"blog" etiketli yazılar:

27 February 2011 Sunday

Satış Ortaklığı Semineri

Gelir ortakları 26 Şubat’ta Dedeman Oteli’nde Türkiye’nin ilk Satış Ortaklığı Semineri’ni düzenlediler.

Satış ortaklığı (affiliate marketing), Yunus Güvenen’in basitçe tanımladığı şekliyle “Arkadaşını getirdiğin için dükkan sahibinin sana komisyon ödemesi”


Bir konuya odaklanıldığından, yarım gün içerisinde hemen her katılımcıyı memnun edecek bir bilgi paylaşımı oldu.

Gelir Ortakları ekibinden Yunus Güvenen ve Emre Burdurlu, dünyada ve Türkiye’deki durumu ve pazar fırsatlarını aktardılar.

Daha sonra konuşmacılar
•    Yılmaz Avcı (Uretmake, Kurucu),
•    Oğuz Göker (CPX Yönetici Ortak),
•    Volkan Kırtok (Super Affiliate),
•    Sidar Şahin (Peak Games – Yönetici Ortak))
yerel ve uluslararası örnekler verdiler.

Daha sonra yine Gelir Ortakları ekibinin daha teknik sunumları vardı. Teknolojiden anlamadığım için Volkan Kırtok ile sohbeti tercih ettim.

:-D

Yine birçok not aldım. Özellikle Volkan Kırtok’un şu örneğini paylaşmak isterim.

Çiçek satışı yapmayı düşünüyorsanız, muhtemelen pahalılaşan çiçek adına odaklanmak zorunda değilsiniz. Arama motorlarında hastaneleri adıyla diye tıklayanların hepsi hasta olduğu için aramıyor. Bir yakınını ziyaret etmek için de arıyorlar. Orada reklamını yapıp “Senden önce çiçeğin gitsin” derseniz, işe yarayabilir.

Volkan Kırtok’un yatay düşünme için verdiği örnekler, sadece büyük “performans pazarlaması” amaçlı siteler için değil, küçük siteler ve kişisel bloglar için de ufuk açıcı olabilir.

:-D

Oğuz Göker, “Dünya’da tutan her modelin – e-Bay, Amazon, vb. – Almanya’da hemen bir klonunun çıkarıldığını” söyledi. Klon yaratmanın hiç de kötü olmadığını, bu şekilde başarılı projeler yapılacağını da vurguladı.

:-D

Sidar Şahin, “müşteri yaşam boyu değeri” kavramından söz etti. Her kurumun, her internet girişimcisinin bilmesi gereken bir kavram bu. Özellikle satış ortaklığı (affiliate marketing) yurt dışında olduğu gibi, reklam gelirlerini yakalarsa her internet sitesi sahibi CRM konuşmaya başlayacak.

O zaman sosyal CRM’i daha iyi anlamaya başlayacağız.

:-D

Bence şu anda, Türkiye’de satış ortaklığı modelinin önünde 2 engel var.

1.  Dikey uzmanlaşmış siteler çok az. Niş bloglar bile sadece birkaç konuda yoğun.

2. Kurumlar, “yeni müşteri edinme maliyeti”, “birim satış maliyeti”, “marjinal kar” gibi hesapları yapmadığından hangi koşulda ne kadar ödeyebileceğini bilmiyor. Dolayısıyla anlamlı bir müzakere tabanı oluşamıyor.

;-)

Bunlar mutlaka aşılacak. Gelir Ortakları ekibinden ve stratejik ortaklarından çok sayıda başarı öyküsü bekliyorum.

:-)

EKLEME: Volkan Kırtok‘un yorumunu da ana mesaja ekliyorum.

“Cumartesi günü cidden Türkiye internet reklamcılığı için önemli bir gün idi. Performansa dayalı pazarlamanın, GelirOrtakları tarafından düzenlenen bu etkinlik ile ülkemizde de önem kazanacağı tescillenmiş oldu. Yurt dışında internet reklamcılığı verilerinde performans bazlı reklamcılık giderek payını arttırmakta ve umarım dijital pazarlama işi ile uğraşan herkes bu gerçeği görüp biran önce kampanyalarını ya da bakış açılarını bu çerçevede revize ederler.

Keşke seminerde bize ayrılan zaman biraz daha fazla olsaydı ve bahsetmeye calıştığım lateral düşünme üzerine biraz daha detaylı örnekler verebilseydim ve pazarlamadaki önemini daha iyi vurgulayabilseydim.

Yine konuşmam sırasında üzerinde durmaya çalıştığım yaratıcı içerik üretmenin avantajları, yerel işletmeler ile interneti buluşturan çeşitli model örnekleri ve daha birçok konuda aktarmak istediklerim umarım bu kısa süre içerisinde özellikle bu işe ilgi duyan ve birşeyler öğrenmek için orada bulunan dinleyiciler için küçük te olsa bir ışık yakmıştır.”

:-D

07 July 2009 Tuesday

Bilgi'yi yönetmek…

Mutlak doğru” cümleler isimli bir yazı yazdım. Şimdiye kadar yazdığım en iyi 3 – 5 yazıdan biri olduğunu düşünüyorum.

Sonra da kurumların “bilgi yönetimi” konusuna eğilmesini öneren “Bilgi’yi anlamak” isimli yazıyı blog’a koydum.

Selim Tuncer de sordu: “Uğur Hocam, bilgi yönetimini sistematize etmiş şirketlerle ilgili iyi örnekler var mı bildiğin?

Selim usta, nazik bir insan olduğundan “Bilgi yönetimi konusunu mutlak doğru olmaktan çıkartıp, “nasıl” sorusunu yanıtlar mısın?” dememiş.  Ama ben mesajı aldığımı düşündüm.

Bu şekilde düşünenler kesinlikle haklıdır.  Öyle bol keseden “mutlak doğru” cümle dağıtmak olmaz… Örnekleyelim…
:-P

Yurt dışında muhteşem örnekleri ya okudum, ya da anlattılar. Gelin şehir efsanelerinden kurtulalım.

Türkiye’den bildiğim birkaç örnek var. Maalesef bunlar da müşteri değil de üretim tarafında yoğunlaşıyor.

Müşteri bilgisini yöneten çok başarılı örnek yok. Çoğunlukla üretim tarafına yatırım yapılıyor. ERP (enterprise resource planning – kurumsal kaynak planlaması) ve/veya SCM (supply chain management – tedarik zinciri yönetimi) için çaba sarf ediliyor.
:-D

Başarılı örneklerden biri:

Bayilerine “entegre” bir yazılım hediye etti. Bayi sattığı ürünlerin faturasını kesebiliyor, kendi stok durumunu takip ediyor. Ek olarak, bayi kendi logosu ve başlığı ile kampanya broşürü basabiliyor. İsterse, adres listesinden kişiselleştirme de yapıyor. Size adınız ve adresiniz yazılı davet mektubu gönderiyor. Hangi üründe, ne kadar taksit, ne zamana kadar nasıl bir indirim… size bildiriyor.

Bayinin istediği birçok ayrıntı yazılımda yer alıyor. Ana firma ile gerek finansal, gerekse satış konularındaki ilişkisini gün be gün izleyebiliyor.

Ana firma ise… Bayiden yapılan satışları aynı gün biliyor. Kota kontrolü yapıyor. Ne zaman hangi ürünün, hangi bayide / bölgede hangi hızla satıldığını izliyor. Bu bilgi, hem sevkiyat hem de üretim planlamasına da aynı hızda aktarılıyor. Yola çıkacak olan kamyonların en verimli dağıtımı nasıl yapacakları da hazırlanıyor.

Daha önemlisi…  Ana firma, bayi’in bilançosunu biliyor. Bu sayede risklerini denetim altında tutuyor. Hangi bayi için ne kadar kredi vereceğine karar veriyor.

Uzantısı olan bir yazılım da, bu firmanın ana tedarikçilerinde… Stoklardaki tüketim anında tedarikçi firmalara aktarılıyor. Yeni malzeme talebinde insan unsuru şimdiden sıfıra inmiş durumda… Satın aldıkları yüzlerce malzemenin büyük çoğunluğu için “el değmeden” fatura üretiliyor.
:-P

Daha önce birkaç kez yazdım. İyi hazırlanmış bir “bilgi yönetimi” süreci, sadece ilgili tarafları memnun etmekle kalmaz. Maliyetleri de ciddi oranda azaltır.

Sıranın müşteriye geleceği zamanlar da çok uzakta değil (Değil mi?…)

İster miyiz?
:-o

10 June 2009 Wednesday

Büyümeye çalışırken

Büyü de gel çocuk… isimli yazıda, kendisi büyümeden unvanı büyüyen profesyonellerden söz etmiştim.

O yazının girişi şöyle:

  • “Yıllardır iyi giden şirketini tam büyütürken batan genç girişimciler için “insan kendi büyümeden işini büyütmemeli” derdi babam. … Gelirin tamamının kar olmadığını bilmeyen ve işletme sermayesini yönetemeyen genç girişimciler… gerek duyarsak tartışmaya açarız.”

Bugün, genç girişimcilerden söz edeceğim. Ama cümledeki kadar ayrıntılı değil.
;-)

Büyürken batmamak için yapılacaklar listesini bin yerde okumuşsunuzdur. Okumadığınız onbinlerce yerde de yazılmıştır. Ama herkes bilinen hataları birbirinin peşi sıra yapmaktadır.

Ben en basit olanından başlayacağım. Her işiniz için ayrı kar-zarar hesaplayın.

Yazılım yapıyorsunuz… İnternet sitesi tasarlıyorsunuz… Birilerine internet sitesi ve blog konusunda destek veriyorsunuz. Bir de mümessillik mi aldınız. Hepsi aynı şirketin adı altında da olsa 4 ayrı iş yapıyorsunuz.

Her bir iş için, sadece adam maliyetlerini, müşteri ziyaretlerini ve gelirleri ayrı hesaplamaya bile başlasanız iyi bir adım atmış olursunuz.

Zamanla, diğer maliyetleri nasıl paylaştıracağınıza karar verirsiniz. Yeter ki her bir işiniz için ayrı kar-zarar analizi yapmaya başlayın. Ne kadar maliyet ile ne kadar verim elde ettiğinizi görün.

Hem kendinizin, hem de şirketinizin verimini artırırsınız.
:-P