12 December 2008 Friday

Yenilikçilik ve fikircilik… (3)

Aynı başlıktaki yazılarıma şu ana kadar gelen yorumlar üzerinde biraz duracağım. Son sözü, bu yazıda söylemeyeceğim. Dolayısıyla, “Yazıdan çok “Teaser” gibi olmuş. Devamını bekliyorum sabırsızlıkla” diyen Volkan Ucmak ve “vallahi anlamadım ben ne demek istediğinizi” diyen Enver Altın biraz daha bekleyecekler. Umarım bırakıp gitmezler… Bizimle kalın… Az sonra…

Şimdi yorumlar üzerine görüşlerim:

Fatmanur Erdogan “şirketler büyüdükçe daha tutucu olur (doğal olarak, asset’leri pahalıdır, değerleri yüksektir. Küçük şirketlerin daha girişimci olması doğaldır, çünkü kaybedecek az şeyleri vardır) “ demiş. Burası genelde doğru. Gelin şu noktaları da irdeleyelim – ki “ama”, “lakin”, “ve fakat” gibi uzantılar ve bahaneler azalsın ve daha gerçekci düşünelim.

  • Madem böyle, neden büyük şirketler olan 3M, P&G, Microsoft, Sony ve onlarcası “yenilik” denildiğinde ilk akla gelen kurumlar oluyorlar. “Girişimci kültürü” yaratmak mıdır ideal çözümü… Bu söylem Google ve Microsoft’a uygun. Ama 3M, Sony ve P&G’ye de uygun mu acaba…
  • Madem böyle, neden (elbette bazı istisnalar hariç) büyük şirketler girişimci küçükleri yutabiliyor.
  • Madem böyle, neden büyük krizlerde, riskli yatırımlara yönelenler batıyor da risklere kapalı firmalar ayakta kalıyor.
  • Madem böyle, “dot com boom”lar neden sık sık ortaya çıkıyor.
  • Madem böyle, neden hem dünyada hem de Türkiye’de batan veya kapanan KOBİ’lerin (dikkat edin, sayısı demiyorum) oranı, büyük şirketlerden kat be kat fazla.

Ali Bülbül “belki şirketin daha fazla kar etmesini veya daha iyi konuma gelmesini sağlayacak kişilerin şirket içerisinde yükselme şansları doğal seleksiyon kültürüne aykırı olan “yerini koru o giderse ben geçerim, etrafımda tanıdıklar olsun” fikrinin temsilcileri tarafından engellenmektedir” diyor. Dediği gibi davranan bir kurum, kriz olmasa bile en çok bir nesil (15 – 20 sene) yaşayabilir. Bu durumda 25 yıldan daha çok ömrü olan şirketleri “yenilikçi” mi sayacağız. Yoksa biraz önyargılı mı bakıyoruz. (ARTI, yukarıdaki “Madem böyle” diye başlayan sorulara bir kez daha göz atalım.)

Simto Alev “Belki iş dünyasında pek yeri ya da vakti yoktur ama fikir ishali pek de kötü değildir iyi bir eleğiniz olduktan sonra. … Ben 10 yıllık tecrübemde sizin 30 yıllık tecrübenizde hiç öğrenmediğiniz şeyleri de öğrenebilirim. Bunu birebir de yaşadığım için soruyorum; neden benim fikirlerim ciddiye alınmıyor ya da alınmasın?” diye sormuş. Neden ciddiye alınmadığını, sonraki bir yazıda anlatacağım. Ama önce şu soruyu sorayım. Nedir “iyi bir fikir eleği’nin tanımı?… Ortaya fikir atanları mutlu etmesi değil ise, nedir bu eleğin “iyi” olmasının ölçüsü? Eleği kimler oluşturacak? Bunu kurumsal yapıya nasıl uyarlayacağız?

Bunları enine boyuna tartışalım. Az sayıda istisna başarı öykülerinden yola çıkarak “küçük güzeldir” tipindeki söylemleri genelleştirmek yerine çok sayıda başarısızlıkları da masaya yatıralım.

Bu konuda yazılar devam edecek. (Daha dokunmak istediğim onlarca yorum cümlesi var. Özellikle inovasyon’un tanımı konusunda…)

Yeter ki, ideoloji gibi taraf tutmak yerine, yukarıda yazdığım konuları gerçekten sorgulayalım.

.

Etiketler: , , , , , , , , ,

Kategori: İş hayatı, pazarlama

Yorum Yazın