"bahane" etiketli yazılar:

12 September 2016 Monday

Garsonu Azarlayan…

Dün, Twitter’da Umut Aydın’ın retweet ettiği bir cümle gördüm.

garson-azar

Aklıma ne geldi:

Bir şirkette sadakat programları departmanında çalışıyordum. Yardımcım henüz 30 yaşlarında bir genç hanım.

Bazen öğle yemeğine birlikte gidiyorduk. (Bir yönetici, kendisine bağlı çalışanları sürekli atlatamıyor.) Kaç yıldızlı olursa olsun, daha lokantanın kapısından girerken fırça atmaya başlıyordu. “İçerisi çok soğuk (veya sıcak), klima çalışmıyor mu? Havalandırma yine arıza mı yaptı? Burası yemek (veya sigara) kokuyor.” Falan, filan…

Yerimize oturunca, yine söylenme devam ediyordu. Sürekli olumsuzluk saçarak…

Garsona yiyeceklerimizi söylerken önce onun sipariş vermesini bekliyordum. O ne söylerse, kesinlikle hiç bir şekilde benzemeyen bir yemek seçiyordum. Kışın soğununda çorba içecek bile olsam, o çorba deyince başka bir yemek istiyordum.

Sonra, masanın (hepi topu iki kişilik) siparişini garsona özetliyordum: “Çorbayı hanımefendi içecek, bana da bir salata verirseniz memnun olurum”

😉

Neden biliyor musunuz? Bakarsınız içeriye “Bir çorba, bir de salata… Çorbaya tükürülecek” bile diyebilir. Yemeğini hazırlayan veya getiren kişiye kötü davranmayı hiç önermem.

😛

Birçok ajansın müşterisine söylemek istediğini hatırlatan şu fiyat listesi burada dursun:

fiyat-listesi

😉

08 December 2015 Tuesday

Güven Duygusu ve Ahlak

Linkedin’de, Kamil Eryazar sayesinde şu araştırmadan haberim oldu.

vatandas-2

Sonuçlarını okudum.

En önemli gördüğüm sayfa şu:

vatandas-1Neden önemsediğimi belirteyim.

Eğer sosyal mecralarda “Türk insanı dürüst müdür?” diye sorulursa, “Dürüsttür” diyenler ezici çoğunlukta çıkıyor. Aksini söyleyenleri küçümseyen yorumları da ihmal etmiyorlar. (Sonra gazetelerde Dünya’yı gezerken Türkiye’de ölen, öldürülen, soyulan kişilerin haberlerini görüyoruz.)

2012 yılında da çevresine güvenmeyenlerin toplumuyduk. Şimdi rekora koşuyoruz.

😉

Eğer ahlak deyince akla sadece iç çamaşırının altı değil de rüşvet, yolsuzluk, dolandırıcılık, kazık atma, hırsızlık, başkasının hakkını yeme, işinin gereğini yapmama, sözünü tutmama, vb. gelse…

Birbirine güvenmeyen ama ahlaklı (?) bir toplum olmaktan kurtuluruz.

🙁

22 October 2015 Thursday

Yine Y Kuşağı

Dün yayınladığım “Y Kuşağını Anlamak” yazısının başında 7 olumsuz paylaşımımı yazmıştım.

Yorum yapan T’Pol de benim gibi olumsuz tecrübeler yaşamış. Onları paylaştı.

Muhtemelen Y neslinden olan Sarpedon33 ise T’Pol’u şöyle yanıtladı:

Sevgili T’Pol,

Demek ki sorun başka bişey. Mesela ben söyleyim neyin sorun olduğunu, insanlar sevdikleri işleri kendileri için yapmak istiyorlar. Y kuşağı ilkokulda dersaneye gitmiş bir kuşak olarak ne laptop beğenir ne maaş beğenir ne de başka bişey. Çünkü adamlar hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz? Tabii ki etmeyecekler. Haklılar. Düzenin değişmesi, paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı bir şeye dönüşmesi gerekli. Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecekti ? Geçiniz

Benim Y kuşağı tecrübelerim, büyük kısmının “kendi işleri bile olsa” ciddiyetle ele almadıkları yönünde.

gen-y-2Resim şuradan alıntıdır

İşte yukarıdaki [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7] yazıya ek olarak 2 örnek daha:

İlki…

Final dönemi geldi. Bir MBA katılımcısından şu mesajı aldım.

Final sınavına hazırlanıyorum. Dersi daha önce alan biriyle maalesef tanışmadığım için tüyo alamıyorum.

Kısa bir bilgilendirme alabilirsem ya da eski sınavlardan örnekler alabilirsem çok memnun olurum.

Tüm dönem boyunca dersin işlendiği www.uzaktanCRMegitimi.com sitesine girip final yazsa, geçmiş yılların final sorularını ve yanıtlarını bulacak. Bunu geçtim, ilk hafta özellikle okunmasını söylediğim Nasıl Bir Ders yazısını gerçekten okusa, hem nasıl ders işlendiğini sene başından öğrenecek, hem de final sınavı hakkında yeterli bilgiye sahip olacak.

Final sınavı kimin işi? Nerede “Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecek” edebiyatı?

😉

İkincisi…

Bir üniversitenin Pazarlama Kulübü öğrencileri 2 ay sonra düzenleyecekleri etkinlik için fikrimi alma onurunu bana verdiler. Seçtikleri temsilci ile buluştuk. Bir süre sohbet ettik.  Ona, etkinlik için çok daha yararlı olabilecek, üstelik onların okulundan mezun olmuş bir kişinin adını verdim.

Ayrılırken “Bu sohbette bile çok şey öğrendim. Etkinlikte mutlaka bulunmanızı isteriz” dedi. Hemen ertesi gün Linkedin’den beni ekledi.

Aradan bir ay geçti. Şöyle bir mesaj aldım:

XXX Hanım’la iletişime geçebileceğimizi söylemiştiniz. Biz konuyla ilgili XXX Hanım’la da iletişim kurmayı çok istiyoruz ancak iletişim adresine maalesef ulaşamadık. Kendisinin telefon numarası ya da mail adresini bizimle paylaşmanız mümkün müdür acaba?

Linkedin’de veya Facebook’da veya Twitter’da aynı isim ve soyadı ile başka kimse yok. Hani sosyal mecraları etkin kullanan Y kuşağı?

Etkinliğe konuşmacı bulmak kimin işi? Bu mu “hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz?” cümlesinin gerekçesi?

😉

Bu anımı anlattığım bir arkadaşım “Bana e-posta atıp “sizinle iletişim kurabilir miyiz?” diye soran oldu” dedi. Benzerini ben de görüyorum.

Bu “gençliğini yaşayamadı, kölelik, üş beş kuruş” edebiyatı için aynı önermeyi kullanacağım: Geçiniz.

😉

Neyse ki Y kuşağının tamamı böyle değil. Kendini geliştirmek için yüksek tempoyla çalışanları görüyorum. Bir kısmını sosyal mecralardan izliyorum. Okuyorlar, tartışıyorlar, soruyorlar, çare arıyorlar… Bahanelere sığınmadan sorumluluk alıyorlar. Onları elimden ve bilgimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum.

Onlar, “İnsanı patronu köle yapmaz. Kölelik bir ruh halidir{a}{b}{c}{d}, {e}, {f} cümlesini söylemeseler bile hayatlarına geçiriyorlar. İleri yıllarda iş hayatlarını hiç köleleşmeden, muhtemelen kendi işlerini hakkıyla “paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı” bir şekilde yaparak sürdürecekler.

Bu değerli Y kuşağı gençlerini saygıyla selamlıyorum.

😀