"blog" etiketli yazılar:

15 January 2009 Thursday

Beklenen güne doğru

Güzel bir kavram ile başladı. Sonra bir dizi tanıtım toplantısı. Yüzlerce, binlerce tanışma, el sıkışma, merhabalaşma…

Fikirlerini yeşertmeyi başarmış olanların başarı öyküleri… Onlarca konuşmacı, binlerce soruya yanıt aranması… Yüzlerce blog yazısı… Defalarca “başarıya giden yol”un tarif edilmesi… Tekrar ve tekrar…

Uçuşan binlerce fikrin tartışılması… Nihayet bunların anlamlı bir süzgeçten geçirilmesi…

Ve…

Yatırım yapılabilecek ilk 15 girişimcinin belli olması… Zaman ve emek harcanacak, tohumuna umut ve bilgi yatırımı yapılacak ilk 15 girişim…

31 Ocak Cumartesi günü İTÜ İşletme Fakültesi‘nde bu heyecanı paylaşmaya gideceğim. İsterseniz siz de gelin…
:-)

21 December 2008 Sunday

Gillette'in blogger deneyimi…

Proje sona erdi. Kazananlar açıklandı. Benim favorilerim yaratıcılıkları ile Selçuk Koyuncu ve (hariçten) Süleyman Sönmez idi.

Bir akademisyen ve pazarlama profesyoneli olarak konuyu baştan sona ele aldım. Kendi konusunda ilklerden biri olan bu çalışmayı kayda geçirmek istedim. Bu konuda yazılmış hemen her yazıyı okudum. Daha sonra “Sandıktakiler” kısmına koymak üzere, oldukça uzun bir derleme de hazırlıyorum.

Kampanya sırasındaki tartışmaların 2 grupta toplandığını gördüm.

  1. İlk 150 blogger arasında olması gerektiğini düşünüp “ben de varım, yokum” diye tartışanlar.
  2. Gillette için yazı yazmayı, blogger ahlakına uyup uymaması açısından değerlendirenler

Birinci kısımda bulunanlar için söyleyeceğim bir şey yok. Hak ettiğini düşünenlerin talepkar olması, hak ettikleri sürece doğrudur.

Ama ikinci grupta yer alanları okumak bana ilginç geldi. Şöyle ki:

Broşürde “Gillette Fusion Power Phenom’u denemen ve tıraş olurken aklından geçenleri (tıraşla ya da Gillette’le ilgili olsun olmasın) kendi blogunda yazman” isteniyordu.

Bir çoğu “görev”, “kullanırken neler hissettiğimiz soruluyor” benzeri cümleler yazmışlardı. Anladım ki blogger’ların ezici çoğunluğu, ya kutunun içinden çıkan broşürü okumamıştı, ya da tıraş olurken akıllarına tıraş bıçağından başka bir şey gelmiyordu. Bu durumu Özgür Alaz’ın röportajında Cem Batu da “konsept dışı yazı hazırlayan bazı blogger’lar oldu. Yani tıraş olurken akıllarından geçeni yazmak yerine ürün deneyimini anlattılar” diye ifade etmiş.

Her yerde “yaratıcılık” ve “okunma” sözü edenlerin çoğunlukta olduğu blogger cemaati açısından üzücü…

Ama daha üzücü olanı, bu konuda yazmanın ahlaki olmadığının söylenmesi idi.

Broşürün okunmadığı konusunda kuşku duyuyor da olsam, deneyimlerin gerçek olduğu konusunda hiç endişem olmadı. Üstelik, blogger’ların böyle bir deneyimi yaşamalarından ve yansıtmalarından dolayı sevinç duydum. Bir yandan, “kurumlar bize reklam vermiyor, blog’ları tanımıyor, adam yerine koymuyor” diye şikayet ederken, diğer yandan “deneyimini yazmak” söz konusu olduğunda çelişki yaşamayı anlamadım / anlamıyorum.

“Beğenmeseydim keyifle yazar, yerden yere vururdum. Ama beğendim. Bunu yazarsam, reklam yapmış olurum. Bu da benim blogger kimliğime aykırı” diye düşünen bir çok blogger olduğunu gördüm. Onlara üzüldüm.

Gerçek deneyimlerini – olumlu veya olumsuz – yazarak etkinliğini göstermekten kaçınan bir mecrada reklam ile etkinlik gösterilmesini kim bekleyebilir. Sadece amatörler… Amatör ruhtan bahsetmiyorum, amatör bilinçten bahsediyorum.
:-(

27 November 2008 Thursday

Internet parantezinde…

Internet’de pazarlama veya müşteri ilişkisi konusunda bana sorulduğunda, yanıtım şöyledir.

İnternet deyince hangisini kasdediyoruz. En azından, müşterinin şirket ile BİRÇOK temas noktasıdır.

  • Vitrin yerine kullandığınız bir Internet sitesi,
  • Alışveriş yaptığınız bir “sanal dükkan“,
  • Müşterinize kendinizi anlattığınız bir broşür e-mail‘i,
  • Müşterinin size sorunlarını gönderdiği bir “şikayet kutusu“,
  • Sizin müşterinin şikayetini ve sorularını yanıtladığınız bir “mektup“,
  • Size ısmarladığı ürünün şu anda ne durumda olduğunu takip edeceği bir “bilgi notu“;
  • Müşterinin sizinle dolaylı yazıştığı bir “chat” ortamı…

Bunlar dışında, sizden bahsettiği ortamlar:

  • Sizi yere batırdığı veya göğe çıkardığı bloglar,
  • Sizin hakkınızda, yanlış-doğru mesaj zincirleri,
  • Sizinle çözemediği dertlerini paylaştığı friendfeed, facebook, eksisozluk, sikayetimvar gibi sosyal paylaşım siteleri

Bunların tümü için tek bir ana felsefe (bakış açısı / şirket duruşu) olmalı. Ama, her birine ayrı eğilmek, ayrı planlama yapmak da gerekiyor. Elbette şirketin öncelikleri ve kaynakları doğrultusunda…

Bunca konu arasında 2 noktayı vurguluyorum sadece. Unutmayalım:

  • Artık bize daha hızlı ulaşabiliyor. İzleyelim, ölçelim ve değerlendirelim.
  • Artık şikayetini binlerce insana hemen duyurabiliyor. Ciddiye alalım. İlgilenelim.

Dahası, Web Girişim‘de…

.