9 October 2018 Tuesday

Elektrik Dağıtımda Dijital Dönüşüm – 5

5 Ağustos tarihli “Elektrik Dağıtımında Dijital Dönüşüm”  [1] yazısında “Önümüzdeki dönemde dijital dönüşüm dersinde, bir grubun sektörü elektrik dağıtım olacak” diye yazmıştım. Nedenlerini [2] , [3] ve [4] yazılarında okuyabilirsiniz.

😉

Bugün saat 12.55’de 186 (Anadolu Yakası Elektrik Arıza) tarafından  arandım. Yukarıda belirttiğim [2] , [3] ve [4] yazıların konusu olan sayacın arızalı olduğunu bildirdiler. Konuyu ayrıca elektrik dağıtım şirketine de bildireceklermiş.

Sayacın arızalı olduğundan kuşku duymadığımı, yukarıda belirtilen yazıları okuyan herkes biliyor. Ancak bugün üzerinde durmak istediğim konu o değil. Aşağıdaki yazı, hem Dijital Dönüşüm dersini alacak Bilgi Üniversitesi MBA ve eMBA katılımcılarına içerik sağlamayı; hem de dijital dönüşüm‘ün en önemli kavramının dijitalleşme değil dönüşüm yapan akıl olduğunu anlatmayı amaçlıyor.

  • Meraklısına: Şurada zaten dijitalleşme diye yola çıkılınca nasıl hata yapıldığı anlatılmıştı. Bu ikinci örnek olarak ders içeriğinde yerini alacak.

🙂

Benim elektrik dağıtım şirketnin davranışlarından rahatsız olduğumu belirten yazılarıma İsmail Yaman adlı okurumun yaptığı yorumda şöyle yazılmıştı:

Hocam aklımda kaldığı kadarıyla basitçe hesaplayacak olursak

17:00 – 23:00 arasındaki 6 saatlik zaman diliminde görünen 91.7kWh’lık kullanımı yapabilmek için saatte yaklaşık 15283 Wattlik tuketim yapmanız gerekir. Voltajımız 220 olduğuna göre bu değere erişmek için çekilecek akım 15283/220’den yaklaşık 69 amper ediyor.

Normalde evlerde kullanılan monofaze elektrik tesisatlarinda kullanılan ana sigortanin 25 Amperi geçmemesi gerekiyor.

Özetle 6 saat içinde bahsi geçen tüketimi yapmak isteseniz dahi mevcut tesisat ile yapamazsınız.

İsmail Yaman’a “Hay aklına sağlık” diyorum.

🙂

Yukarıda referans verdiğim Elektrik Dağıtımında Dijital Dönüşüm konulu dizinin [3]‘üncüsünü

Bugünlerde İstanbul’un akıllı şehir olma çabalarını duyuyorum.

Biliyorsunuz değil mi?… Tüm paydaşlar (vatandaşlar, belediyeler, elektrik ve su ve havagazı alt-yapı ve dağıtım kurumları, trafiği ve ışıkları düzenleyenler, çöpleri toplayanlar, asfalt dökenler, ambulans ve itfaiye hizmetleri, vb…) akıllı olmazsa ve veriye dayalı iş yapmayı bilmezse, akıllı şehir filan olamaz.

diye bitirmiştim.

Elektrik konusunda bazı hesaplamaların nasıl yapıldığını lise yıllarımda okumuştum. 40+ sene önce.  Nasıl hesaplandığını artık bilmiyorum ama akıl diye bir şey var. Ben de dilekçelerimde ve yazılarımda onu anlatmaya çalışıyordum.

Sayacın kontrole gitmesine gerek duymadan, gerekli hesaplamaların yapılması ve akıl yürütülmesini talep etmiştim.

  • Açıkçası, kontrol edecek kuruma güvenim yoktu. Yanılmışım. Dağıtım şirketini denetleyen ve kontrolu doğru yapan kuruma teşekkür ediyorum.

Şimdi uzun uzadıya “dijital dönüşümün temeli olan müşteri odaklı süreç tasarımı (MOST®) ilkeleri“nden bahsetmek istemiyorum. Bu konuda onlarca yazı var bu blogda…

Burada ” dijital dönüşüm‘ün en önemli kavramının dijitalleşme değil dönüşüm yapan akıl olduğunu” tekrarlamak istiyorum. Akıl, akıl, akıl… (“Burada yankılanma mı var?“)

Elektrik sayacının kontrole gitmesi yerine, o kadar zamanda sayacın gösterdiği tutarda tüketim yapılmasının olasılığını düşünmek gerekirdi.Aylar boyunca beni endişelendirmeye hiç gerek yoktu.

  • İSKİ yöneticileriyle bu konuyu konuştum. “Bu gibi aşırı tüketim görüldüğünde, söz konusu dönemi temsil eden bir kriter bulduklarını ve faturalamayı ona göre yaptıklarını” söylediler. “Akıl, akıl, akıl…” diyorum ya!

🙂

Sürece akıl katmak dijitalleşmeyle değil, düşünmeyle yapılır. Bu yazı dizisinin [2]‘inci yazısında bundan uzun uzadıya bahsetmiştim.

Elektrik dağıtım kurumu, kendi sistemine azami ve asgari noktaları girse, azami olası tüketim aşıldığında sistemi uyarı verse, bu kadar mutsuzluk yaşamazdık.

Muhteşem bir keşif değil bu… Gerekli örnek de var. [2]‘inci yazıda “elektrik, su, havagazı dağıtım şirketlerinin dijital dönüşümü” konusunda bir soruma Zeynep Karaburçak’ın yanıtı şöyle:

Kanada da bir evde parti yaptık. Klimalar bütün gün açıktı gece de tüm ışıklar. Ertesi gün uyarı geldi “Standart kullanımınıza göre şu kadar fazla. Ne oluyor? Evde ne var?” diye elektrik idaresinden.

Daha önceki yazılarda defalarca ele adığımız konuları tekrarlıyorum.

  • Sürece akıl katmak dijitalleşmeyle değil, düşünmeyle yapılır.
  • Kurumlar, mevcut süreçlerini dijitalleştirmemeli; “şirketi yeni kuruyormuş gibi” süreçleri tasarlamalı.

.

3 October 2018 Wednesday

Deneyim: Ölçmek yetmez

Bugünlerde içinde veri ve/veya müşteri deneyimi geçmeyen pazarlama makalesi bulmakta zorlanıyoruz. Bu yazı da geri bildirim konusunda.

  • Son söyleyeceğimi baştan yazayım. Mutlaka ölçmelisiniz, ama yetmez.

Her gittiğimiz kurum “kendisini değerlendirmemizi” istiyor. Masanın üstünde QR kod, kapı çıkışında veya para ödenen bankoda kiosk, çağrı merkeziyle konuştuktan sonra SMS veya e-posta mesajı, web sayfasından çıkarken “neyi arayıp bulamadınız“, ve benzeri çok sayıda etkileşim talebi…

🙁

Kurumların büyük çoğunluğu herhangi bir sektördeki herhangi bir şirketin de soracağı klişe soruları soruyor ve “Memnun kaldınız mı? Bizi tanıdıklarınıza tavsiye eder misiniz?” gibi genel puanlama ölçüleri dışında  farklılık ortaya koyamıyorlar.

Oysa, müşteri geri bildirimlerini toplamanın amacı, kurumun tutarlı ve anlamlı bir deneyim oluşturmasını sağlamaktır.

😉

Müşterilerimizden geri bildirim almaya niyetlenmişsek önce “doğru soruları sormayı” hedeflemeliyiz. Doğru sorular maalesef Google’layınca çıkmıyor. Her kurumun Pazarlama yöneticilerinin tasarlayacakları mükemmel müşteri deneyimi yolculuğuna göre – danışmanların yardımıyla da olsa – kuruma özel hazırlanması gerekiyor.

Veri ile uğraşanlar, en büyük çabayı Pazarlamacıları ikna etmekte harcadıklarını belirtiyorlar. Pazarlamacılar ise Bilgi Teknolojisi ekiplerinin işe yarar veri sağlamadıklarından rahatsızlar.

Doğru soruları sormak, yanıtları derlemek, şikayetleri dinlemek, webchat mesajlarını okumak ve satın almama nedenlerini incelemek gerekli ama yeterli değil. Mükemmel bir deneyim yaratmak için müşterilerin davranışlarına ve deneyimlerine ilişkin duygusal ve düşünsel ipuçlarını bulmaya odaklanmak gerekir.

Bunun için de, Pazarlama’nın bu verileri incelemesi ve ölçmekten daha fazlasını yapması gerekiyor. Müşterilerin en kızgın veya en keyifli oldukları zamanda yaptıkları yorumların arkasındaki gerçek nedenleri aramamız gerektiğini unutmamalıyız.

😉

Demek ki olabildiğince gerçek zamanlı geri bildirim alacak şekilde bir kurgu oluşturmalı ve müşterileri de bu anlarda bize ulaşmaları için özendirmeliyiz. Gerçek zamanlı bilgi almak için:

  • müşteri deneyim yolculuğunu anlamak
  • deneyim sırasındaki müşterinin bekleme anlarını (örneğin, uçaktan indikten sonra bagaj beklemek veya otelde odanın hazırlanmasını beklemek…) saptamak,
  • tam bu anlarda müşterinin birkaç saniyesinden fazlasını almayacak soruları, doğru kanaldan sormak,
  • alınan yanıtları müşteriyle eşleştirmek (evli ve çocuklu olanların beklentileri, tek başına yolculuk yapandan farklı olacağı için…)

gerekir.

Bu şekilde geri bildirim toplandığında hem bir müşterinin kişisel deneyimini, hem de hedeflenen segmentlerin alt kırılımlarına göre müşteri deneyimlerini anlamak mümkün olur.

(devamı “Bunun dijital pazarlama ile ne ilgisi var?“)

2 October 2018 Tuesday

Sihirli Anlar

Yakın geçmişte, pazarlamadaki bazı anları yazmıştım.Moment of Truth (gerçekleşme anı veya etileşim anı) sayısının nasıl arttığını ve bazen de tek bir anda kümelendiğini aktarmıştım.

Onlara eklenmesi gereken bir an daha var. Sihirli an

24 Eylül Pazartesi akşamı, müşteri deneyimi ustası Dr. Hakan Tetik’i izledim.

Hakan Tetik’in konuşması içinde sihirli  an (Moment of Magic) diye bahsetti. Müşterinin sadık olmasını sağlayacak o sihirli an…

Verdiği örnek şuydu: “Bagajınız hasar gördüyse… Zararınızın giderilmesi sizi bir anda sadık müşteri yapar.”

😀

Dr. Hakan Tetik’i haklı kılan iki örnek var.

Birincisi olumlu örnek: Bir müşteri deneyimi uzmanının “yaşadığım en iyi müşteri deneyimi” diye anlattığı anısı.

Bir de olumsuz örnek var. Arkadaşım Cüneyt Birol’un yaşadığı bir bavul kırılma vakası.

Şu video da o sırada ortaya çıkıverdi.

😉

Müşteriye dokunan süreçlerdeki sihirli anları önceden saptamak ve bu anlarda hangi koşullarda nasıl nasıl davranılacağına önceden anlamlı kararlar vermek, müşteri deneyimini mükemmele döndürebilir.

Bence her kurum, müşterinin kendi kurumundaki deneyim yolculuğundaki sihirli anları belirlemeli ve bu fırsatı harcamamak için ne yapacağına karar vermeli.

.

Bu vesileyle, yaşadığınız en iyi müşteri deneyimini benimle paylaşır mısınız?

.