20 September 2011 Tuesday

Sosyal mecralarda zorunlu taraftarlık

Friendfeed’de taksitli kartlar konusunda bir tartışmayı okudum. “Taksit’in dogal satın alma reflekslerimizi bozdugu”, “2001’den sonra Türk halkını tüketime yöneltmek için ortaya çıktığı”… gibi cümleler yazılmaya başlandı.

Sevgili Melih Cılga’nın internet gençliği için bir sözü var. “Tarihi kendileriyle başladı sanıyorlar.”

Daha önce mağaza kartlarının kısa tarihçesini yazmıştım. “2001’den sonra…” diye başlayan cümle üzerine, taksitli kartlar konusunda yıllardır çalıştığım, ayrıca doktora tezimi de taksitli kartlar konusunda hazırladığım için yanlış bilinenleri düzeltme gereği duydum.

😉

Şöyle başladım.

  • Taksit bu ülkede ne 2001’de başladı, ne de 40 yıla yakın süren yüksek enflasyon döneminde… Bu ülkede yüzyıllardan beri taksit var.

Oraya yazdıklarımı biraz daha genişletip, önceki kısa tarihçede yer almayan ayrıntı ve gerekçesi ile şuraya ekledim.

😉

Buraya yazmak istediğim ise tarihçe değil de anlayış biçimi.

Eğer bir olguyu düzgün değerlendirmezsek, tüm diğer değerlendirme ve öneriler sadece “tahmin”, “inanış” veya “ideoloji” taşır. Gerçeklerden uzaklaşır. Bu nedenle gerçek tarihçeye dikkat çekmek istemiştim. Firendfeed’e “taksitlerin yüzyıllardan beri olduğunu” ve “taksitli kartların zaten mevcut olan bir yapıyı kolay izlenebilir bir sisteme aktarmaktan başka şey olmadığını” söylemek üzere birkaç cümle yazdım.

Ama hemen şu cümleyle karşılaştım. “Biraz daha açabilir misiniz? Bu hizmeti olumlu karşıladığınızı düşünebilir miyiz.

🙂

Şaşırdım ve kızdım. Mutlaka taraf tutmak zorunda mıyım? Sadece gerçek verileri öğrenin de doğru düzlemde tartışın diye yazmıştım. Düzlem doğru olsa, belki tartışmaya katılıp hem öğrenmek, hem de anlatmak fırsatını bulurdum. Ne de olsa, oraya yazanların hemen hepsinden uzun süredir bu konuyla ilgileniyorum.

Gerçeklere düşüncelerden çok duygularla yaklaşılınca… “Bi taraf olan bertaraf olur” diyen ile aynı düşünce yapısı…  “Sosyal mecraların doğal uzantısı” desem… Okuduğum yurtdışı sitelerde ve bloglarda yapılan tartışmalara baktığımda, öyle değil. Demek ki sosyal mecralara değil, bazı genlere özgü.

Soruyorum şimdi: Gerçekleri bilmeden tartıştığınız bir ortamda kimin hangi tarafı tuttuğunun bir önemi var mı? Meşhur “mesela demiş idik” fıkrasındakilerden ne farkınız var?

😉

Kategori: pazarlama, yaşamın içinden

“Sosyal mecralarda zorunlu taraftarlık” yazısına şu ana kadar 3 yorum yapılmış:

  1. Geçmiş olsun hocam, muhtemelen adam komplo teorisine zemin hazırlamak için bilgi vermiş 2001, taksitli kartlar diye. Siz de cevap verince adamın teorisini çökertmişsiniz. 🙂

    Taraf tutmayan bertaraf olur deyişine bu noktada katılmıyorum. Son atıldığım forumdan biliyorum, bizden değilsen onlardansın mantığı daha hakim.

  2. Yazınız aklıma ff’de karşılaştığım terörle ilgili bir konuya yaptığım yorum yüzünden işittiklerimi getirdi. Zaten ne zaman tamam bu sefer kavram üzerinden dolu bir tartışma olabilir diye atılsam, sonucu hep hüsran oldu.

    Terör kavramını ve terörle mücadelenin doğasından bahsederken, bir anda bir ideolojinin sözcüsü yapılmam çok acınasıydı. Sanırım ff de yaşadığım en güzel tartışmayı eğitim sistemi üzerine sizinle yapmıştık 🙂

  3. Zaten, “taraf tutmayan bertaraf olur” sözü, “bizden değilsen onlardansın” mantığının bir uzantısı.

    Bunu söyleyen de “Artık tuttuğunuz tarafı belli edin. Unutmayın, bitaraf olan bertaraf olur” diye söylemişti.

Yorum Yazın