"bilişim" etiketli yazılar:

19 January 2009 Monday

Değerli konuk konuşmacılar

Ders yılı bitti. Bu hafta son ödevleri okuyacağım. Bir de final sınavları var.

Bu sene çok değerli iki konuğumuz oldu.

  • Bankalar, perakendeciler, telekomcular müşteri ile doğrudan temas ederler. Tıbbi cihaz ve ilaç üreticileri ise müşterilerine ancak aracılar üzerinden ulaşabiliyor. Birçok firma bu nedenle pes ediyor. Sn. Sibel Demirel, doğrudan müşteri ile temas edilmeyen bir sektörde başarılı bir CRM çalışmasının nasıl yapılacağını anlattı.
  • Kurumların elindeki bilgiler hızla artıyor. Müşteri ile temas noktalarında bilgi almak da, bu bilgiyi saklamak da çok ucuzladı. Artık parası çok olanlar değil de, bilgiyi iyi kullananlar, bilgi yönetimini becerenler rakiplerinden daha başarılı oluyor. SAS Türkiye ülke müdürü Sn. Nuray Akmeriç, analitik CRM ile rekabette öne geçmeyi anlattı.

Her iki sunumu da elimden geldiğince ayrıntılı not etmeye çalıştım. CRM ile ilgilenen herkese bu yazıları okumalarını öneririm.
:-)

17 November 2008 Monday

Destan'a "kahraman" aranıyor

Selim Tuncer‘in Facebook’a eklediği “Şimdi kendisiyle rekabet eden kazanacak” başlıklı bir link, aklıma getirdi… Taslağı karaladım. Sonra, Müge CermanGitmek mi zor” yazıma yorum gönderince, yazmadan yapamadım.

Genç yaşta Genel Müdür olmuştu. Çok değerli bir ekibi de Genel Müdür Yardımcıları olarak iş başına getirdi. Birkaç sene içinde “destan” yarattı.

Batmak üzere olan şirketi kısa sürede kurtardı. Bir çok “Türkiye’de ilk defalar” ortaya çıkarıldı. Rakip firmalar, bizim şirketin uygulamalarını taklit etmeye başladılar.

İlk astları değil de, onlara bağlı olanlar, her fırsatta hayranlıklarını bildirme yarışına girdiler. Doğrudan onunla çalışmak için, numaralar çevrilmeye başlandı. Kendisine sürekli biat edilmesini çok sevdi.

Kritik dönemde yanında olan Genel Müdür Yardımcıları (ki bunların her biri sonradan diğer şirketlere Genel Müdür ve/veya Yönetim Kurulu Üyesi oldular) bazı konularda ona “yanlış” yaptığını söylüyorlardı.

Yanlışını söyleyenlerle değil de “hayranları” ile daha yakın çalışmak istedi. Eski Genel Müdür Yardımcıları, birer ikişer uzaklaştı.

Hayran ordusunu çok benimsedi. Aradaki kademeleri kaldırmaya başladı. Gerekçeler de hazırdı. “Yalın organizasyon”. “Çağdaş teknoloji, bir insanın onlarca insanı yönetebilmesine izin vermektedir. Yönetim kademelerini daha yalın duruma getirdiğimizde, herkesin Genel Müdür ile arasındaki seviyeler azalır”.

Sonunda, kendisine doğrudan rapor eden insan sayısı 40’a ulaşmıştı. Zamanının bir kısmı yurt dışında geçiyordu. Astlarının her birine ayda 1 saat bile ayıramaz duruma geldi. İkinci türev talimatlar “Dün beni aradı ve dedi ki…” ve kulaktan kulağa dönemi başladı.

Aksamalar arttı. O sertleşti. O sertleştikçe, astları yanlış yapmamak için hiç karar vermez oldular. En sık “Ona soralım” duyuyorduk. Tüm kararlar ona kaldı. Konuları inceleyecek zamanı yoktu, yanlış kararlar da verdi. “Neden böyle yapıldı?” diye bağırdığında, “Siz öyle söylediniz…” diyorlardı astları…

Hikayenin sonunda, ana hissedar onunla yollarını ayırdı.

Yakından şahit olduğum bu yıllardan ne ders aldım:

Kendi destanını yaratmak iyi bir şeydir. Ama yarattığın destan seni teslim almamalı… 7 – 8 yıl önceki destanın kahramanı olarak kalırsan, yanlışlar yapman kaçınılmaz.

Kendi destanının esiri olmayı terket. Git, yeni destanlarını yarat. Bir kez daha, sonra yine…

.

03 November 2008 Monday

Terazinin kefesi…

Projenin kuramsal tasarımını yaptım. Aynı projede birkaç tane “Türkiye’de ilk defa…” olacaktı (oldu nitekim :-) ). Tüm üçüncü taraflarla görüştüm. Özellikle de yüklenici olan IT firmaları ile. Altyapı çalışmaları sorunsuz yürümeye başladı.

İşin “operasyonel” kısımlarına geldi sıra… Bunların tamamını yardımcıma bıraktım. Yanıma geldiğinde 6 – 7 yıllık iş tecrübesi vardı ama hiç Pazarlama’da çalışmamıştı. Onu pazarlamacı olarak yetiştirmeyi amaçladım. Her fırsatta ayrıntılı olarak bakış açısı kazandırmaya çalışıyordum. Anlattım, anlattım… Olayların nasıl okunması gerektiğinden, sunum hazırlarken neye dikkat edileceğine kadar…

Operasyonel konuları ona bırakıp, sadece onun sıkıştığı noktalarda yardımına koşmayı tercih ediyordum. Hepimiz işi bizzat yaparak öğrenmiştik. Ona bıraktım. Eski elemanlarıma söz ettiğimde “Siz her bir sayfanın mizanpajına, harflerin punto büyüklüğüne karışmadınız mı?… Kesinlikle inanmayız.” dediler.

Önemli zamanlarda olaya giriyor, onun zarar görmesini engellemeye çalışıyordum. Kısa sürede, pazarlama uzmanı arkadaşlarım bile “tecrübeli” dediler. Sadece bir yıl içinde…

Sonraları “Her işi ben yapıyorum. Uğur bey sadece konuşuyor” dediğine dair dedikodular geldi kulağıma… Onu savunmaya, hatta övmeye devam ettim. Bana “Siz olmazsanız proje yürümez. Sizin vizyonunuz, sizin yol planınız…” deyip duruyordu. Arkamdan konuşmanın ise dozunu iyice artırdı.

Birgün, bir yandan kahve içiyor, bir yandan ofisteki insanları konuşuyorduk.
- Benim hakkımda ne düşünüyorsunuz?” diye sordu.

Gülümseyerek ona baktım… “Sen arkamdan bin türlü numara çevirirken, ben her cephede seni savunmaya devam ediyorum. Bunu yapmaya da devam edeceğim. Sana değil, kendime saygım olduğu için…” demedim.

- Senin hakkında ne düşündüğümü söyleyemem…” dedim… “Ama şunu söyleyebilirim. Senin sayende, kendim için çok güzel şeyler düşünüyorum.”

.