"fikircilik" etiketli yazılar:

17 January 2012 Tuesday

Yenilikçilik ve fikircilik (6)

Bildiğiniz gibi yenilikçilik (innovation) bugünlerde çok moda. Birçok kuruluş, dernek, okul, öğrenci kulübü bu konularda toplantılar düzenliyor.

Bu toplantılardan birinde, açılış konuşmasını Mühendislik Fakültesi Dekanı yapmış. Konuşmasında “Mühendislik eşittir ArGe. ArGe olmadan da innovasyon olmaz. Demek ki, mühendisliğin ruhunda innovasyon vardır” deyivermiş.

Konuşmacılar şaşırmış. Tam aksini söyleyeceklerken… Ters köşede kalmışlar. Sayın Prof.Dr.’ye “Steve Jobs’un, Bill Gates’in diploması mı vardı?” diye soramamışlar.

Belki de Türkiye innovasyon ödülünü hiçbir yenilik yapmayan şirketlere veren jüri de aynı durumda… Kimbilir?…

;-)

İcat (invention) ile yenilik (innovation) arasındaki farkı bilmeyenler, geniş açıklamayı Osman Ata Ataç hocamın

yazılarında okuyabilirsiniz. Türkiye’nin hangi yolu izlemesi gerektiğini de gelecek haftalarda yayınlayacak.

:-)

Benim bu konuda ne yazdığımı ve söylediğimi merak edenler için ilk 5 yazı ve bir sunum içeriği

:-)

08 January 2011 Saturday

Yanlış örnek

Yeni işin hayırlı olsun” yazısına bir yorum gelmiş. Kendi adını “önemli mi” diye gizleyen bir arkadaştan.

  • Ilginç bir post. “Duydum ki yine kovulmuşsun” diye size hitap eden yazılar hakkında ne düşünürdünüz onu merak ettim. Toplantılarda insanların fikirlerin projelerine salakça aptalca diyerek hakarete varan cümleler sarfederdin bu nedenle zamanı geldiğinde seni savunacak kimse kalmadı diye ekleme yapsalardı :-)

diye yazmış. (Dil bilgisi ve anlam hataları kendisine aittir.)
:-)

Ozan Cılga friendfeed’deBen olsam sırf isim- soyisim belirtme cesareti göstermeden “Anonim” olarak yazdığı için cevap verme zahmetinde bulunmazdım Uğur Hocam.” diye yazdı.

Yanıt vereceğim. Yanıtı o hak ettiği için değil. Onun gibi düşünen gençleri uyarmak için.

Cümle cümle ele alalım.
:-)

“Duydum ki yine kovulmuşsun” diye size hitap eden yazılar hakkında ne düşünürdünüz onu merak ettim yazmış. Blogumu daha fazla okumalı. Zaten kovulmalarımı yazdım. Sonuncusu hariç hepsini… Onu da yazmakta hiç sakınca görmem. Zira, birçok yerde anlattım. Videolarda da var.
:-D

Toplantılarda insanların fikirlerin projelerine salakça aptalca diyerek hakarete varan cümleler sarfederdin demiş. Bunu da gizlemedim. “Kendi fikirleri hariç tüm fikirleri öldüren adam diye adım çıkmıştı” diye açıkça belirttim. Hatta bir röportaj da yayınlandı. Başlık bu cümle üzerine kurulmuştu.

Fikir öldüren adam
:-D

Bir arkadaş kendince şahane fikir bulmuş. Asansör şirketlerinden birini ikna bile etmiş. “Bir ortak kart çıkartacağız. Apartman yöneticilerine o kartı vereceğiz. Apartman alışverişlerini o kartla yapacaklar. ”

  • Apartman yöneticisi o kartı niye kullansın? Bu kartla alışveriş yapınca kazandığı puanlarla asansör mü alacak? gibi soruların yanıtı… “Asansör firması benim iyi müşterim. Bu kartı çıkarsak olmaz mı?”

Bu fikri şimdi de salakça aptalca buluyorum.
;-)

Başka arkadaş hastaneler grubuyla mutabık kalmış. “Ortak kart çıkartırız” sözü vermiş.

  • Bunun için bir yazım var. Her alışverişte “geçmiş olsun, neyiniz var” denilmesini ister misiniz? Mahalle bakkalından, giysi mağazasına kadar herkesin hastane ile ilişkinizi sorması iyi bir şey mi? İnsanlar bazı hastalıklarını herkesle paylaşmayı tercih eder mi? Normal durumda kimsenin gitmek istemediği bir yeri sürekli hatırlamak isteyeceklerini sanıyor musunuz?

Bu fikri şimdi de salakça aptalca buluyorum.
;-)

Böyle onlarca fikri öldürdüm. Haydi, fazlasını söyleyeyim. Sadece fikirleri öldürmekle kalmaz, alay konusu da yapardım.  Dolaplardan birinin kapağının arkasına  gelen fikir e-postalarını yapıştırıyorduk. Böyle bir  fikir gelince, ekipçe “kötü fikir sıralamasında kaçıncı sırada yer alır” diye tartışıyorduk. Ekibin kararıyla sıra belirleniyordu. En kötü fikri en yukarı koyuyorduk, sadece biz görüyoruz bu fikirleri.

Uygulanabilir fikri olmayan herkes ortaya fikir saçar. O zamanki Genel Müdür bu gibi kişilere fikir ishali derdi.

Kurum kaynaklarının doğru kullanılması için en doğrusunu yaptığımı düşünüyorum. Şimdi bile…
:-D

bu nedenle zamanı geldiğinde seni savunacak kimse kalmadı demiş.

İşte arkadaşın beklentisi burada gizli. Birey olmayı bilmiyor. Onu savunacak kişileri biriktirmeye çalışıyor. Ayaklarının üstünde değil, birilerine yanaşarak durmayı seçiyor. Onun arkasında mutlaka biri olmalı. Zor anlarda ona dönecek, “ben sizin iş çıkış saatinize kadar beklerdim” diyecek.

Birkaç yıllık unvan için ömür boyu lakap sahibi olacak. Vah evladım…
;-)

Bilmediklerini söyleyeyim. Son profesyonel işime nasıl başladım.

Daha önceki Yönetim Kurulu Başkanı, Genel Müdür’e ve bazı Genel Müdür Yardımcıları’na, bilgi yönetimine dair özel bir pozisyonu sormuş. Onlar da “en iyi Uğur Özmen yapar. Onu alın” demişler.

İşimi iyi yaptığım için, beni savunacak kişiye ihtiyacım olmadı. Bizzat tavsiye etmişler. Haberim olmadan… (Farkı anlayabiliyor musun?)
:-D

Bu uzun yanıt, kendi önemine kuşku duyan birine değil… Kadir bilmez kişilere değil, korkuttuğum insanlara değil. Başkasına arkasını yaslayan, kendisini başkasının savunmasını bekleyen birine hiç değil.

Gençlere şunu anlatmak için. Birey olmayı hak ettiysen, bilginle ayakta durursan… Kovulduğunu da anlatırsın korkmadan, salakça aptalca fikirlere nasıl davrandığını da…

Hiç merak etme. Aç – açık kalmazsın. Üstelik, yaşamını patronun işten çıkma saatine göre de ayarlamazsın.

Kovulmaya değer mi? Değer…
:-D

31 October 2010 Sunday

Ezberbozmak 2

Ezber bozmak konusundaki konuşmadan sonra, dinleyen birkaç kişiden eleştirilerini dinlemek istedim.

Biri daha önce kendisine anlattığım gazete ne satar örneğini anlatmamı beklediğini söyledi. Diğeri segmentasyona farklı bakışımı dinleyeceğini ummuş. Olumlu tarafı, bende ezber bozan daha birçok örnek olması; olumsuz tarafı dinleyicilerin beklentisini karşılayamamış olmak.
:-(

Beni daha eskiden tanıyan dinleyicilerden bu tepkileri alınca, ilk defa duyanlara da sordum. “Bize düşünce sisteminizi anlatmalıydınız” dediler. “Anlatmayınca kafamızda yarım kaldı herşey…”

Açıkçası, bunu hemen yanıtlayamadım.  Kendi düşünce sistemimin diğerlerinden farkını kesin reçete verecek kadar irdelemedim. Ezber bozmak 1’deki soruları kendime de sorduğumu söyledim.

Ufuk Tarhan’ın friendfeed’deki girdisine karşı yazılanları okuduğumda nedenini daha iyi anladım. Nasıl olmaz’a değil de “ben bunu nasıl yaparım”a odaklandığım için diye yanıtlamalıydım.
:-)

Hani çözüm odaklılık üzerine bir fıkra vardır. Yerçekimi olmayınca, tükenmez kalemler yazmıyormuş. ABD’liler uzayda yazan kalem yapılması için milyonlarca dolar harcamış. Ruslar ise, kurşun kalem götürmüşler.
;-)

Biliyor musunuz, daha fıkrayı dinlerken “neden kurşun kalem kullanmamışlar?” diye sormuştum.
:-P