"Arçelik" etiketli yazılar:

29 July 2017 Saturday

İdeal’i Öğren Tonton

Madeni Eşya Sanayicileri Sendikası (MESS) “Üretimin Geleceği Zirvesi” düzenlemiş. Bu zirvede “Endüstri 4.0 kavramı ve işgücünün dijital dönüşümü” ele alınmış. (Kaynak: MESS’in İŞVEREN dergisi)

Dijital Dönüşüm konusunda hemen her bulduğumu okuduğumu bilen bir arkadaşım dergiyi verdi. Bu konudaki bazı notlarımı paylaşıyorum.

  • Notlar: [1] Toplantıya katılmadığım için, dergide yazılanlar üzerinden yorum yapacağım; [2] Dergide yayınlananlardan bazılarını “cımbızlayarak” görüşlerimi aktaracağım.

Konuşmacılardan Pr. Dr. Sascha Stowasser (Düsseldorf Uygulamalı İşbilim Enstitüsü CEO’su) konuşmasında “Şirketlerde dijitalleşmenin başarılı olmasının birinci koşulu, üretim süreçlerinin çok iyi bilinmesidir. Verimsiz bir süreçle otomasyon yapılırsa karmaşıklık ve kaosun ortaya çıkması kaçınılmaz.” demiş.

Arçelik Üretim ve Teknoloji Genel Müdür Yardımcısı Oğuzhan Öztürk konuşmasında “Değişen müşteri kitlelerinin ihtiyaçlarına cevap verebilmek için fabrikaların da gelişmesi gerekli. Bir fabrikanın değişmesi için bugün her şey var. Fakat değişime nereden başlayacağını önceliklendirip, nasıl kullanacağına yön vermeyi bilmesi öncelikli koşul…” demiş.

  • Dergide yayınlanan diğer konuşma özetlerinden bazıları konusunda yorumlarımı daha sonraki yazılarda paylaşacağım.

😉

Müşteri odaklı süreç tasarımı‘nın (MOST®) temel ilkesini anlattığım yazıda “Şirketin bugünkü yapısı, iç dengeleri, vb. ile uğraşmayın. İdeali “Şirketi bugün kursak nasıl yapardık” diye düşünerek tasarlayın” diye belirtmiştim.

Bence yukarıda alıntıladığım (cımbızladığım 😉 ) cümleler “mevcut ile zaman kaybetmeyin, ideal’den başlayın” görüşümü doğruluyor.

Süreç tasarımına mevcut durumdan başlayanlar verimsiz süreçleri nasıl dijitalleştireceklerine kafa yoruyorlar.

İdeal durumu hedef alıp, “oraya nasıl gideriz” diye başlayanlar, hızlı kazanımları daha doğru yerleştiriyor; böylece hem hedefe daha çabuk ulaşıyor, hem de uzun yolculukta paydaşların bıkmasını veya moralin bozulmasını da engellemeyi becerebiliyorlar.

İdeal’den başlamanın çok kolay olduğunu sanmayın. Pr. Dr. Sascha Stowasser’in dediği gibi “üretim süreçlerinin çok iyi bilinmesi” gerekiyor. Bu “çok iyi bilinmesi” denildiğinde “verimsiz ve zaten yanlış olan mevcut durumun iyi bilinmesi” anlaşılmamalı. “Müşteri beklentilerini en optimum şekilde karşılamak için olması gereken süreçlerin iyi bilinmesi” hedeflenmeli.

😛

Bir kurumla dönüşüm projesine çalışıyorduk. Toplantılarda “ideal süreçlerin tanımlanmasının önemi” üzerinde durduk. Bu yaklaşımın “verim ve zaman kaybını nasıl azalttığını” anlattık. Katılımcıların hemen hepsi ilk bakışta “anlamış gibi” göründüler. (Benim baskın tavrımın da etkisi olabilir.)

Sonra, katılamadığım bir toplantıda, yazılım şirketi “Nasıl bir yapı düşünüyorsunuz?” diye sorduğunda iş birimindekiler “Size mevcutta neler yaptığımızı bir anlatalım” demişler. Önceki toplantılara katılanlardan bazı arkadaşlar “çıldırmak işten değil” diyerek anlattılar.

Şöyle konuşmalar geçmiş: (A → Analist; İ → İşbirimi)

A – Neden mevcut durumu anlatarak zaman kaybediyoruz. İdeal durumu ve beklentilerinizi anlatsanıza…”

İ – Biz mevcut durumumuzu bir anlatalım.

A – Mevcut durumun kimseye yararı yok.

İ – Biz yine de mevcut durumumuzu bir anlatalım.

A – Siz ideal durum için beklentilerinizi anlatacaksınız. Yazılım şirketi de süreçleri ve ekranları ona göre tasarlayacak. Mevcut durumu anlatmak gereksiz.

İ- Biz mevcut durumumuzu anlatalım. Belki yazılım şirketi bize bir şeyler önerir.

  • Bence “İdeal durum konusunda çalışmadım ve fikrim yok” demek yerine “görev listesindeki işlerden birini daha yapıyoruz” gibi görünmek istiyorlar.

🙁

Sadece bu şirkete özgü olduğunu zannetmeyin. Birçok kurumda, orta ve üst yönetim kadroları “ideal durumu araştırmak, dünyada en iyisinin nasıl yapıldığını anlamak, en iyiden bile daha iyisinin nasıl yapılacağına kafa yormak” yerine mevcut durumu dijitalleştirmekle yetinirler.

  • Eğlenceli ama tümden yanlış bir örneği yakında paylaşacağım

Değişime uyum sağlamak zaten zordu. Şimdi değişimin uygulayıcısı olmak gerekiyor. Yani “Başkası yapsın, biz uyarız” değil, “Biz yapmalıyız” deme zamanı.

Eeee! Değişmek kolay değil ama “değiş tonton” yoksa, yoksun.

😉

Bana sorarsanız… Yaşanabilecek en güzel zamanlar, çünkü neredeyse bildiğini sandığın her şey yanlış. (Yine bir MESS yayınından alıntı.)

😀

29 August 2012 Wednesday

Temel Atma Töreni

Bugün, Gartner EEE Buluşmaları‘nın 6’ıncısı vardı. (EEE = Excellent Experience Exchange ) Bugünün konusu iş zekası ve bilgi yönetimi idi. (Bu konuda öğrendiklerimi bu blogda ve uzaktanCRMegitimi.com‘da paylaşacağım.)

Ev sahibimiz Arçelik idi. Etkinlik Arçelik’in Sütlüce’deki binasında yapıldı. Toplantı salonuna giderken şu resmi gördüm.

Arçelik’in pişirici cihazlar ürettiği Bolu fabrikası. Gururla ve hüzünle baktım. O fabrikanın mimarı babamdı. Temel atma töreninde ben de vardım.

Hatta bir iki kürek harç koymuşluğum da var. (O zaman saçım vardı)

Arkadaki beyaz montlu olan babam Rahmi Özmen. İşçinin arkasında görünen uzun boylu ve gözlüklü kişi ise, bugünün TİSK Genel Başkanı Sn. Tuğrul Kudatgobilik‘tir.

O sırada ODTÜ İşletmecilik‘te okuyordum. Üretim ve organizasyon derslerine düşkündüm. Arçelik’te, üretim müdürü olmayı amaçlamıştım. Temelini attığım o yeri yönetme hevesim vardı.

İş hayatı ilginç. Okuldayken en sevmediğim konuda, Pazarlama‘da başarılı oldum.

🙂

17 June 2010 Thursday

Hatalardan ders almak

Bu anıyı rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu’ndan dinlediğimde daha yeni 20’li yaşlarımdaydım.

😀

Ön gerilimli beton kirişleri Türkiye’de ilk defa üretmeye başlıyorlar. Eskişehir Arçelik fabrikasında kullanılacak. Her şey bilgisayarlar ile hesaplanmış.

  • (Hani Hereke karayolu yerden metrelerce yukarıda… Viyadük ayaklarının arasında da 30 – 40 metre mesafe var.  Üzerinde arabaları, TIR’ları taşıyan o köprü ön gerilimli kirişlerden oluşuyor)

Resim Anadolu Otoyolunu gösteriyor.

Öngerilimli kirişlerin yapımında “bilim ne derse o” olmalı. (Bilim = Mühendislik) Ama işçiler kiriş yüzeyini pek beğenmiyorlar. Onlara göre “beton dediğin kaymak gibi dümdüz olacak”. Oysa krişin üzerinde bazı girinti – çıkıntılar var.

Mümtaz bey tecrübeli bir yönetici. İşçilerin kendi bildikleri gibi yapmasından çekiniyor. Suyu biraz fazla verecekler… Betonun yüzeyi cam gibi dümdüz olacak…

Bildikleri gibi yaparlarsa tüm fabrika yıkılıverir. Tazminatın altından kimse kalkamaz.

😉

Bir tane kirişi bilimin dediği gibi hazırlatıyor. Bir başkasını da işçiler kendi bildikleri gibi hazırlıyorlar. İkisi de yerden birkaç metre yukarıya koyuluyor. Her ikisine de aynı ağırlıklar asılıyor. Altlarından geçmek YASAK.

Birkaç gün boyunca diğer işlerle ilgileniliyor. Kiriş üretimi duruyor. 3 – 4 gün sonra, işçilerin yaptığı kiriş bir anda çöküveriyor. Paramparça…

Artık işçilerde de kuşku kalmıyor. Bilimin dediği şekilde yapılıyor. O fabrika 30 yıldır sapasağlam.

😀

Bazılarımız görmeden öğrenmiyor.

😀