"bahane" etiketli yazılar:

11 June 2011 Saturday

Gerçekçi bakış

NBA finalleri oynanıyor. 5 maç yapıldı. 2 tanesi 2, biri 3  farkla bitti. (84-92; 95-93; 88-86; 83-86; 102-112)

Maç sonrası oyuncularla röportajlar yapılıyor. Mağlup takımdakiler:

- Son basket girseydi
- Onların şansı iyiydi
- 4 topumuz çemberden çıktı
- Hakem faulleri görmedi

gibi cümleler kurmadılar. Aksine,

- Yeterince agresif oynamadık
- Yanlış müdafaa yaptık
- Bu kadar kötü oynarsak elbette kaybederiz

dediler. Düşünün tek bir basket girse mağlup olmayacaklardı.

:-P

Bahanelere, şansa, başkasının yanlışlarına sığınmadan düşünebilmek… Kendi hatasıyla yüzleşmeden başarılı olunamıyor.

Sadece spor yönünden değil, bakış açısı olarak da öğrenecek çok şey var.

;-)

Meraklısına:

;-)

01 June 2011 Wednesday

İşletme ve yönetim ayrımı

Hocam Prof. Osman Ataç’ın bugünkü (1 Haziran 2011 tarihli) DÜNYA gazetesinde yayınlanan yazısı, işletme ile yönetim (business & management) ayrımına giriş dersi gibi. Sonraki yazılarda bu ayrımı anlatacak.

;-)

Osman Ataç diyor ki: İşletme sorunu diye bir şey yoktur. Kötü yönetim sonuçları vardır.

Araba duvara toslamaz sürücü toslar. İşletme batmaz, yönetici batırır.

Arabanın benzini bitmez sürücü benzin koymayı unutur. İşletme kaynaksız kalmaz yönetici kaynaksız bırakır.

Araba bozulmaz sürücü arabanın gerektirdiği bakımı yaptırmaz. İşletme kötü çalışmaz yönetici işletmeyi kötü yönetir.

:-D

Ülkemizde kötü şeyler hep başkasından kaynaklanır. Silahı şeytan doldurur, trafik canavarı yollarda gezer, basiretimiz bağlanır… Yan yattı, çamura battı, güneş gözüme geldi, rüzgar karşıdan esti, hakem rakip takımı tuttu… Elektrikler kesildiği için ödev yapamadık, Almanlar yenildiği için bizi de mağlup saydılar…

Osman hocamın yazısı, bahanelerin yönetim kısmına ayna tutuyor. Şoförün koltuğu ve yöneticinin koltuğu dışındaki benzer noktaları ve farkları okumak istiyorsanız, hocamın yazısına bir göz atın.

:-)

16 May 2011 Monday

Bilgiye ulaşmak

Cumartesi günü, Çanakkale 18 Mart Üniversitesi’nden 20 kadar genç arkadaşla sohbet etme fırsatım oldu.

Doğru bildikleri birçok konuya farklı bakış açıları sundum. Düşünce sistemlerini epey zorladım. “Allak bullak olduk” dediler sohbetin bir yerinde.

Tanıyanlar bilir. Kavramları sorgulamayı, başka açıdan göstermeyi severim. Onlardan biri şöyleydi.

:-P

Sordum:

- Her şey internet’te var. “Artık okullara gerek yok” diyebilir miyiz?

- Diyebiliriz” dediler.

Konuyu değiştirdim. Başka bir konuya geçtim.

- Bizler, az sayıda bilgi varken, bilgiyi bulup çıkarmak için eğitildik.  Şimdi bilgi her tarafta. Bilgiye ulaşmak çok kolay. Söyleyin bakalım. Az sayıda bilgi varken bulup çıkarmak mı zor; çok sayıda bilginin içinden doğru bilgiyi çıkarmak mı zor?

- Çok sayıda bilgi içinden doğrusunu bulmak daha zor!” dediler.

- Aynı fikirdeyiz.” dedim. Ama sordum.

“Biz, daha kolay olanı yapmak için 5 yıl ilkokul, 3 yıl orta okul, 3 yıl lise, 4 yıl üniversite okuduk. Yabancı dil için hiç hazırlık okumadığımızı varsaysak bile 15 yıl okumamız gerekti. Siz daha zor olduğunu söylediğinizi okullar olmadan nasıl yapacağınızı anlatır mısınız?

- … (Yanıt yok.)

:-P

Bazı gençler okulu beceremiyor. Bahane lazım. “Herşey internet’te var, okullara gerek yok” deyiveriyorlar. Okulu bırakıp başarılı olan 3 – 5 ünlüyü örnek gösteriyorlar. Başarılı olamayan binlercenin esamesi okunmuyor.

Nedense…

  • Not: Çanakkale 18 Mart Üniversitesi öğrencilerini çok zorladım. Ezberlerini bozduğum diğer konuları da yazacağım.

:-D