16 March 2017 Thursday

Bilgi Güçtür, ama…

Son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. Bilgi güçtür ama… gücünü başkalarıyla paylaşmadığı bilgiden aldığını sananların güçsüz kalması oldukça yakındır.

😉

Bir CRM çalışmasında bilgi ihtiyaçlarını saptamaya çalışıyorduk.  Şirket iş makineleri alanında faaliyet gösteriyordu. Çalışmaya birkaç bölge müdürü ve bu müdürlere bağlı birkaç satış elemanı katıldı.

Daha önce değer segmentasyonu çalışması yapmışlar. İşe yaramamış.

  • Şirketin – değer segmentasyonu yaptırma kararını veren CRM müdiresiyle konuşunca – değer segmentasyonunun ne [1] , [2] , [3] , [4] olduğunu ve B2B’de işe yaramadığını [5] yayınladım.

Bizim çalışmamızın bir aşamasında, sahada çalışanların genel müdürlükten isteyeceği bilgileri ve sahanın merkeze iletebileceği bilgileri saptamaya çabalıyordum. Bölge müdürlerinin en kıdemlisi – diğerleri ona abi diye hitap ediyordu – merkezden bazı bilgiler istiyordu ama saha işlemleri konusunda hiç bilgi vermemek için direniyordu. O konuşmayınca, diğerleri de susuyordu.

Zaten B2B işinde müşteri şirketin satın aldığı makineler merkezde kayıtlı. Dolayısıyla

  • Bina inşaatı yapan önce hangi makineyi alır, işini büyütünce genellikle ilk hangi makine ile devam eder,
  • Yol inşaatı yapan hangi ürün patikasında ilerler,
  • Tarım işindeyse, nasıl bir sıra izler,
  • Belediye hangilerini kendi alır, hangilerini taşeronlara yaptırır…

bilgileri zaten merkezde var. Bir anlamlandırma çalışmasıyla ürün patikalarını çıkartıp ne zaman çapraz satış yapılacağını bulabiliriz.

Ben özellikle satıcının bildikleri üzerine gitmeye çalıştım. İşin gidişatı konusunda ne kadar bilgi almaya çalışırsam “Bizim iş öyle uzaktan anlaşılmaz. İçinde olmak lâzım. İnsan zamanla öğrenir” dışında bir cümle söylememekte ısrarlıydı.

Ben ne kadar çabalasam da aynı cümleleri defalarca (her birini ondan fazla kere) duymaktan başka işe yaramadı.

En sonunda dayanamadım.

Anladığım kadarıyla bana diyorsun ki… Yirmili yaşlarda Uğur Özmen’i senin yanına verseler, “bu çocuk ODTÜ’yü iyi dereceyle bitirdi, al bunu ekibine” deseler… Bana anlatabileceğin hiçbir şey olmayacak.

Senin yanına yirmi yaşında gelen pırıl pırıl bir gence bu iş konusunda öğretebilecek tek bir cümlen yok. Öyle anladım…

Böyle söyleyince kızardı. “Yani… Aslında…” diye biraz geveledi. Sonra konuşmaya başladı.

🙁

Aklınca, paylaşmadığı bilgisi sayesinde güçlü kalacağını zanneden o adam var ya…

1 – Dönüşüm projelerinin önündeki en büyük engellerden biridir.

2 – Bilgi yönetimi ile çalışmaya başlayınca ilk gönderilen kişi olur. Kendisini doğrulayan kehanet [a] , [b] , [c] bunlar sayesinde gerçekleşir.

😉

Sizi güçlü kılan bilgi başkalarına söylemediğiniz değil, söyleseniz bile sizden başkasının işe veya ticarete veya paraya veya ilişkiye veya bir değere dönüştüremeyeceği bilgidir.

🙂

Aslında yazı bitti ama bir şey daha söyleyeyim.

Kopyalanamayan tek şey ilişkidir [m] , [n] . Bir saha müdürü olarak ilişkiye dayalı gücün yoksa, her an başkası yerini alabilir. Bunun bilgi yönetimiyle hiç ilgisi yok.

😀

14 March 2017 Tuesday

Pazarlama ve Teknoloji (kısa bir blog tarihçesi)

Geçenlerde, gelen bir yorum sayesinde beş buçuk yıllık bir yazıyı tekrar ele alıp, bir dönemin teknoloji kökenli girişimcilerinin sosyal mesajları yanlış okuduğundan bahsetmiştim.

Bugün biraz daha eskilere gideceğim. Blogumun onuncu yıl kutlamalarına davet edeceğimi söylediğim bazı arkadaşlar var.

😉

2006 – 2009 yılları arasında blog yazmaya başlayanların çoğunluğu teknolojiye yatkın gençlerdi. O dönemlerde blog sitesi oluşturmak için şimdikinden çok daha fazla teknik bilgi gerekiyordu.

  • ugurozmen.com’un gerek 2006’daki statik hâli için, gerekse 2 sene sonra şimdiki blog durumuna çevirmek için anlamlı bir zaman ve para harcamıştım.

Elbette o yıllarda da pazarlama camiasından kişiler vardı ama azınlıktaydı. Hatta her hafta içlerinden biri “Pazarlama bloklarında bu hafta” diye derleme yapıp paylaşabiliyordu.

Pazarlama yazanların sayısının artması, teknoloji kökenlileri rahatsız etti.

Hani “buraları dutluktu” var ya… İşte o kafada olan bazı yazılım kökenliler “Buraları pazarlamacılara yedirmeyeceğiz” sloganı çıkardılar. İlk yapılan saldırıların hedefi olarak kaldım.

Pazarlamacılar, kapitalist sermaye için çalışırlar ve özgür blog camiasını kirletirler” genellemesi, aklı ancak sloganlara yeten teknik elemanlar tarafından epey söylendi.

mavi-yaka

Üç tane anım var ki…

Beni hedef gösteren bir blogcu vardı. “Ne profesörler benden yardım diliyor” diyordu.

Tüm yaptığı, birçok kişinin blogunu açmasına ve yazılarını yayınlamasına – para karşılığı – yardımcı olmasıydı. Aralarında bir de üniversite öğretim üyesi vardı. Aslında uzman kişilerin içerik yazmasına yardımcı oluyordu, ama bu durum kendisini büyük görmesini sağlıyordu.

Henüz sosyal mecralarda anlamlı içerik üreten çok fazla olmadığı için, popüler ve sığ söylemler aynı sığlıktaki çoğunluk tarafından yoğun izleniyordu.

Onun sayesinde, tanımadığım yüzlerce insan bana nefretlerini birçok sosyal mecrada yayınladı.

  • Şimdi adını hatırlayan çok az. Bir dönemler çok okunan blogunu kapatmış. Bağlantısını da Linkedin hesabına yönlendirmiş. Birilerinin yanında – sermayenin hizmetinde – çalışıyor.

😉

Daha önce Likemind’da karşılaştığımızda sohbet ederken, bu toplu hedef gösterme döneminde bir e-tohum toplantısında beni görünce masanın etrafında tur atıp, sırtı dönük koltuğa geçen de oldu.

Yanına gittim “Merhaba” dedim. Benimle birlikte görünmemek için ne yapacağını bilemedi.

  • Bugünlerde büyük şirketlerden birinde çalışıyor ve teknik becerilerini kapitalist sermaye için kullanıyor.

😉

Diğeri daha da ilginç.

Friendfeed’de takip edilmesi gereken ilk 10 Türk” diye bir anket yapıldı. Nisan 2009’da yayınlandı. Serdar Kuzuloğlu o zaman da ilk sıradaydı.

Bir genç “Bu direk benim blok listem” diye duygularını yansıttı.

  • Aradan epey zaman geçti. Şimdi bir reklam ajansında çalışıyor. Etkinliklerde filan karşılaşırsak, sohbet ediyoruz.

kodlamaci

Pazarlamada, ağ – içerik ve veri’nin (veya medya, reklam ve teknolojinin) artık tek bir bütün haline geldiği dünyayı daha geç idrak edenlerin pazarlama değil teknoloji kökenli olmasına ne demeli.

Bugünün pazarlamacısı (hatta her seviyeden yöneticisi) teknolojiyle birlikte yaşamak zorunda. Bu durum teknoloji kökenlilerin hepsinin değerini arttırmıyor. Sadece birlikte çalışıp dönüşümü hayata geçirmeye yatkın olanları değerli kılıyor.

Diğerlerinin yerini zaten yazılımlar alıyor, alacak. Bilgiye yıkanmayan bütün beyaz renkli yakalar mavileşir [1][2] de ondan.

😀

26 February 2017 Sunday

Müşteri Yapmak

Evin yakınındaki taksi durağını haftada bir iki kez kullanıyorum.

Geçenlerde 2 gün üstüste aynı yere gitmek için aradım. İkinci aradığımda, bir gün önce gelen arkadaşı sordum:

– Dün 92 plaka numaralı araçla gitmiştim” diye sohbet açmaya çalıştım.

Taksi şoförü “O 92 var ya!.. Duraktan müşteri yapmış” diye söze başladı. Benim,  “duraktan müşteri yapmak” kavramını anlamadığımı düşünmeden veryansın etmeye başladı.

Sordum, öğrendim. Bazı müşteriler durağı aramak yerine doğrudan onu arıyorlarmış. Diğer taksi şoförleri “Rızkımıza mani oluyor” veya “Hakkımızı alıyor” veya “Sıra kimdeyse o gider, ama bunu arıyorlar” diye şikayetçiymiş.

Benim kursağıma haram lokma girmez. Ben müşteri yapmam” diyen taksi şoförünün (bir taksi müşterisi olarak) ne kadar haklı veya haksız olduğunu düşündüm. Açıkçası hiç de haklı bulmadım.

Bir taksi şoförü “Durağı değil beni arayın” dese ne kadar ciddiye alırdım. SIFIR. Oysa, hepi topu 15 – 20 dakika süren yolculuk sırasında anlamlı ve olumlu bir fark yaratmış olmalı ki, memnun kaldığımı belirteyim. Kartını verdiğinde hemen çöpe atmayayım, bir şekilde saklayayım. Daha sonra da taksi gerekirse, durağı değil de onu arayayım.

taksi

Misafiri veya yolcuyu müşteri yapmak konusunda çalışan biri olarak, taksi şoförüne sabah eğitimi vermeye cesaret edemedim.

Keşke sen de arabana binenlerin müşteri olmak için çaba sarfettiği bir taksi şoförü olsan” desem “haram lokma girmez” diyecek, mesajı alamayacak.

Birkaç kişiye anlattım. Hemen hepsinde anlaşmalı korsan taksinin telefonu vardı. Yakın oturan bir arkadaş, memnuniyetini belirtti ve numarayı vermeyi önerdi.

Taksiyle sıkça işi olan hemen herkesin mahallenin taksi durağını değil, korsan taksiyi veya Bitaksi’yi tercih etmesinin nedeni, yolcuyu müşteri yapmak için gerekli özenin gösterilmemesidir.

😉

Bana gelince… Bu vakayı “müşterinin tanımı” örneklerime [1] , [2] , [3] , [4] eklemeye karar verdim.

.