"acente" etiketli yazılar:

10 October 2011 Monday

Bilgi’yi anlamak ve aramak

1986 yılıydı. Türkiye’nin 4′üncü büyük denizcilik şirketinde çalışıyordum.

Dünya denizciliğinin en büyük toplantısı o sene Atina’da yapılıyordu.  Biz de 6 – 7 kişilik bir ekiple katılıyorduk.

Patronlardan biri bana Atina Denizcilik Derneği‘nde (İstanbul’daki eş değeri İstanbul Deniz Ticaret Odası lokali Marine Club diye adlandırılıyor) bir yemek ısmarladı.

Yemek yediğimiz salonda, kapı yüksekliği ile tavan arasındaki bölümde çepeçevre ışıklı yazılar akıyordu. “BUGDAY ###; ARPA ####; YULAF ###… HAM PETROL ###; DEMiR CEVHERi ###; BAKIR ###…” Çeşitli maddelerin yanında bazı rakamlar.

İstanbul Deniz Ticaret Odası‘nda böyle birşey yoktu.  İlk defa görüyordum. Patron’a sordum. “Nedir bu?”

“Emtia fiyatları…” diye yanıtladı. Orada neden bu fiyatların yazdığını, deniz ticareti için neden önemli olduğunu anlatma ihtiyacı hissetmedi. (“Kendisi biliyor muydu” diye 25 yıldan beri merak ediyorum.)

;-)

O şirketteyken birkaç defa daha Atina’ya gittim. Dünya’ca bilinen armatörlereİstanbul’daki acenteleri olmayı teklif ettim, pazarlıklar yaptım. Hepsinin masasında emtia borsası ekranları vardı. Toplantı sırasında arada bir göz atmayı ihmal etmiyorlardı.

2 – 3 ay içinde o firmadan / sektörden ayrıldım. Aradan birkaç yıl geçti. Bankada çalıştığım zaman Reuters diye birşey olduğunu;  Dünya’nın çeşitli borsalarındaki hisse, para ve emtia fiyatlarının sürekli olarak duyurulduğunu öğrendim.

En son, 7 – 8 sene önce İstanbul Marine Club‘da yemek yediğimde yine o ışıklı yazılar yoktu.

Neyse ki bugünün teknolojisinde o şekilde bir görsele ihtiyaç da yok. Diğer çağdaş kaynaklardan (mobil bilgi kaynaklarından) besleniyorlar mıdır, bilemem.

;-)

Meraklısına, o şirketteki diğer anılar:

:-P

Resim şuradan alınmıştır.

22 September 2011 Thursday

Rakamlar 2

UzakDoğu’dan Türkiye’ye konteyner taşımacılığı yapan bir deniz acentesinde çalışıyordum. En büyük rakibimiz ile karşılaştırıldığımızda:

  • Onlar küçük boy (20 feet) konteyneri 1900 ABD Dolarına taşıyor, biz 2700 Dolar istiyoruz.
  • Onlar Japonya’nın 2 limanından yük alan bir gemiyi ayda bir kaldırıyor; biz 5 – 6 limandan haftada bir kere yük topluyoruz.
  • Onlar İstanbul’a 45 – 50 günde getiriyor, biz en fazla 28 günde Haydarpaşa Limanı’na boşaltıyoruz.
  • Onların gemisi 4 günde boşalıyor, bizimki aynı gün içinde boşaltıp gidiyor.

UzakDoğu’dan çoğunlukla elektronik eşya geliyor Türkiye’ye. Yükte hafif, pahada ağır malzeme.

Taşıma işini şirketlerin satınalma müdürleri ile görüştüm. 1900 ile 2700’ü karşılaştırdılar. “Pahalısınız” diye tutturdular. Baktım başka karşılaştırma yaptırmak mümkün değil, şirketlerin Finansman’dan sorumlu Genel Müdür Yardımcılarıyla görüşmeye başladım.

Konşimento üzerinde yazdığı için, bir konteyner dolusu malın fiyatını ve ziyaret ettiğim firmaların aylık kullanım tutarlarını biliyordum. Finansman GMY’lere iki deniz nakliyat firması arasındaki emniyet stoğunun değerini sordum.

  • Mal tedarikinde karşılaşılabilecek çeşitli (gecikme, unutma, kaza, vb. gibi…) olası ihtimallere karşı üretimin durmaması için mutlaka tutulması gereken envanter miktarına emniyet stoğu deniyor.

Bir malın gemiye yüklenmesi unutulursa onlarda 1 ay sonra; bizde hemen 1 hafta sonra yüklenebiliyor. Rakibimizin gemisi  45 – 50 günde geliyor, bizimki 25 – 28 günde…

    ;-)

Finansman GMY’leri hemen hesapladılar. Onca parayı envantere bağlamanın maliyetini buldular. Bizimle çalışmaya karar verdiler.

Tüm değerli mallar bizimle taşındı, ağır ve ucuz mallar rakiplere kaldı. Bir yıl dolmadan, UzakDoğu – İstanbul arasında konteynerli mal taşımada pazar payımız %70’e ulaşmıştı.

:-D

26 July 2010 Monday

Başarının arkasında neler var?

Girişim başarılı olmayınca yöneticiliğe başlayan bir arkadaşın sorusu oldu. Girişim / Yönetim arasında kalmak üzerine yazdım.

Sonra, eksik bilgi verdiğimi düşündüm. 30 yılı aşkın profesyonel yaşamda, başarılı olduğum kadar başarısızlıklarım da olduğunu yazmalıydım. 

Dengeyi tamamlamak için benim dışımdaki başarı etmenlerini yazmaya karar verdim.
:-P

Danışmanlık şirketinde yabancı amirlerle anlaşabildim, ama Türk patrona uyum sağlayamadım.

Küçük bir deniz acenteliğine girdim. 1.5 yıl sonra gelirlerin %70′i benim satış faaliyetlerimden geliyordu. Türkiye’nin 4′üncü büyük acentesine geçtim. 6 ay sonunda kaçtım.

Büyük bir bankada, yeni kurulan satış ekibi ile %45′e yakın pazar payı elde ettik.

Çok küçük bir leasing firmasında birkaç ay içinde eskisinin 6 katı ciroya ulaştık. Genel Müdür değişti. Kovuldum.

Türkiye’nin en büyük özel sermayeli leasing şirketinde danışmanlık yaptım. Genel Müdür “beklediğinden çok daha iyi” olduğunu defalarca söyledi.

Büyük bankaya geri çağırıldım. Taksitkart’ı çıkardım. İç savaşta konumlanamadım. Kovuldum.

Orta ölçekli bankada “Türkiye’de ilk defa…” denecek projelere başladım. Amirim değişti. Kovulmadan önce ayrıldım.

Küçük bankada Ürün Geliştirme‘yi üstlendim. Geldiğimde 3 – 4 temel perakende bankacılık ürünü vardı. 2 yıl içinde büyük bankalardaki tüm ürün yelpazesine ulaşmıştık. Birçok da “Türkiye’de ilk defa…“lar hayata geçti. Patron değişti. Yabancılar geldi. Kovuldum.

Büyük perakendeci bir şirkete bilgi yönetimi (knowledge management) ve CRM projesi yapmaya gittim. Amir değişti. Türkiye’nin en gelişmiş sadakat kartını yaptım. Proje hayata geçti. Daha fazla dayanamadım. Ayrıldım.
:-P

Başarılarımı başarısızlıklarımla karşılaştırdım. Çıkarımlarım şöyle:

Ölçek etmen değil: Büyük şirketlerde de, küçük şirketlerde de her iki yönü  yaşamışım.

Sektör de etmen değil: Deniz acenteliği, banka, leasing, perakendecilerde her iki yönü de yaşamışım.
:-P

Başarımın amirime bağlı olduğunu anladım.

Bana güvenildiğinde, yeterli saha verildiğinde, projelerim desteklendiğinde ekibimi kendi şirketim gibi yönetiyordum. Her seferinde başarılı oluyordu.

Bağlı olduğum kişi beni gereksiz sürtüşmelerden uzak tuttuğunda, işime odaklanmama izin verildiğinde şirkete milyonlarca dolar kazandıran işler, yenilikler ortaya çıkıyordu.
:-)

Bu nedenle birçok sohbette şunu söylemişimdir.

Profesyonellik, tek başına icra edilen bir iş değildir.
:-P