"akademi" etiketli yazılar:

29 January 2011 Saturday

Akademik tebliğ sunmuştum

Merenİmece Usulü Bilim Cinayeti Konferansları” diye yazmış. Sadece akademik camiaya girmek isteyenlerin değil, üniversite okumak isteyen ve çocuğunu hangi okula göndereceğine karar veremeyenlerin de okuması gereken bir yazı olmuş. Ellerine sağlık.

Meren’in yazısını okuyunca, bir anı geldi aklıma.

Bir okul Pazarlama Sempozyumu düzenliyordu. Amaç, öğretim üyelerinin tebliğleri olsun, onların da akademik puanı artsın.

Eşimle birlikte tebliğ sunduk. Ama sunumu ben yapmaya karar verdim. Üstelik o sıralarda akademik ortama dönmeyi düşünmüyordum. Ortamdaki tek akademik-dışı kişi benim.  (Haddini bilmezlik bende hep vardı.)

;-)

Benim sunumum öğle yemeğinden önceki son sunumdu. Saatlerce genç öğretim üyelerinin “bir tebliğ olsun” diye sade suya tirit sunumlarını izledik. Büyük çoğunluğu bilimsel araştırma yöntemlerinden uzaktı. 20 dakikada tamamlamaları gerekirken 30 dakikayı geçenler de vardı.

Sıra bana geldi. Daha konuşmaya başlamadan önce meşhur Kemal hoca “Kısa tutun lütfen” dedi.

“Onu, benden öncekilere söyleyecektiniz. Ben 20 dakikayı aşmayacağımı söyleyebilirim sadece” dedim. Ortalık buz gibi oldu. Hiç böyle yanıt almazmış. O da şaşırdı.

Ben 20 dakikada sunumu tamamladım. Kürsüden ayrıldım.

;-)

Daha sonra bana “İyi ki akademisyen değilsiniz. Yoksa kariyeriniz bitmişti” diyenler oldu.

Ne diyeyim… Hele Meren’in yazısını okuduktan sonra… İyi ki…

:-D

20 June 2010 Sunday

Oğlumun isim babası

1979 yılıydı galiba… Bir ukalalık ve kendimi beğenmişlik sayesinde Emel Ataç’ın Statistics for Management (Yönetim İstatistiği) dersine öğrenci asistan oldum. (Öyküsünü başka bir yazıda anlatırım :-D )

Sonra farkettim ki 100 – 150 metre mesafede oturuyormuşuz. Komşu sayılırdık… 

Bu sayede, Emel hocanın eşi Osman Ata Ataç ile tanıştım. İstatistik dersinin öğrenci asistanı olunca, bilgilerimi perçinlemek de istedim. Osman hocanın verdiği Social Statistics (Sosyal İstatistik) dersini aldım.  (Bu dersin final sınavıanlatmıştım. )
;-)

Osman A. Ataç, o dönemde hem okulda ders veriyordu, hem de Ankara’nın en büyük holdinginde CEO idi. Komşuluk, öğrencilik ve öğrenci asistanlık sayesinde daha sık görüştük.

Mezun olmaya az kala , bir sınıf arkadaşımız şirket kurdu. Bazı sınıf arkadaşlarımız da birlikte çalışmaya başladı. Osman hoca ona danışman oldu. Arkadaşım bana da iş teklif etti. O sırada yanında çalışan bir diğer arkadaşım itiraz etti. (Bunun öyküsü de çok ders verdi bana… Bir gün yazmalıyım. :-P )

O gün yaşadığım hayal kırıklığı, en büyük şansım oldu aslında. Osman hocam bana öğüt verdi. İlk defa o gün bana ne kadar değer verdiğini anladım. Bizim usta-çırak ilişkimiz de o gün başladı.

Okul bitti. İstanbul’a geldim. Hemen işe girip çalışmamı istedi babam. Ben akademisyen olmayı tasarlamıştım. Mezun olduğum yazın başında yeniden Ankara’ya dönmek zorunda kaldım. (Bu da ilginç bir öykü… O günlerde acı gibi gelirdi ama sonra “iyi ki olmuş” dedim. Anlatacağım :-D )

Osman hocam bir pazar araştırması yönetecekti. Beni yanına aldı. Anket hazırlamayı, çapraz kontrol sorusu sormayı, anket değerlendirmeyi, raporlamayı öğrendim. Daha sonra anket doldurttum.

  • Üst düzey bir konuydu, sokaklarda pek dolaşmadım. Ama yolunuzu kesip anket yapmak isteyenlerin halinden anlarım.

O yaz 2 anket daha hazırladık. Ben daha iyi öğrendim. Sınıf arkadaşım Şule de anketör olarak görev aldı.

Osman hocamla sürekli birlikte çalıştık. Bu sayede birinci ağızdan “üst düzey yönetim” eğitimi aldım.

Hani, eski Atina Okulu’nda Sokrates Platon’a, Platon da Aristototales’e eğitim vermiş ya… Aynen öyle… Sürekli hocamın yanında bulundum. Usta çırak usulü eğitim aldım.

Bir inanç gibi titizlikle üzerinde durduğum profesyonellik kavramını Osman hocamdan öğrenmişimdir.

(Yukarıdaki resim Rafael’in “Atina Okulu” eserinden bir detay. Sokrates ve Platon’u gösteriyor.)

Yemek yapmayı az bilirdim. Ama mutfak sırlarını da Osman hocamdan öğrendim. CEO iken bile evde yemekleri kendisi yapardı.

Şule ile evlenmemizde Emel ve Osman Ataç çiftinin ciddi katkıları vardır. :-P

Düğünümüzü de onların teras katındaki evinde yaptık. Düğün yemeklerini, Osman hocamın baş aşçı‘lığında  3 yamak (sınıf arkadaşı) hazırladık. (Yok öyle organizasyon şirketine ihale edip de, son saniyede gittiğimiz bir düğün. Kendimiz hazırladık, dostlarla birlikte eğlendik.)

Sonra YÖK çıktı. ODTÜ’ye tırpan savruldu. Osman hocam ABD’ye gitti. Önce Ohio’da başladı. Harward’da “International Marketing” (Uluslararası Pazarlama) dersi verdi. Sonra Birleşmiş Milletler’de görev aldı. “Az gelişmiş ülke KOBİ’lerinin uluslararası rekabete hazırlanması” konusunda birçok ülkede eğitimler verdi. BM’in bu konudaki tüm başarılarının arkasında yer aldı.

Babalar günü vesilesiyle oğlumun isim babası, benim pirim ve ustam Osman Ata Ataç hocama şükranlarımı iletmek istedim.

Kişiliğimin oluşmasındaki olağanüstü katkıları için… Evliliği de unutmayayım…
:-D

22 October 2009 Thursday

Gillette'te 2'inci tur

Biliyorsunuz, bloglarda ilk pazarlama deneyimini Gillette yapmıştı. Gillette Fusion Power ile… Elimden geldiğince öyküsünü yazmaya çalışmıştım. Akademik olmamaya çalışarak, tarihe kayıt düşmek için… Hani bir gün araştırılırsa, elde bir kaynak olması amacıyla…

Gillette

İlk kampanyanın söylemi şu idi. “Gillette ile o kadar rahat tıraş olursunuz ki, o sırada başka şeyler düşünebilirsiniz. O düşündüklerinizi bize yazın…

Gillette ile başladı. Sonra bloglar vasıtasıyla birçok kampanya yapıldı.
:-P

Açıkçası, ilk kampanyadan beri Gillette kullanmaya başlamıştım. Üçüncü kartuş bitti… Tatilde, vb. değilsem, en geç 2 günde bir tıraş oluyorum.

Üstelik, son 2 yıldan beri herkesten 4 kat fazla alanı tıraş etmek zorundayım.  Çenemdeki sakal dışında tüm kelle…
:-P

35 yıla yakın süredir sakal tıraşı olurum. Makinelerle olumsuz anılarım var. Her marka tıraş bıçağını denemiştim. Gillette Fusion Power ile ilk defa çok memnun kaldım. Özellikle kulak arkasında…

İlk yazıda da vurguladım. Neden “kulak arkası” şakası olduğunu anlamak için, o noktayı tıraş etmek yeterli. Kelleyi kendim tıraşlıyordum. Ama haftada bir kez de berber koltuğuna oturmak zorunda kalıyordum.

Birkaç aydan beri berbere gitmiyorum. Seyahat dönüşü bir uğrayayım dedim. Dükkanı devretmiş. Haftalar olmuş. Ben haftada 1 kez bile gitmemeye başladım diye dükkanı devretmiş olamaz değil mi?
:-P

Şimdi Gillette’te ikinci tur başlamış. Eve siyah bir kutu geldi. Kutu çok ilginç idi. Üzerinde

LÜTFEN KUTUYU AÇMADAN ÖNCE PARMAK İZİ ALANINA BASARAK KENDİNİZİ TANITINIZ.

yazıyor.

Parmağını basınca da “Uğur bey artık sizde titreşimli gücün farkını hissetmeye hazırsınız. Şimdi kutuyu açabilirsiniz”  diye sesleniyor.

Kutuyu elime alır almaz evde bir çok komiklik yaptım.
:-P

Bu ikinci tur kampanyanın birincisinden çok daha başarılı geçmesini diliyorum. Yine izleyeceğim. Belki yine bir kaynak belge yazarım.
:-D

Şunu söyleyeyim. Bloglar arası gezen, interaktiviteyi sonuna kadar kullanan, sosyal mecralarda birden çok faaliyet ile tanımlanan kampanyaları takdir ediyorum. Ancak katılmıyorum. Karmaşadan daha az hoşlanmaya başladım, zaman ilerledikçe…

Olumlu tecrübe yaşadığım markaların adını vermekten de çekinmiyorum.
;-)