1 August 2010 Sunday

Rol çelişkisi açısından Sosyal Mecralar

Sosyal mecralardaki aktif arkadaşlarımızın çeşitli kurumlar adına Sosyal Mecralar Uzmanı (SMU) olmasını destekliyorum. Sonrasında işlerini güzel yaparlarsa, markayı duymayanların da duymasını sağlarlarsa, temsil ettikleri şirketlerin adını yüceltirlerse… daha da iyi olur.

Bu noktada SMU’ların dikkat etmesi gereken bir madde var.

  • Eminim çok fazla madde vardır. Ama ben SMU olmayıp, geleneksel pazarlama kökenli olduğum  için en gözüme  çarpan yanlışlıktan bahsedeceğim.

Temsil ettiğimiz marka ile kendimizi (kafamızdaki şapkaları) karıştırmamalıyız.

Kendi adımızla yazdığımız zaman bile, temsil ettiğimiz markaya hasar verme tehlikesi var. Bir de marka adına yazarsak… kendi kişisel görüş ve duygularımızı markanın adı altında iletmeye başlarsak…

İtibar yönetimi olmaz, itibar felaketi olur.

Örnek aşağıda (Üzerine tıklayınca rahat okunacak kadar büyütülüyor.)

Eski hali de  şurada. Oradaki yazımı burada tekrarlayacağım.

😛

Kendi adıyla değil de lokantanın adıyla başkalarını karalayan kişileri çalıştıran bir lokantada yemek yer misiniz? Yanıtım HAYIR.

İtibar yönetimi bu nedenle önemli. İspatı olmayan karalar çalan ve “ben sadece duyduğumu söylerim bunu ispatlamak zorunda değilim” diyen bir lokanta…

Sosyal mecralarda marka ile kişi’nin karıştırılmaması bu nedenle gerekli bir ön koşul.

😛

Meraklısına, bu yazı ile birlikte okunacak yazılar:

😛

Etiketler: , , , , ,

Kategori: pazarlama

“Rol çelişkisi açısından Sosyal Mecralar” yazısına şu ana kadar 13 yorum yapılmış:

  1. Uğur Bey yine güzel bir tespitte bulunmuşsunuz. Sadece SMU olarak değil, bana göre bir çalışan, çalıştığı markanın bir parçası olduğu için bile hayatına dikkat etmelidir. Günümüz dünyasında insanlara, insanlıklarından önce iş ve kariyer etiketi vurulduğu için her çalışan markasına zarar vermeme adına dikkatli yaşamak zorunda.

  2. Friendfeed’deki yorumlar:
    http://friendfeed.com/ugurabi/de0dc234/rol-celiskisi-acsndan-sosyal-mecralar
    🙂
    Özellikle Sayın Ferah Onat’ın yorumunu buraya ekliyorum:
    “Şimdi bu SMU oalacak kişilerin ne gibi bir akademik geçmişi olmalı? Bilgisayar kurdu mu, sosyolog mu, pazarlama uzmanı mı, biraz da hukukçu olsa, ya da iletişim mezunu mu, kesin yönetim organizasyoncu filan cevabı da çıkar bir yerlerden. Bence hepsinden biraz olmalı, iyi bir ekip çaışması, pretest-posttest, kriz senaryoları, oyun teorileriyle sosyal medya programları yapabilen ekipler.
    İğneyle kuyu kazarak elde ettiğiniz marka itibarını birkaç bilgisayar kurdu dahi(!) çocuğa bırakmanın sonuçlarını yakında görürüz.”

  3. Aslında ajans taraflı SMU’lar kampanyalar kurgulamalı, marka hesaplarını yönetmeli ya da marketing adına o an gereken “paylaşım” ne ise yapmalı. Ancak marka adına çok da söz sahibi olamamlı. Bu da pratikte mümkün değil tabii..

  4. Gerçekten doğru yazmışsınız. Bu noktada aklıma hemen Coca Cola’nın Digital Marketing stratejisinin en katı kurallarından biri geldi, ”if you’re in doubt, do not post” 🙂

  5. Simto,
    Ben de aynı şeyi savunuyorum. Marka’nın sahibi reklamveren’dir.
    😉
    Selim Tuncer’in güzel bir sözü var. “Bize emanet edilen marka…” Ajanslar (veya SMU’lar) bu şekilde düşünmeli. Emanet edilen markayı yüceltmeye çalışmalı.

  6. Bilgilendirici yazı için teşekkür ederim. Özellikle iş saatleri içinde kurumda çalışan kişilerin sosyal medyada yazdığının kurumu bağladığını düşünmekteyim. Bunun için her kurumun “sosyal medya kullanım klavuzu” olmalı ve çalışanlar da bu doğrultuda eğitilmelidir.

  7. Bu yazının devamı, link’te

  8. Tuğrul Akın‘ın Friendfeed’deki yorumunu da eklemek istedim.
    😉
    ayrım yapabiliyor olmak çok önemli. kişiler temsil etme pozisyonundayken egolarının ve hırslarının yönlendirmesiyle davrandıklarında rol karmaşasına düşebiliyorlar. zaten herhangi bir kurum temsil edilmiyorsa bile tartışmaların düşük seviyede seyrediyor olması başlı başına bir eksiyken bunun bir de kurum adıyla yapılıyor olması ciddi bir hata.

    son zamanlarda kişisel gelişim eğitiminin ciddiye alınmadığını hatta bu eğitimle inceden dalga geçildiğini görüyorum… sorun burada başlıyor belki de. “kişiliğim gelişeceği kadar gelişmiş, kişiliksiz miyim ki eğitim alacağım” düşüncesi balığı daha baştan kokutuyor.

    becerinin sadece işle ilgili olmadığını düşünüyorum. yani sadece teknik biliyor olmak yetmiyor demek istiyorum. evet, doğrulama için kesinlikle zaman kaybolmuyor. maalesef gerçek hayatta tek seferlik gibi görünen bazı hatalar internet söz konusu olduğunda zincirleme reaksiyon gösteriyor… yüzyüzeyken söz uçuyor ama burada o yazı ve etkileri kalıyor… biraz daha acımasız bir şekilde.

  9. Bu bir dizinin devam yazısı…
    Birkaç yazı bir arada okunmalı
    1 – Rol çelişkisi açısından Sosyal Mecralar
    2.a – Rol çelişkisi 2
    2.b – Kurallar değişir, ilkeler değişmez
    – 2.c.1 –Sosyal mecralarda hurmalar
    – 2.c.2 Sosyal mecralarda yol kesişmesi
    – – 2.d.1 > Gizlilik sözleşmesi
    – – 2.d.2 > Profesyonellik kölelik mi?
    3 – Rol çelişkisi 3

  10. Sosyal mecralarda yaratılan başka bir kriz için örnekler:
    http://friendfeed.com/mserdark/dab470be/twitter-aviva-mserdark-yaknda
    http://friendfeed.com/hasanbasusta/33bbca23/sosyal-medya-da-hizli-kriz-yonetimi

  11. İster CRM,  ister Sosyal mecralar olsun, isterse başka bir şey… Uzman sözcüğünü önemserim.

  12. Bireylerin sosyal mecralarda rol çelişkisi yaşaması üzerine çok yazdık, tartıştık. Girişimcilerin çelişkileri daha pahalıya mal olur.

  13. İşte başka bir rol çelişkisi. Ya da suçunu itiraf…

Yorum Yazın