olduğumu öğrendiklerinde sevinirlerdi…İlgilendikleri için karnemi aldığımda onlara da mutlaka gösterirdim.
    Buraya kadar olan kısımda hem satış stratejileri üretip hem de müşterilerimi segmente ediyor ve onların taleplerine göre hareket ediyordum. (Örneğin lojmanlara 9:00’dan önce gitmezdim, Bahadır adlı kızıl saçlı çocuğa 7:50 den geç gitmemeliydim , muhasebeci abi simiti sıcak ve biraz fazla kızarmışını severdi vb )
    Sınıfta bir arkadaşım simit sattığımı öğrenince ne kadar az sayıda sattığıma şaşırdı ve ona yazılılarda yardım etmem karşılığında bana 1 saatte 40-50 simit satacak bir pazar göstereceğini söyledi…Tabii ki kabul ettim. O bölge de adeta mafyalaşmış kendi ekibi dışında kimseyi yanaştırmıyorlardı… Askeriye çitlerinden askerlere sabah saat 5-6 arasında satış yapmak kadar kolay bir işti ve gerçekten çok hızlı ve kolay para kazanmaya başladım 🙂 (Bu olayda yaşım en fazla 11-12’dir)

    İyi de evladım ne anlatıyorsun bunları bize diyorsanız, Turizmcilerin işi O arkadaşımın beni tembelleştirmesine benziyor. O saatten sonra ne bir strateji ne müşteri bulma korkusu (dolayısıyla müşteri ilişkisi, yeni pazar araştırması vb) kalmamıştı…

    Yıllardır acenteler otellere müşterileri getirip bırakıp bırakıp gitmişler, öyleki otelcileri reklam,pazarlama gibi konularada da yormamışlar ülke ülke fuarlara gidip kahkahalarla içecekler yudumlanırken fuarın hatırına birkaç puan daha indirimler verilip gelinmiş, acente reklam katkı payını da alıp ben sizin adınıza reklam yapıyorum merak etmeyin demiş.(Detayları çok fazla yazmakla bitmez)

    Şimdi ben müsadenizle size sorayım;
    10 yıllardır, müşterisinin kim olduğunu bilmeyen, içeride hiç bir veri toplamayan veya anlamdırmayan,değişen nesillerin davranışlarını ve isteklerini analiz etmeyen,mesleki olarak gelişime neredeyse kapalı (her yıl yangın söndürme eğitimleri vb hariç tabii) ,gelişen marketlere hiç yatırım yapmamış vs vs acente bağımlısı otelci sizce kriz dönemleri için strateji üretmiş olabilir mi?

    Bu arada alınanlar olabilir, iyimser tahminim %10-20 gibi bir kesimi ayırdık mı geri kalanı bu çerçeveye girer.
    – Destinasyon Yönetimi
    – CRM
    – Direkt Satış
    – Risk Analizleri
    – Yetenek Yönetimi
    – Online satış – Online İtibar Yönetimi
    – Market Analizleri
    ve onlarca başlığı hiç konuşmuyoruz bile…

    Dert adamı söyletir derler, lafın tamamı deliye anlatılırmış deyip yorumumu bitireyim.
    Umarım her şey çok daha güzel olur

Yorum Yazın