"diploma" etiketli yazılar:

08 June 2011 Wednesday

Kişiselsizleştirme

Teknoloji sayesinde değişen yönetim kavramlarına Komuta tekliği ile başlamıştım. Dünkü Örgütsel yapı türleri yazısındaki zor anlaşılır cümlelerden cesaret bulup, değişen bir kavramı daha anlatmak istiyorum.

Kişiselsizlik. İngilizce de (impersonality) diye geçen bir kavram bu. Değişimi anlamayan ama kendini kurumsallaşmış zanneden firmalarda masanın eni ve boyu, çekmecelerin sayısı, koltuğun şekli, telefon cihazının özellikleri kişisel beceri ve ihtiyaçlarınıza değil, ünvanınıza bağlıdır. (Geniş açıklama burada.)

;-)

Değişen nedir diye soracak olursanız, yanıtım şöyle:

MBA diplomasını ne yapmalı yazısında vurguladığım gibi, yönetim prensipleri 1800′lerin sonu ve 1900′lerin başında ortaya çıkan sanayi devriminin sonunda, 1910 – 1920 yılları arasında “orta kapasiteli insanların yönetilmesine dayalı” kurallardan oluşmuştur.

Yüzyıl sonra başka bir devrim oldu. Teknoloji ve özellikle internet sayesinde, yenilikçilik yaygınlaştı. Şirketler, sürdürülebilir büyümeyi sağlamak için üstün kapasiteli ve becerikli insanları elde tutmak zorunda kaldılar. Büyük kurumlar, yenilikçiliği şirket içinde yeşertmek ve desteklemek için yeniden yapılanmaya başladılar.

Şirkete ait olan standart renk ve biçimdeki tel zımba, makas, lamba, PC’nin verimi artırmadığı ortaya çıktı. Bir kişi gittiği zaman hemen yerinin doldurulamayacağı noktaların sayısı arttı. Bu insanların rahat edecekleri ortamı yaratmak gerekti. Kişisel ihtiyaçlar, masanın eni boyu gibi şekil şartlarının önüne geçti.

  • Toplu satın alım sayesinde elde edilen verimin, yenilikçilik sayesinde elde edilen verim ile kıyaslanamaz olduğu görüldü.

Masanızı istediğiniz gibi donatmanızla yetinmeyip, isterseniz dışarıda hatta evinizde çalışmanıza izin verilmeye başlandı.

Eski yönetim anlayışının bir uzantısı olan kişisizleştirme, tarihe gömülüyor. Yeter ki siz de yeni dönemin bir ferdi olun.

:-D

11 September 2010 Saturday

Nasıl bir öğrenci – 2

Okul açılmak üzere…

Bildiğiniz gibi, İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde CRM (Müşteri İlişkisi Yönetimi) dersi veriyorum.  MBA düzeyinde ve zorunlu ders  değil. Bu durumda, dersi alacak olan öğrencilerin en azından Google‘dan araştırma yapmalarını bekliyor insan. Kimdir, nasıl bir hocadır, notu kıt mıdır, vb…

Derse gelen öğrencilere “Neden CRM dersi almak istediklerini” soruyorum. Çoğunun, değil CRM dersinde ne anlatıyorum yazısından, ugurozmen.com’dan bile haberi yok.
:-(

Friendfeed’de sormuştum. “MBA ne demek” diye… Bazıları için Master of Business Administration (iş idaresi ustası), bazıları için ise “Masrafını Babamdan Alın” veya “Maalesef Ben Anlamıyorum” anlamına geliyor.
:-P

Şu master = usta deyimine takmış vaziyetteyim zaten.

Haftada iki saat seyretmekle USTA olunmuyor. Halkımız, “seyretmekle usta olunsaydı, kediler kasap olurdu” demişlerdir.

Yani haftada 2 saat okula gelindiği için Master unvanı hak edilmez.

2009’da yayınladığım Nasıl bir öğrenci yazısının yorumlarından bir cümleyi burada tekrarlayacağım. Bir işe başvurduğunuzda, “dersler önümüzden tren gibi geçti” mi demek istersiniz, “ben şunları biliyorum” demeyi mi?
:-P

Geçen yılların öğrencilerinden ben de birşeyler öğrendim.

Bu nedenle, önümüzdeki dönem içinde dersimi almak isteyen öğrencileri baştan uyarmak istedim.  Bazı (az sayıda da olsa)  öğrencilerimden duyduklarım ışığında hazırladığım liste aşağıda…

Sevgili Öğrenciler,

Bunlardan birine bile “EVET, işte bu ben…” diyorsanız, CRM dersini önermiyorum.

Ben anlatmak için değil, öğretmek için okula gidiyorum.  Siz de öğrenmek için oradaysanız… Hoş geldiniz,  sefalar getirdiniz…
:-D

20 June 2009 Saturday

Mezuniyet hediyesi

Genç muhabir Yeliz Öz bu yıl Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden mezun oluyor. Kendi bloguna “sonsöz ya da önsöz…” başlıklı bir yazı yazmış. Friendfeed’de “mezuniyet hediyem:)” başlıklı girdiyi görünce keyifle okudum.

Yeliz, gerçekten önemsediğim ve keyifle izlediğim genç arkadaşlardan biridir. Gelecekte başarılı olacağına hiç kuşkum yok.

Bu yazıları okuyunca aklıma geldi. Bir çok arkadaşım çocuklarına mezuniyet hediyesi düşünüyor. Tatil parası gibi hediyeler artık (bazı gençler tarafından) küçümseniyor. Arkadaşım oğluna araba alacakmış. Delikanlı “3 -4 marka dışında bir şey almamasını” söylemiş.

  • Bir ODTÜ esprisi akla geliyor. “Döveceksin, niye dövdüğünü söylemeyeceksin. Dayaktan değil, meraktan ölsün”…

;-)

Bu nedenle üzerinde düşündüm.

Mezuniyetin ödülü ne olmalıdır?

  • Araba, tatil, Avrupa yolculuğu vb… midir? Bence kesinlikle HAYIR.  Bizim için değil, kendi gelecekleri için okuduğunu bilmeli çocuklarımız.
  • Diploma mıdır? O bile şüpheli… Diploma okul sıralarında bulunduğunuzun, hatta kayıt yaptırdığınızın bir “kanıt belgesi”dir. Derslere devam etmeden de alınabiliyor. Üstelik bir “yeterlik” belgesi de olmayabiliyor artık…

Kopya çekerek diplomaya ulaşan da olmuştur, öğretim üyelerine yalvararak ulaşan da… (Nedense bu “yalvarma” konusu geçince hep aynı kişi geliyor bizim sınıf arkadaşlarımızın aklına…)

Yasalara göre “yeterli” sayılabilirsiniz.  Oysa gerçekte “yeterlik” iş başında sınanacak. Hak edilmiş ise, zaten ödülü yıllar boyunca defalarca alınacak.

:-P

Öyleyse ne olmalı, mezuniyetin ödülü?…

Bence mezuniyetin ödülü, öğrenmeyi öğrenmektir.

Bunu beceremeden diplomayı almışsanız… “Aferin” bile diyemem… Kısa süre sonra sorarlar zaten “Sen gerçekten o okuldan mezun oldun mu?” diye… Suçu kendinizde bulmaz ve “… bize okulda öğretmediler” derseniz… İşte o zaman diplomayı ne yaparsanız yapın… Siz bilirsiniz…
:-)

Bu dönem, diplomasını hak ederek almış olan herkesi kutlarım. Başarıları da onlarla birlikte büyüyecektir.
:-D