"blog" etiketli yazılar:

23 May 2009 Saturday

"Büyük adam" olmak

Internet camiasındaki hemen herkes genç… Hemen her duygu ve düşüncelerini de anlatmayı seviyorlar. (Sadece çok yakın dostlara anlatmakta sakınca olmayabilir… Fikir sormak, danışmak iyi bir şeydir.)

Yine genç yaşın doğal sonucu, aramaları sürüyor. Kendilerini de, ideal iş yerini de bulmaya çabalıyorlar. Dolayısıyla, sıkça iş değiştiriyorlar. (Ben de 15’den fazla iş değiştirmiştim. Takdirle karşılarım.)

İş değiştirdiklerinde, sadece haber verenler var. Ama bazıları gerek Friendfeed’de, gerekse kendi bloglarında uzun uzadıya anlatıyorlar. Eski şirketleri ve patronları hakkında yazıyorlar. Çokça da olumsuz… suçlayıcı…
:-(

Ben çocuktum… İngiltere’nin efsanevi Başbakanı Winston Churchill’in uşağı işten ayrıldıktan sonra gazetecilerin dolduruşuna gelmiş. Anılarını yazmış.

Winston Churchill’in evde nasıl konuştuğu, hangi bakan hakkında ne küfür ettiği, ne kadar çok yediği… Hatta ne sıklıkta gaz çıkardığına kadar her şey…

Churchill’in bunlara yanıtı sadece tek bir cümle:

Hiç kimse, uşağının yanında büyük adam değildir.”
:-P

Mümtaz insan, rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu’nun “Adamın ne olduğu işe girerken değil, işten ayrılırken belli olur” dediğini yazmıştım.

Önemli olan, uşak (veya çalışan) olarak “büyük adam” olmayı başarmaktır.  Bence bir cümle ile o adamı sonsuza kadar “uşak” kılan Churchill haklıdır. Kesinlikle…
;-)

25 April 2009 Saturday

Internet'te bulunmak

Eren bir sohbetimizde geçen cümleyi yazmış. Çok aydınlatıcı yorumlar almış.

Bu konuyu son zamanlarda bir çok kişi ile tartıştım, tartışıyorum.

Anlaşılabilir bir – iki  örnek ile açıklamalıyız.
:-)

Bir gazetenin künyesinin açık olmasını, arkasında hangi sermaye grubunun var olduğunun yazmasını istiyor muyuz.  Evet.

Bu şekilde olmamasını ahlaka aykırı buluyor muyuz. Evet.

Gazete yazarlarının “interaktivite”den uzak olmasının kendilerine bir şekilde dokunulmazlık sağladığından şikayet ediyor blogcular. Diyorlar ki “bloglarda yorumlar var… karşılıklı bilgi alışverişi oluyor…”

Öyleyse, “İsimsizliği desteklemiyorsan, internet’i anlamamışsın” diyenlere ne diyeceğiz…
:-(

Epey zaman önce, 8 Aralık 2007′de Ali Saydam yazmıştı.

  • Benim e-şerefsiz dediğim, adını, adresini, kimliğini gizleyerek etrafındakileri hiçbir mesnete dayanmadan boklamayı şizoid bir zevk ve/veya çıkar unsuru haline getirmiş manyaklar ortada dolanıyor. Bunların etkisini -yasal süreçler tamamlanana kadar- ortadan kaldırmanın tek yolu, işini düzgün yapmaktan ve yaptığını düzgün ifade etmekten geçer.

Yazı üzerine bir çok blogger fikirlerini belirtmişti. (Bir kısmını derleyebilmiştim.)
:-(

Bugün geldiğimiz noktada, bir çok kişinin aynı endişeleri paylaştığını gördüm.  Ortak noktaları sosyal mecralara kişisel ya da kurumsal çıkarları açısından değil, bir topluluk (cemaat) üyesi gibi bakmaları idi.

Meslek odaları için düşündüklerimin tüm topluluklar için geçerli olduğunu vurgulamak isterim.

İçindeki kötüleri, ahlaksızları, bilinçsizleri ayıklamadıkça hiç bir cemaat yükselemez.
;-)

16 March 2009 Monday

Marka yazmak

Markalardan başladık… [1] ve [2] yazıda tartıştık…

Bu sırada Müge Cerman‘ın frienfeed’deki :-) ‘ı sayesinde farkettim. Louis Gray “Robert Scoble’un yeni işi. Benim için çalışıyor” diye yazmış blogunda… Konu aslında Robert Scoble değil. Louis Gray’in hizmet aldığı firma için çalışmaya başlamış.

Fazla şey eklemeye gerek yok.

Bir markayı yazmamak için bin takla çeviren, sonra da “bloglara neden reklam verilmiyor” diye merak edenlere ithaf ediyorum.

Gillette kulakların çınlasın.
:-o