12 May 2012 Saturday

Sermayesi cehalet olanlar

Çok değil 2 sene önce sosyal medya ajansı patlaması yaşandı. Sosyal mecraların 3-4’ünde bulunanlar uzman oldu, 7-8’inde bir şeyler yapmış olanlar ajans kurdu.

O dönemde, bazı dijital ajansların büyüyerek dijital olmayan konularda da iş yapacaklarını, hatta alt-ajans olmaktan çıkıp asıl ajans olacaklarını, çok kanallı büyük projeleri yöneteceklerini söyledim. (Hatta bu dönemde, bu büyük projeleri yöneten bazılarının geleneksel pazarlamayı bilmedikleri için birkaç tane destansı başarısızlığa da neden olacağını da iddia ettim.)

😉

Bugünlerde hem yeni oluşumlar duyarken, birilerinin de ortadan kalktığı kulağımıza geliyor. “Kimler sahneden çekildi” diye irdelemeye çalıştım.

Bunların zaten pazarlamayı derinliğine bilmeyen, müşterinin de sosyal medyayı yeterince bilmemesinden ötürü iş kapan ajanslar olduğunu düşünüyorum. Özetle sermayesi – kendisinin veya müşterinin – cehaleti olanlar ortadan kalkıyor.

Sağlıklı bir gelişme.

😉

Etiketler: , , , , ,

Kategori: pazarlama

“Sermayesi cehalet olanlar” yazısına şu ana kadar 6 yorum yapılmış:

  1. Ercüment Büyükşener‘in TEDxAlsancak konuşması yukarıda yazdıklarımı destekliyor.
    http://www.youtube.com/watch?v=U9z-9L8LQBw&feature=youtu.be
    Video’nun tamamı izlenmeli. Özellikle 9.00 – 12.45 dakikalar arası tam anlamıyla müşteri cehaletinin nasıl kullanıldığını anlatıyor.

  2. Her şirketin Facebook’da sayfası olması gerektiğini söyleyenlere yıllardır “bazı şirketlerin Facebook’da olmasının anlamsızlığını” anlatmaya çalışırım.

    Şimdi SMU’lar da aynı fikirdeler.

  3. Kaliteli erişim maliyeti (cost per quailified reach) sizin medya ölçümünüze girmediyse… Ne isterseniz yapın. Zaten doktor, “bırak takılsın” diyor.

  4. Reklamverenlerin bütünleşik pazarlama bilmemesi iyi ajansları yıpratıyor; kötülerin işine yarıyor.

  5. Müşterinin cehaletini kullanan ajanslar sistemin geleceğini olumsuz etkiliyor. Onlar nedeniyle işini doğru yapan dijital ajanslar aynı kefeye koyuluyor.

  6. Önemli olanın deneyim olduğunu yıllardır yazıyorum ve söylüyorum. Yakında “markanın deneyimi”ni değil, markalaştırılmış deneyimi konuşacağız.

Yorum Yazın