"farklılık" etiketli yazılar:

30 October 2010 Saturday

Ezberbozmak 1

Salı günü Ezber bozmak konulu bir konuşmam vardı.

Yaptıklarımın bazılarını anlattım. Türkiye’den ve Dünya’dan ilginç örnekler vermeye çalıştım. Daha çok su sorulara odaklanılmasını istedim:

- Neden bu ülkede yüzlerce yıldır taksit yapılırken, taksitli kredi kartı yıllarca kimsenin aklına gelmedi?

- Neden hediye puan kataloglarından (hem bankada, hem müşteri tarafında) herkes nefret ederken, ortadan kaldırmak yıllar boyunca kimsenin aklına gelmedi?

- Beyaz eşya veya seyahat kredisi verildiğinde kredi kartı limiti dolmuyor. Ama kredi kartıyla beyaz eşya veya seyahat satın alınca limit doluyor ve aylarca kartını kullanamıyorsun. Neden buna banka içi bir çözüm bulunmadı?

- Neden sadakat kartı çıkartan mağazalar bankalara teslim olmak zorunda kalıyor. Müşteri mağazanın müşterisi ise, bankalardan bağımsız sadakat puanı yöntemi bulunamaz mıydı?
:-)

Neden biliyor musunuz?

Yanıtı Selçuk Erdem vermiş.
:-D

28 May 2010 Friday

Dinlediklerim – Derya Baykal

Project House‘un bir etkinliği olan Deep Talk @ F11′de, Mayıs ayının konuğu Derya Baykal idi. Perşembe akşamı onu izledik.

  • Deep Talk’da mesleği pazarlama olmayan, ancak pazarlama işine çok yakın kişileri dinliyoruz. Onlar sayesinde ufkumuzu genişletiyoruz.

:-D

Açıkçası, konuşma öncesi sohbet etmeden ve Deep Talk’da yakından izlemeden önce beynimdeki Derya Baykal son derece farklıydı. Ferhan Şensoy’un eski eşi ve Deniz Baykal esprisinin bir kafiyesi olduğu düşüncesindeydim.

  • Bu arada şunu söyleyeyim. Defalarca yazdığım gibi ayrılıklar konusunda tavrım çok net. Her kim diğerinin arkasından konuşursa, kendi kalitesini ortaya koyar.

Hikayenin sonunu şimdiden söyleyeyim. Eski düşüncelerimden eser kalmadı. Aksine, Derya Baykal’a hayran oldum.
:-D

Derya Baykal, -mış gibi yapmıyor. Sahici biri o. Sahnede, başkasını veya kendisini oynamıyor. Sahnede yaşıyor. Seyircisi ile birlikte yaşadığının da farkında…

Programının her şeyini kendisi yapmış yakın zamana kadar. Şimdi 4 tane yardımcısı var. Yine en küçük konuya kadar ilgileniyormuş.

Programı kendisi tasarlamış. Bir kanala gidip teklif etmiş. İlkinden dönmüş. Bir diğerinde oradan geçen Yönetim Kurulu Başkanı sormuş “Ne yapacaksınız?” diye.

Program başlamış. İlk gün 275 SMS gelmiş. (Şimdi bazı günler 30 bin SMS, 20 bin e-mail geliyormuş.)

Derya hanım, dekorundan üretilecek malzemeye kadar kendi uğraşmış, boyamış, vb…

Önce koridorda bir yer vermişler. Neden sonra bir masaya kavuşmuş. Odaya ulaşması epey zaman almış.

Sponsorlar çoook sonra ilgilenmiş programla. Yine de “denemeden ve ikna olmadan o ürünü programımda göstermem” diyor, kararlılıkla. “Seyircime yalan söyleyemem” diye vurguluyor. Kendisini bu duruma getiren seyircisine saygısını gördüm.
:-D

Güzel öyküler dinledik:

Tokyo terliğin üzerine iki tarafı yapışkan (cırt bant dediklerinden) bant ile çeşitli süslemeler yapmış. “Siz de istediğiniz gibi süsleyebiliriniz” demiş. Piyasada çift taraflı siyah renkli bant kalmamış. Hanımlar, beyaz renk satın almamışlar. Programda gördüklerinin rengi siyah olduğu için.

Balmumu ve zeytinyağı ile yaptığı ve “Firavunun karısının merhemi” adını verdiği merhem sayesinde bir ara balmumu kalmamış. Bir firma, koca tekerlekler yerine küçük paket balmumu üretmeyi akıl etmiş.

Boğazına düşkün bir abimiz kendine sucuk, sosis, pastırma, çeşit çeşit peynirler alıyormuş . Ama yengeye çorap almayı fazla görüyormuş. Derya Baykal da ona “sen de takı yap, sat” diye önermiş. Hanımefendi işe başlamış. Derya Baykal da bu iyi örneği de programında anlatmış. Yayın, hanımın işine daha çok yaramış.

Bir çekimde, özellikle fazla kilolarını gösterdiklerini farketmiş. “Benim balonlarımı gösteriyor” demiş. Bu rahatlığı seyircinin kendisi ile özdeşleşmesini sağlamış.
:-D

Not aldığım cümleler de şöyle:

Yapacağım şeye, bir şeyler daha katmalıyım. Bana söyleneni yapsam, “ben profesyonelim” desem, nasıl fark yaratacağımı düşünmezsem rahatsız olurum. (Bu noktada Yaratıcı Profesyonellik isimli yazımın okunmasını öneririm.)

Programım beni çok heyecanlandırıyor. Program biter bitmez hemen ekibi arayıp “gelen mesajlar neler” diye soruyorum.

Sıfır noktasından geldim. Onun için her şeyin değeri 5 misli.

Ben onlara bir ampul gösteriyorum. “Bir tane de siz yakın… en azından siz giydirin, süsleyin” diyorum.

Herkes aynı şeyleri yapıyor. Herkes kese ve çetik üretiyor. Farklı yapanı dışladıkları için böyle yapıyorlar. Ben “marifetli taklitçi” olmayı değil, yaratıcı olmayı özendiriyorum. Farklı yapan “Derya Baykal da bunu yapıyor diyebilsin” böylece dışlanmasın, aksine örnek olsun diye çabalıyorum.

Elbiseyi beğendilerse nereden aldığımı söylüyorum. Ama “Sen M&Sden alamazsan, şu şekilde kendin de yapabilirsin” diye anlatıyorum. Parası olmayan seyircimi de düşünmeliyim.

Sloganım “Yaş’a boş ver, hayata boş verme”.
:-D

Belki CRM (müşteri ilişkisi yönetimi) değil ama şahane bir seyirci ilişkisi yönetimi dersi dinlemiş oldum.

Sosyal mecralardan farkı yok. Sahici ol, samimi ol -mış gibi yapma.

Teşekkürler Derya Baykal.
:-D

19 January 2010 Tuesday

Kendini pazarlama

Geçen senenin Nisan veya Mayıs ayıydı. Tunç Kılınç, Sn. Fatoş Karahasan’ın dersine konuk olmuştu. Ben de yancı durumunda, her ikisinden de bir şeyler öğrenmek amacıyla olay mahallindeydim.

İletişim öğrencileri… Çoğu büyüyünce reklamcı olacaklar (ya da olmayı hedefliyorlar)… Tunç farklılaşmanın öneminden bahsetti önce. Sonra da herkese “nasıl bir CV hazırlardın” diye sordu.

Yarısına yakını, klasik CV formatından vazgeçmeyeceğini söyledi. Tunç’un, “diğer başvuranlar arasından neden seni seçsin ki?” zorlamaları sonucu pek değiştirmedi.
:-P

Nereden mi aklıma geldi. Friendfeed’de İpek Aral Kişioğlu’nun [1] ve [2]
yazılarını görünce…

Başvuran yüzlerce kişi arasından nasıl farklılaşacağımızı da düşünelim diye… Kendimizi birey olarak, her zeminde ifade edelim diye…
;-)