21 January 2012 Saturday
Uluslar arası firmalarda bazı prosedürler var. Ne alınacaksa Satın Alma Bölümü’nden geçer. Dijital ajans ile Pazarlama Bölümü konuşup anlaşmış. Ama sonra ajans ile önce IT departmanı masaya oturmuş. Sonra Hukuk, en sonra da Satın Alma…
Anlatacağım öykü bu son aşamada gerçekleşmiş. Ajans ile toplantı yapılan ve sözleşmenin her maddesinin tekrar tekrar irdelendiği toplantıda IT ve Satın Alma elemanları var ama firmanın Pazarlama Bölümü’nden kimse yok.
Dijital ajans derdini anlatamıyor. Satın Alma Bölümü hiç bir şeyden anlamıyor ama her şeyi kurala bağlamak istiyor. Her maddede uzun tartışmalar oluyor.
Twitter hesabı yönetme konusuna gelindiğinde ajansın sözleşmesine şöyle bir madde koymak istiyorlar.
“Her ay 5 twit gönderilecek. Gönderilecek olan twit’ler, ay başlamadan 5 gün önce firmaya bildirilecek. Pazarlama Bölümü’nün yazılı onayını takiben, önceden belirlenmiş tarihlerde twit atılacak”
O zamana kadar yapılan birçok garipliğe zor katlanan ajans temsilcisi bir anda keyifle gülümsüyor. “Çok güzel fikir. Hemen sözleşmeye bunu yazalım.” diye onaylıyor. Satın Alma bu kadar çabuk onaylanınca kendisinin iyi birşey yapmadığını anlıyor.
Ne var ki ajansın temsilcisi dayanamıyor. “İnteraktivite ne demek biliyor musunuz?” diye anlatmaya başlıyor. “O gün kar yağsa, “sıcak evinizde otururken …” diye bir twit atma fırsatını kaçırmaya hazır mısınız? Anında oluşan fırsatları yakalamak yerine basma kalıp konuları mı söylemek istersiniz?” diye soruyor. 
Kendi seçtiği ajansı Hukuk ve Satın Alma ile karşı karşıya bırakan Pazarlama Bölümü’ne mi kızmalı; herşeyi benzer kalıplara sokmak isteyen ve reklam işini 5 sandık bilmemne tedarik etmek ile aynı kefeye koyan Satın Alma Bölümü’ne mi?
Her marka aynı yöntemi uygulasaydı, şu sağdaki güncel reklam olmazdı.
Ajansı tebrik ettiğim kadar, marka yönetimini de kutluyorum. Her ikisinin de aklına sağlık.
Etiketler: fırsatlar, marka algısı, pazarlama, reklam, reklam ajansı, reklamveren
Kategori: pazarlama | Yorum Yapılmamış »
17 January 2012 Tuesday
Bildiğiniz gibi yenilikçilik (innovation) bugünlerde çok moda. Birçok kuruluş, dernek, okul, öğrenci kulübü bu konularda toplantılar düzenliyor.
Bu toplantılardan birinde, açılış konuşmasını Mühendislik Fakültesi Dekanı yapmış. Konuşmasında “Mühendislik eşittir ArGe. ArGe olmadan da innovasyon olmaz. Demek ki, mühendisliğin ruhunda innovasyon vardır” deyivermiş.
Konuşmacılar şaşırmış. Tam aksini söyleyeceklerken… Ters köşede kalmışlar. Sayın Prof.Dr.’ye “Steve Jobs’un, Bill Gates’in diploması mı vardı?” diye soramamışlar.
Belki de Türkiye innovasyon ödülünü hiçbir yenilik yapmayan şirketlere veren jüri de aynı durumda… Kimbilir?…
İcat (invention) ile yenilik (innovation) arasındaki farkı bilmeyenler, geniş açıklamayı Osman Ata Ataç hocamın
yazılarında okuyabilirsiniz. Türkiye’nin hangi yolu izlemesi gerektiğini de gelecek haftalarda yayınlayacak.
Benim bu konuda ne yazdığımı ve söylediğimi merak edenler için ilk 5 yazı ve bir sunum içeriği
Etiketler: buluş, buluşculuk, fikir, fikircilik, icat, innovation, invention, yaratıcılık, yenilik, yenilikçilik
Kategori: bilişim, İş hayatı, pazarlama | 2 Yorum »
16 January 2012 Monday
İş hayatının en üst pozisyonlarında uzun zaman geçirmiş bir ağabeyimle Y nesli ile bizim aramızdaki farkları konuşuyorduk. Ona Young Guns Yeni Nesil Reklam Ajansı girişimini anlattım. ( [1] , [2] , [3] , [4] , [5] , [6] ve sohbetlerde anlattığım onlarca hayal kırıklığı öyküleri.) Benim açımdan son yıllarda kendimi en başarısız hissettiğim projeydi.
Bana “Yanlış adamları seçmişsiniz” dedi.İki ayrı tur yaptığımızı, 30 saat boyunca ofiste gerçek reklam konkurunun kopyasını… anlattım. “Seçim süreci yanlış demiyorum. Adam seçimi yanlış olmuş“diye ısrar etti.
Sonra da açıkladı. “Süreci yaşamaktan keyif alanları seçmemişsiniz.”
Sadece sonuç odaklı olup, süreci yaşamaktan keyif almayanlar, hep birkaç dakika süren mutlulukları yaşıyorlar. Konkuru kazanmak, ihaleyi almak, lansman yapmak… O mutluluğun hemen ertesinde de, bir başka sonuç gelene kadar mutsuzluk.
Oysa süreçten keyif almayı öğrenenler, bu hazzı çok daha uzun sürdürüyor.
Yemek yemenin, üzerine de bir kahveyi içmenin keyfi var. Hep birkaç dakikalık hazlar. Ama yemek yapmaktan da keyif alırsanız… Bardağı seçmekten, içine kahveyi koymaktan, kahve suyunun kaynamasından, suyun bardağa dökülürken verdiği o renk ve kokudan, içine süt kattığınızda değişen renginden, bardağı ağzınıza yaklaştırırken burnunuza gelen kokudan keyif alırsanız… Her seferinde daha iyi yapmak için bahaneniz de olur, hayattan aldığınız mutluluk da artar.
Sürekli hayal kırıklığına uğramaktan da kurtulursunuz. (Y neslinde sıkça görüyorum da…)
Meraklısına keyif tanımı.
Etiketler: keyif, performans, performans ölçümü, süreç yönetimi, süreklilik, üretim, üretim süreci, Young Guns
Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden | 5 Yorum »