"değişimi yönetmek" etiketli yazılar:

14 May 2011 Saturday

Şanslı dönem

13 Mayıs 2011′de, Fatmanur Erdoğan ve ben birbirine yakın yazılar yazmışız.

Fatmanur, “Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir” diyor. Ben de “-izm siz düşünmeyen doğru düşünemez” diyorum.

Yaratıcılık düşünce engellerini aşınca başlar. Stres, zaman kısıtlaması ve acil durum anonslarının – sürekli olmadığı takdirde – yaratıcılığı  azaltmadığı, aksine artırdığı ispatlanmış.  Yeter ki – ırkçılık, taraftarlık, inanç sistemleri, okuldaşlık, -izm’cilik gibi – düşünce engelleri olmasın.

Fatmanur’un yazısı da aynı yönde… Özgürlük sorumsuzluk değildir. Bence de serserilik ile özgürlüğü ayıran çizgi, uğruna mücadele edilmesi gereken bir şeylerin olmasıdır.

:-D

Bunları yazarken aklıma, bu dönemin gençlerinin hem şanslı, hem de şanssız oldukları bir konu geldi.

Sanayi Devrimi ile oluşan tüm kavramlar yeniden irdeleniyor. Eskilerin uzmanlaştığı kavramlar dayanak olmaktan çıkıyor. Eğitim tümden gözden geçiriliyor. Özellikle yönetici eğitimleri baştan ele alınıyor.

Doğru bilinen kavramların sorgulanması, hatta bazılarının yargılanması nedeniyle oluşan belirsizlik bu dönemi yaşyanların şanssızlığı. Bazıları neye tutunacaklarını anlayamıyor. Özellikle değişimi anlamaya çaba sarfetmeyip, verileni olduğu gibi kabul etme eğilimleri varsa…

;-)

Diğer yandan, bir değişimin içinde olmak, her gün değişen kavramları incelemek, birçok kavramın yeniden şekillenmesine şahit olmak da heyecan verici.

Sanayi Devrimi’ni izleyen 20 sene içinde bugünün – artık eskiyen – kavramları oluşmuştu. O dönemim içinde olmak gibi… Oluşumun şahidi olmak, “ben oradaydım” diyebilmek…

Eğer değişimden korkmuyorsanız, değişimden kaçmak için dogmalara ve inançlara sığınmak yerine evrensel değerlere  odaklanıyorsanız, kavramları sorguluyor ve gerekçelerini öğrenmeye çalışıyorsanız çok ama çok şanslısınız.

Bilinçli bir tüketici ve üretici iseniz, her şeyin farkında olacaksınız. Tarih oluşurken olay mahallindesiniz, belki tarihi siz yazarsınız.

Kim bilir?

;-)

19 March 2011 Saturday

İyi hafta sonu dilerim

Yurt dışında bir seminere gidecektim. 2 günlük. Çarşamba başlıyor, Perşembe akşamı bitiyor.

Aklımdan geçen hemen ertesi gün dönmek değil. Hazır firma sayesinde gitmişken hafta sonu da kadar oralarda takılmak. Pazar günü Türkiye’ye dönmek. Zaten Cuma dönsem, ancak akşam saatlerinde iş başında olurum. (Yine de bazı patronlar, hemen dönüp mesaide zaman geçirmeni isterler.)

Konaklama ve yiyecek parasını kendim karşılayacağım. Yeter ki, gitmişken orada daha fazla kalayım, etrafı gezip göreyim.

İsmail beye harcırah avans belgesini imzalatmaya götürdüm. Seminer tarihlerine baktı. Ben sormadan “Pazartesi görüşürüz” dedi.

Ezilip büzülmeme, ricacı olmama, aklımda sıraladığım gerekçeleri söylememe fırsat vermedi.

:-)

Kurumsal terbiyeyi almış patronlar farklı davranır.

;-)

29 November 2010 Monday

Yergi > Eleştiri

Sosyal mecraların “Altına Hücum” dönemindeki Teksas kasabalarına benzediğini birkaç kez söylemiştim. Her gün artan sayıda katılımcının geldiği, kuralların da katılımcılar tarafından oluşturulduğu ortamların olumlu yöne değişmesi hep zor olmuştur.

Bugünlerde, sayısı artan katılımcı sayesinde daha bir vahşileşti. (Büyük sayılar kanunu işliyor).

Ortaya geniş katılımlı bir etkinlik fikri atıldığında hemen ateş etmeye başlıyorlar. Ne kadar yanlış olduğunu söyleyenden geçilmiyor.

Peki arkadaşım, sence doğrusu nedir. Doğru olması için içeriğinde neler olmalı, o içerik kimlerden alınmalı, kimler katılmalı, kimler ise hiç gelmemeli…

Paragraflar yazmış, bu konuda tek bir cümle yok. Aslında, arkadaşın düşünce yapısında tek bir öneri, çözüm kırıntısı yok da ondan. O, ateş etmeyi seviyor.


:-(

Bankacılık zamanlarımda, “bilanço konuşturur” derdi bir arkadaşım.

Benzerini burada görüyoruz. Daha çok konuşan, en çok ateş eden, daha fazla saldırgan olan kendini galip sanıyor.

Özellikle hiç katkısı olmadığı zaman. Vermeyince Ma’bud…

;-)   Resimler: