"Alemşah Öztürk" etiketli yazılar:

15 November 2016 Tuesday

Yaratıcılık ve Yapay Zeka

Nicedir kafamı kurcalıyan bir konu var: “Ortalıkta bunca veri varken, bir insanın ne zaman, neredeyken ve kiminleyken, nasıl tepki gösterdiğini bildiğimiz bir dünyada, reklam ajanslarının yaratıcı iletişimine gerek var mı?sorusunu çok yerde tartışmaya açıyor ve öğrenmeye çalışıyorum.

Brandtalks‘un genç patronu Murat Durak da konuyla ilgilendi ve bir panelde konuyu tartıştık.

reklam-yaraticilik-2

Panelin açılışında, yukarıdaki soruyu sordum. Alemşah Öztürk bu konuda oldukça ayrıntılı açıklamalar yaptı.

Uzun ve ayrıntılı konuşmayı özetlersek “Çok sayıda markanın pazarda olduğu ama giderek farkların azaldığı (deterjan, şampuan, vb.gibi) ürünlerde, farkı yaratıcılık yaratır” dedi. (Bu görüşe kesinlikle katılıyorum.)

Konunun daha iyi anlaşılması için Youngme Moon‘un FARKLI isimli kitabından bir bölümü buraya alıyorum.

farkli

Ürünler arasındaki fark anlamsızlaşmaya başladığında, seçimleri yaratıcılık etkiliyor.

😉

Bu açıklamalardan edinilen sonucu Seda Genç Twitter’da paylaştı.

reklam-yaraticilik

Bu kısa tartışma sonrasında Seda Genç bir yanıt alamadı.

  • Öğrenciliğimde de rahatsız olurdum. Bazı ideoloji savunucuları, bir konu hakkında tartışırken “Sen şu kitabı oku” derlerdi. Ben de “Madem sen okudun, şu soruya yanıt ver” dediğimde”Önce oku, sonra tartışalım” cümlesinden başka yanıt alamazdım.

Sevgili Alemşah Öztürk‘ün konferanstaki konuşmasının (yukarıdaki bir cümlelik özetinin bile) yeterince açık olduğunu düşünüyorum.

😉

Birkaç sene önce, semantik projesinde yer aldım. Projenin lideri önceleri “Bilgisayarlar, insanın yaptıklarını insandan daha iyi yapar” deyip duruyordu. Örnek de” satranç ustasını yenen bilgisayar” idi.

Ne var ki, yazılımın doğru tahmin oranı bir türlü %85’i geçemedi. Sonra (o dönemde işsiz kalan) bir akrabası, kalan %15’i gözle ayrıştırdı. Yeni ayrıştırma kriterleri yazılıma eklendi, oran %92’yi buldu. Epey zaman sonra bir konuşmasını izledim. Tıkanılan yerde insan aklının gerekliliğinden bahsediyordu.

En iyi bilişsel (cognitif) projede bile

insan aklı → analitik → insan aklı → analitik → insan aklı → analitik …

diye bir yol izlenir.

Her şeyi yazılımdan bekleyenlerin, milyon dolarlık yazılımlar için “Bunca para ödedik ama bir işe yaramadı” dediğini defalarca duydum.

😉

Bir küçük noktayı daha belirtmek isterim.

2010 sonrası doğan çocuklar muhtemelen şoförlük öğrenmek zorunda kalmayacaklar. Spor veya macera için istemeleri dışında, direksiyona hiç geçmeyecekler.

Bir yerde çalışırlarsa (?) ve şahsi arabaları olursa (?) araba onları evlerine (?) en kısa zamanda götürecek yolu seçecek.

Eğer güzel manzaralı bir yoldan geçmek isterlerse, arabaya “Beni şuradan götür” diye emir vermek zorunda kalacaklar.

Yani, robot (veya ot veya köle) gibi değil de insan gibi davranmak için makineye müdahale etmek zorunda kalacaklar.

🙂

Özetle fark gerektiğinde, insan yaratıcılığı gelecekte de kaçınılmaz olacak.

😉

 

04 January 2013 Friday

İçerikle pazarlama

İçerikle pazarlama onyıllardan beri devam ediyor. Sosyal medyalara yansıyan uygulamalarından biri olan bloglarda pazarlama’dan 3 yazılık bir dizide [1] , [2] , [3] bahsettim.

Bugün, sosyal medya öncesine ait 20+ yıllık bir örneği anlatacağım.

🙂

Banka’da üye işyeri pazarlamasından sorumlu olduğum günlerdeydi. Ortak yapılabilecek bir proje için Toys R Us ile görüşmeye gittim.

Toplantı sonrasında ürün kataloğunu verdiler. Çocuklarım küçüktü. Tam da Toys R Us ürünlerine uygun yaştaydılar. Onlara hitap eden ürünleri uzun uzadıya inceledim.

Bunlardan biri çocuk yatağıydı. Katalogda çok ayrıntılı anlatıyordu. Parmaklık arası şu kadar olmalı, çocuk oraya başını sıkıştıramamalı… Ağacı şu olmalı, boyası şöyle, verniği böyle olmalı; çocuk dişlerini geçirdiğinde zehirlenmemeli… ve saire, ve saire.

Bunları okuduktan sonra kolaysa mobilyacılar sitesine git de rasgele bir yerden çocuğu yatak al.

😉

20 küsür yıldan sonra aklımda kalanlar mobilyanın özellikleri değil, içerikle tanıtım yapıldığı zaman ne kadar ikna edici olduğu…

Geçenlerde Alemşah Öztürk’ün bir tweet’inde okumuştum. “İçerikle pazarlama yeniden güçlenecek” diye. Fatoş Karahasan’ın kitabında da değiniliyor.

Kesinlikle aynı fikirdeyim.

😀

 

 

11 January 2010 Monday

Sevgi / zaman ilişkisi

Giderek daha sık rastlamaya başladığım bazı olgular var. Şu anıları çağrıştırıyor.

😛

Eskişehir’de, Marketing Anadolu Kulübü’nün düzenlediği Sıfırın Altında Marketing‘de  Young Guns’ın oluşum sürecinden bahsettim. Sonra “Sorularınız varsa…” aşamasına geçtik.

“İstanbul’a özel mi? Eskişehir’de de yapacak mısınız? Gelecek dönem ne zaman olacak?” gibi sorular geldi.

Sorulardan biri şöyleydi: “Bu arkadaşlar için çok şey düşünüp yapmışsınız. Onların sosyal hayatını da düşündünüz mü? O konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?”

Kaçak güreştim. Alemşah’a (bir – iki ay sonra ikiz çocukları olacak) topu attım: “Alemşah, haftada kaç gün, saat 18.00’da iş çıkışında hemen evine gidebiliyorsun?” diye sordum…

Yanıtı “yılda 2 kere” idi.

😛

Yaklaşık 30 yıl önceydi. Bir arkadaşım ile aynı sene okuldan mezun olduk. Aynı işyerinde çalışmaya başladık. Altı ay ara ile evlendik. Sokakta karşılıklı oturuyoruz. Pencereler birbirine bakıyor…

Ankara’da işten çıktıktan 15 – 20 dakika sonra evlerimizde oluyoruz. Ben hemen üstümü değişip sokağın başındaki sahaya gidiyorum. Spor yapmak için…

Arkadaşımı da çağırdım birkaç sefer. Karısından fırça yedim. “Ben kocamla sadece bu saatleri baş başa geçirebiliyorum.  Bu saatlerde basket oynamak da neymiş?…” diyordu.

Her şeyi birlikte yapmak, her yere birlikte gitmek zorundaydılar… Sevgi / aşk deyince…

😛

Genç arkadaş geldi ve “ben reklamcı olmayacağım” dedi. “Çok emek ve özveri istiyor… İş arkadaşlarımı karımdan daha fazla görmek zorunda kalıyorum…”

İlkokul aritmetiği ile anlatmaya çalıştım. Mesai 09.00’da başlasa, 18.00’de bitse, iş yerine yakın oturduğun için sadece 15 dakika gidiş ve geliş için yolda harcasan… 08.45 – 18.15 arası dokuz buçuk saat yapar. Eşin ile de dokuz buçuk saat geçirirsen, günde 19 saat olacak. Sadece 5 saat uyuyarak sürdürebilir misin?

Söylemeye çalıştığım şu idi… Bırakalım özveriyi… Normal mesai ile çalışsan bile “iş arkadaşlarını karından daha fazla göreceksin”.

😛

Genç arkadaşlarımızın bir kısmı, bedelini ödemeden başarılı olmak istiyorlar. Onların “başarı” tanımı her ne ise…

😉

Son söz olarak şunu söylemeliyim. Sevgi emek ister. Emek de birlikte geçirilen zamanın uzunluğuna değil niteliğine bağlıdır.

😀