"bakış açısı" etiketli yazılar:

26 March 2014 Wednesday

Toplumun aynası

Az önce Fatoş Karahasan’ın Facebook’a yazdığı şu satırlarla karşılaştım.

FatosKarahasan-1

Her kelimesine katılıyorum.

🙁

Ağustos 2012’de, Fatmanur Erdoğan “Sizce Türk insani dürüst insan mıdır?” diye sormuştu.

Ben “kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapan kişi dürüst değildir“ diye tanımladığımdan “Hayır!” yanıtını rahatça verebildim  Kendinden kaçmayı becerenler bu tanıma “dürüstlükle ilgisi yok, empati veya bencillik tanımıdır” dediler. Nasıl bencil ama dürüst olunuyorsa?.

(İsterseniz bu konuda [1] ve [2] yazılarımı okuabilirsiniz.)

🙁

Kendisini sorgulamaktan bu kadar uzak, bahane bulmaya bu kadar yatkın bir toplum sürekli kriz yaşamak zorunda kaılr. Bu gider, başkası gelir.

🙁

 

14 October 2010 Thursday

Yönetim ve idare

Yıllar önceye ait bir anı…

Üç büyüklerden biri o dönemin dünya çapında tanınan antrenörlerinden birini takımın başına getirmişti. Şöhretli hoca, oldukça gerçekçiydi. Ligin ilk 4 – 5 maçından sonra  ezeli rakibi için: “Bizden iyi oynuyorlar. Onlara yetişmemiz lazım.” gibi bir demeç verdi.

Ertesi gün, beğenilmeyen transferi baştan sona yönetmiş olan Genel Başkan’ın demeci 8 sütuna manşet idi:

Beğenmiyorsa gitsin, o takımı yönetsin.

😉

Bazılarına olağan gelebilir. Benim için çok ders çıkartılan bir olgudur bu.

Takıma gerçekçi bakamayan bir antrenör beklendiğini, fanatizmin öne çıkması gerektiğini şöhretli hoca bilmiyordu. Onu meşhur yapanın kendini kandırmayan bakış açısı olduğunu düşündüm.

😉

Bir daha ders var.

Varsayın ki, operasyonlardan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı  (COE) işe yeni başlamış. Daha önce hammadde alışlarını Genel Müdür yapmış. Yeni başlayan COE, “Rakip ürünler kaliteli. Biz de ürünlerimizin kalitesini düzeltmeliyiz” diye demeç veriyor.

Genel Müdür de gazetecilere “Öyleyse gitsin, orada çalışsın” diyor.

Üst yöneticilerin gazeteciler aracılığıyla konuşmasına nasıl bakarsınız? O kurum başarılı olabilir mi?

😉

03 November 2008 Monday

Terazinin kefesi…

Projenin kuramsal tasarımını yaptım. Aynı projede birkaç tane “Türkiye’de ilk defa…” olacaktı (oldu nitekim 🙂 ). Tüm üçüncü taraflarla görüştüm. Özellikle de yüklenici olan IT firmaları ile. Altyapı çalışmaları sorunsuz yürümeye başladı.

İşin “operasyonel” kısımlarına geldi sıra… Bunların tamamını yardımcıma bıraktım. Yanıma geldiğinde 6 – 7 yıllık iş tecrübesi vardı ama hiç Pazarlama’da çalışmamıştı. Onu pazarlamacı olarak yetiştirmeyi amaçladım. Her fırsatta ayrıntılı olarak bakış açısı kazandırmaya çalışıyordum. Anlattım, anlattım… Olayların nasıl okunması gerektiğinden, sunum hazırlarken neye dikkat edileceğine kadar…

Operasyonel konuları ona bırakıp, sadece onun sıkıştığı noktalarda yardımına koşmayı tercih ediyordum. Hepimiz işi bizzat yaparak öğrenmiştik. Ona bıraktım. Eski elemanlarıma söz ettiğimde “Siz her bir sayfanın mizanpajına, harflerin punto büyüklüğüne karışmadınız mı?… Kesinlikle inanmayız.” dediler.

Önemli zamanlarda olaya giriyor, onun zarar görmesini engellemeye çalışıyordum. Kısa sürede, pazarlama uzmanı arkadaşlarım bile “tecrübeli” dediler. Sadece bir yıl içinde…

Sonraları “Her işi ben yapıyorum. Uğur bey sadece konuşuyor” dediğine dair dedikodular geldi kulağıma… Onu savunmaya, hatta övmeye devam ettim. Bana “Siz olmazsanız proje yürümez. Sizin vizyonunuz, sizin yol planınız…” deyip duruyordu. Arkamdan konuşmanın ise dozunu iyice artırdı.

Birgün, bir yandan kahve içiyor, bir yandan ofisteki insanları konuşuyorduk.
– Benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?” diye sordu.

Gülümseyerek ona baktım… “Sen arkamdan bin türlü numara çevirirken, ben her cephede seni savunmaya devam ediyorum. Bunu yapmaya da devam edeceğim. Sana değil, kendime saygım olduğu için…” demedim.

– Senin hakkında ne düşündüğümü söyleyemem…” dedim… “Ama şunu söyleyebilirim. Senin sayende, kendim için çok güzel şeyler düşünüyorum.”

.