"dijital perspektif" etiketli yazılar:

30 August 2017 Wednesday

Dönüşüme Başlarken

Bugünlerde okuduğum Augmented isimli bir kitapta şunu gördüm.

Tercümesi:

Demografik değişiklikler sosyal değişime neden olur; 
o da teknolojik değişimi yaratır, bu nedenle ekonomi 
değişir, bu da siyasi değişimi tetikler.

Cümleyi Frank Feather söylemiş. Dünyada sosyal ve siyasi konularda hangi değişiklik olursa olsun, nedenini demografik değişikliklere bağlayan bir metodolojiyi savunuyor. (Ben, bire bir aynı fikirde değilim. Sosyal ve teknolojik değişikliklerin birbirini artırdığını düşünüyorum. Tıpkı “yumurta – tavuk” sarmalı gibi.)

  • Meraklısına: Bu kitap, TEB sponsorluğunda MediaCat tarafından Türkçeleştirilmiş.
  • Bu cümle üzerinde çok tartışabiliriz. “Neden cahilleştiriyorlar?” sorusuna yanıt olabilir.

😉

Hatırladığım kadarıyla geçen yıl bir sanayicimiz, Uludağ Ekonomi Zirvesi’nde “Facebook’u insanların hayatından çıkarırsanız hiçbir şey değişmez ama ağır sanayiyi çıkartırsanız, hayat durur” gibi bir şeyler söylemişti.

Sanırım bu bakış açısı, sosyal ve teknolojik değişimlerin birbirlerine etkisini yeterince değerlendirmeyen bir yaklaşımı gösteriyor.

🙁

Önce şunu kavramak gerek. Bazı şeyler sabit kalsa da, Dünya hızla değişiyor.

Ege Cansen’in 19 Mayıs 2016 tarihinde Sözcü’de yayınladığı
4.0 Dördüncü Sanayi Devrimi”başlıklı yazısından bir cümle.
Sayın Ege Cansen’in yaklaşımı konusundaki görüşlerimi
şuradan okuyabilirsiniz.

Sabit kalanlara baktığımızda “bilimsel bilgi” için aynı fikirdeyiz. Ancak sosyal hayata atıf yapılıp ““Facebook’u insanların hayatından çıkarırsanız hiçbir şey değişmez” denirse… Muhtemelen şahsen kendisinden bahsediyordur. Sanayicinin o yaklaşımını değişime karşı koyuş gibi algılıyorum.

Dönüşüm yolculuğu, değişimin kaçınılmazlığını anlayarak başlar.

  • Geleneksel medyanın (Gazeteler ve TV’nin) yaşadıklarını hepimiz biliyoruz.
  • Benzer öyküler daktilo ve kamera üreticileri için geçerli.
  • Eskiden bir şehre gittiğinizde şehir haritası arıyordunuz. Artık sadece cep telefonunuzu kullanıyorsunuz.
  • Müzik sektörü, zaten sürekli değişim içinde.
  • Otomotiv sektörü, hem imalat (elektrikli arabalar ve şoförsüz arabalar) hem de kullanım (araba paylaşımı ve otonom araçlar) açısından değişiyor.
  • Hukuk sektöründe basit ışıklı tabelalar veya ekranlar kullanınca mübaşirlere gerek kalmıyor.
  • Dijital ajanslar, ancak “veriye dayalı yaratıcılık” olduğunda öne çıkmaya başladılar [1] , [2][3][4][5] .
  • Birçok sektörde, sosyal medya verileri ile kendi mağaza verileri veya stratejik iş ortaklarının verileri birlikte incelenirse, pazar araştırması yaptırmaya gerek kalmıyor.
  • Oteller ve Airbnb, taksiler ve Uber, Netflix ve Blockbuster  örneklerinden zaten bıkmışsınızdır.
  • ABD’de “Amazon yüzünden batmak” diye bir deyim ortaya çıktı.

🙂

Üstelik işin acı tarafı şu olabilir. Siz, bir CEO olarak değişimle karşı karşıya kaldığınızda çok geç olabilir. Sizden önceki 3 – 4 dönem (muhtemelen 12 – 15 sene) boyunca CEO’lar değişimi hiç öngörememiş (hatta kesinlikle kabul etmemiş) olabilirler. Kabak muhtemelen sizin başınıza patlayacaktır.

Bazı gelişmeler Türkiye’ye 6 – 8 sene sonra geliyor.

  • Geleneksel gazeteler için öyle oldu. O dönemde 20 gazete bir araya gelip Korsan gazeteciliğe son diye bir deklarasyon yayınlamışlardı [a] , [b] . Bir de korsangazeteciligeson.com diye web sitesi açmışlardı. Sonra ne oldu. Kendileri başladılar web’de fikir ve içerik üretenleri kopyalamaya. Hem de “web’de yayınlandığına göre kime ait olduğunu bildirmek zorunda değiliz” diye suçlu-güçlü bahaneleri buldular. Sonra da, zamanla korsangazeteciligeson.com isimli web sitesini de kapattılar.

Bu 6 – 8 senelik gecikme sırasında “Onlarda şöyle olmuş ama Türkiye farklı” ön-yargısına kendinizi kaptırmayın. Sektörlerin bozulma / değişme (disruption) hızı farklı olabiliyor. İlk anda sizin sektörü etkileyen bir değişim olmadıysa “Demiştim… Bizim sektörde işler farklıdır. Bizde değişim o kadar kolay olmaz” diye düşünmeyin. Muhtemelen Airbnb gelene kadar, konaklama sektörü de pek farklı düşünmüyordu.

Sektörünüzde değişim çok yavaş oluyorsa, bu fırsatı kullanın. Bu sıfırıncı aşamada değişim için harcayacağınız tek şey ZAMAN.

  • Yazı çok uzadı. Değişimi erken anlamak için zamanın etkin kullanımına dair kişisel önerilerimi yarın yayınlayacağım. [yayınlandı]

😉

Resim şuradan alıntıdır

21 August 2017 Monday

Yenilikçi Düşünme – 2

Yenilik ve değişim konusundaki sunumların büyük çoğunluğu şu iki resim ile başlar:

Klişe cümle söylenir:”Bakın. Bu resimde sadece tek bir otomobil var.

İlk resimde sadece tek bir otomobil varken, ikinci resimde hiç at arabası kalmamış. Sadece 13 senede…” Böylece değişimin hızı ve karşı koyulmazlığı da anlatılır.

😛

Ben de bu klişe ile başlıyorum. Sonra şu resmi gösteriyorum.

Veee… Soruyorum:

Bu resimde sizi rahatsız eden bir şey var mı?

Adalar’daki at arabaları nedeniyle atlara çektirilen eziyet” dışında pek yanıt alamıyorum. “Daha yenilikçi düşünerek bakın” diye eğitime katılanları zorluyorum.

.

Sonra, (daha önce blog’da paylaştığım) şu konuyu gündeme getiriyorum.

Biliyorsunuz Birinci Sanayi Devrimi buhar motoru ile anılır. İkinci Sanayi Devrimi ise, elektrik motorunun ortaya çıkmasıyla başladı. Birbirinden yegane farkı buhar kazanı olan elektrik motoru mu yeni bir Sanayi Devrimi yapmıştır?” diye soruyorum.

Tıpkı bir önceki at arabası ve otomobil resimlerinde olduğu gibi, burada da sizi rahatsız eden bir şey olmalı” diye üsteliyorum.

😉

Bu satıra kadar okurken sorularımı düşünmüşseniz, yanıtı (yine sorularla) vereyim.

Sadece enerji kaynağının değişmesi, atın çıkartılıp benzin motoru takılması veya buharın yerini elektriğin alması sanayi devrimi yapan bir yenilik midir?

O aracın adı otomobil. “Oto” = kendi kendine, “mobil” = hareketli. Hani “mobil teknolojiler” diyoruz ya! İşte dönemin en mobil teknolojisi. Bu otomobilin tasarımının at arabasının neredeyse aynısı olması size yanlış gelmiyor mu?

.

Eminim anlamışsınızdır. Bu değişimi ilk yapan siz değilseniz, alıp fabrikanıza koyduğunuzda (veya satın alıp kullandığınızda) yenilikçi değil uyumlu olabilirsiniz.

Otomobil (yani kendi başına giden araç) üretirken atın önde olmamasının tüm avantajlarını tasarıma eklediğiniz zaman yenilikçi düşünmeye başlarsınız.

Sonra sorgulamanız devam eder. Şoförsüz arabada tüm koltuklar öne mi bakmalı? Sık seyahat etmiyorsanız, kocaman bagaja gerek var mı? Günde 4 saat kullandığınız, 20 saat park yerinde duran arabaya o kadar para ödemeli misiniz? Başka zamanlarda kullananlarla paylaşsanız daha verimli olmaz mı? Tüm bu soruların yanıtları hem otomobilin, hem de hizmet süreçlerinin tasarımını belirler. Giderek “Hizmet olarak Ürün” (Product as a Service – PaaS) kavramına ulaşırsınız.

Sadece yenilikçilik için değil,  hizmet süreçlerinin tasarımını yaparken MOST® düzeyine ulaşmak da ancak bu gibi onlarca soruya hem teknolojik hem de insani çözüm bulmayı amaçlayarak gerçekleşir.

😉

 

03 August 2017 Thursday

CRM ve Dijital Dönüşüm

Her dönem sonunda MBA katılımcılarına geri bildirim sorarız. Okul (İstanbul Bilgi Üniversitesi) zaten değerlendirme anketleri yapar. Bu anketlerden farklı olarak, bir sonraki dönem dersini daha iyi hazırlamayı amaçladığımız için değişik bir yaklaşımla bilgi edinmeye çalışırız.

Bu sene dijital dönüşüm dersi için geri-bildirimi (dersi ilk defa verdiğimiz için)  daha fazla önemsedik.

Dersi sınıfta alanlar dışında, naklen yayın ile (veya daha sonra seyrederek de) almak mümkündü. Uzaktan ders alanlardan biri “Dijital dönüşüm dersinin çok fazla CRM etkisinde kaldığından” yakındı.

😉

12 yıldan beri CRM derslerimi almış olan eski öğrencilerim de bilirler. Verilerin üzerinde durduğum kadar, müşteri odaklı süreç tasarımının üzerinde dururum. Yaptığınız her işin müşteriye yansımasının süreçlerde ortaya çıktığını söylerim. Ben yıllardır söylüyor ve yazıyorum. Nihayet, birçok CRM yazılım şirketi süreç tasarımının önemini anladı.

Dijital dönüşüm ile dijitalleşmenin arasındaki farkın zaten süreç tasarımında olduğunu da söylerim ve yazarım. Şimdi Tasarımcı Düşünme (design thinking) konuşuluyor. Temeli aynı.

😉

Verilere gelince… “Dijital pazarlama ≠ Sosyal medya pazarlaması” olduğunu yıllardır yazıyorum. Son birkaç tanesini hatırlatayım [1] , [2] , [3] , [4] , [5] .

Dijital dönüşüm için gerekli olan bakış açısı (veya kültür veya kafa yapısı veya yönetme tarzı … Hangisi kullanmak isterseniz…) konuşulursa, mutlaka “veriye dayalı karar verme” sözü de geçiyor.

McKinsey’in “Dijital bir çağ için kültür” (Culture for a digital age) yazısından bir bölümü aşağıda veriyorum.

Google yardımıyla, ilk cümleleri hızlı tercüme edersek:

Yeni müşteri odaklılık kavramı çeşitli araçlar ve verileri kapsıyor. Doğru verilerle doğru kararlara ulaşmak, müşterinin odaklılığı güçlendiren döngüyü destekleyerek, müşteri ihtiyaçlarını anlamaya yönelik bir organizasyon kültürü oluşturmaya yardımcı olabilir. Amazon’un müşterilerin daha önce yaptıkları alışverişleri, ilgi duyabilecekleri ek öğeler sunmak için kullanabilme kabiliyeti, başarısında önemli bir unsurdur. Oluşturdukları döngü, “bu öğeye bakan müşterilerin ne satın aldığını” paylaşan algoritmalarla birlikte müşteri yorumlarını (diğer müşterileri rahatlatmak ve güçlendirmek için) içermektedir.

(Daha güzel bir çeviri öneriniz varsa, severek yayınlayabilirim.)

😉

Özetleyeyim. Elbette dijital dönüşümü CRM’in altına sokamayız. Çok daha kapsamlı ve çok boyutlu bir kavram

Ancak verilere dayalı düşünme ve müşteri odaklı süreç tasarımı (MOST®) olmadan da dijital dönüşümü anlatamayız.

Eski deyimle “CRM bilgisi bir gerekli koşul, ancak yeterli koşul değil“.

🙂

Meraklısına Önemli Not:

CRM dersini veya Project House’un kurucu ortaklarından Serhat Akkılıç ile birlikte verdiğimiz Dijital Dönüşüm dersini, “özel öğrenci” olarak almak mümkün. (Son dönemlerde bu şekilde katılanlar var.) MBA ücretinin bir oranı  ödeniyor. 13 hafta boyunca MBA sınıfıyla birlikte ders alınıyor, tartışmalara katılınıyor, ödevler yapılıyor, sınavlara giriliyor.

Böylece en kapsamlı Dijital Dönüşüm eğitimi alınmış oluyor.

🙂