"finansman" etiketli yazılar:

24 September 2009 Thursday

MBA hakkında…

Birkaç seferdir MBA hakkında yazıyorum.

Aslında, içi boş iyimserlik ile bir yere varılamayacağını yazmıştım.  Friendfeed’deki yorumlarda MBA konusu gündeme geldi.

Sonra ABD’deki Executive MBA Counsil‘in açıkladığı bazı rakamları yayınladım.  Çalışırken MBA yapmak konusu Friendfeed yorumlarında yer aldı.

MBA neden iş tecrübesi varken yapılmalı… Onu yazacağım.

:-P

Doktora öğrenciliğim sırasındaydı. Bir “spor ayakkabısı” markasının kötü biten yolculuğu tartışma konusu idi.

Bu marka, Michael Jackson’lı reklamlar yapmıştı. Meşhur ay yürüyüşü ile… Oysa ABD spor camiası tarafından  Michael Jackson pek sevilmiyordu. Çocuk değil, büyük değil… Zenci değil, beyaz değil…Kadın değil, erkek değil…

Genelde taraf tutma konusunda sert sınırları olan sporcular olumsuz karşıladılar. Marka, Nike ve Adidas’ın açık ara önde olduğu pazarda tutunamadı.

Ödevi alan grup epey zaman harcamış, kendilerince çözümler bulmuşlardı. Sunum yapmaya başladılar. Michael Jackson yerine ( o zamanlar henüz genç olan) Shaquille O’Neal’e sponsor olunmasını önerdiler. Sınıf neredeyse ikna olmuştu ki…

:-o

“Şirket zaten zor durumda… Shaqille O’Neal’e verilecek 10 milyon doları bilançoya koyduğunda ne olacak…” diye sordum. Durmadım, devam ettim.

Sponsorluk yetmiyor. Bunu duyuracaksınız. Reklam ve PR için de birkaç milyon dolar harcanancak. Bu 12 – 14 milyon doları çıkarmak için kaç ayakkabı satmaları gerek? Bunu hangi fiyatlama politikaları ile destekleyeceksiniz? Nike ve Adidas ile sadece fiyat rekabeti mi yapacaksınız?.. Giderek uzmanlaşan, araştırmalar ile desteklenen spor ayakkabısı pazarında bu şirket sizce kalıcı olabilir mi? Özellikle, 12 milyon dolar, kasasından çıktıktan sonra…

Elindeki kaynakları, Nike ve Adidas gibi markalarla rekabet etmek yerine başka bir şekilde kullanmasını önermek daha doğru değil mi?

:-o

Hoca da dahil hiç kimse, tüm faaliyetlerin birbirlerini etkilediğini, pazarlama ve finansmanın bağımsız olamayacağını görmemişti. Ayrıca, ürünün ayakkabı değil de vaatlerin bütünü olduğunu (muhtemelen duymuştu, ama) gerçek hayatta yaşamamıştı.

Tartışmalar yeniden başladı. Değişik bir noktada sonra erdi.

:-P

MBA yaparken, üretim, finansman, pazarlama, insan kaynakları, bilgi kaynakları gibi konularda bir şeyler öğrenmek ister misiniz?.. Ya da gerçek yaşamda kullanabileceğiniz silahları edinmeyi mi? Bazen bu ikisi farklı olabiliyor.

MBA seçerken, okuldaki profesör sayısına değil, gerçek hayatta ne yaptıklarına bakmak gerekir.

:-P

Bir şey daha var…

Listedeki cümleler size uygunsa… MBA yapmak konusunda ısrarlıysanız, size engel olmayayım. Ama eğitimi, okulu, hocaları suçlamayın.

Malum fıkradaki gibi… “Siz başlattınız…

:-P

03 July 2009 Friday

Bilgi'yi anlamak

Aşağıdaki olayı Prof. Dr. Osman Ata Ataç‘dan dinlemiştim.
:-)

Osman hocayı ODTÜ’de öğrencisi olduğum zaman tanıdım. Bana çok emeği geçmiştir. Sokrates’in Platon’u (bizde Eflatun diye bilinir), Platon’un da Aristo’yu eğittiği gibi benim üzerimde uğraşmış, bildiklerini düşündüklerini aktarmaya çaba sarf etmiştir.

ODTÜ’den sonra, Harvard dahil olmak üzere, birçok saygın okulda dersler verdi.

Yirmi yıla yakın süredir Birleşmiş Milletler‘de çalışıyor. Gelişmekte olan ülke KOBİ’lerinin uluslar arası ticarete hazırlanması projesini yönetiyor, bu konuda eğitimler veriyor.
:-)

Yine gelişmekte olan ülkelerden birinde… Bir sürü iş adamı dinleyici… Osman hoca sahnede… Dinleyenlere soruyor.

- Finansal varlıklarınızı yöneten bir teşkilatınız var mı?
- Elbette” diye yanıtlıyorlar. “Finansmandan sorumlu genel müdür yardımcısı (veya CFO) , onun altında koca bir departman…”
- İnsan Kaynakları için?…
- Olmaz mı? Personel Bölümü, işe alma, eğitim, kariyer planlama…. Birçok eleman çalışıyor.
- Duran varlıklarınızı yönetmek için ne yapıyorsunuz?
- İnşaat Emlak Bölümü var. Bakım – Onarım Departmanı var…
- Bilgiyi yönetmek için ne yapıyorsunuz?…

Bu soruya karma karışık yanıtlar.
:-P

Osman Ata Ataç yeniden ele alıyor ve anlatıyor.

“Kaynaklar nelerdir? diye soruyorum

  • para,
  • insan,
  • duran varlıklar ve
  • bilgi

diye yanıtlıyorsunuz.

Neden diğerlerini yönetmek için büyük departmanlar kuruyorsunuz da, çağın en önemli kaynağı olduğunu söylediğiniz bilgiyi yönetmek için bir ekip kurmuyorsunuz.”
:-P

Nurdan Gencel’in gelistrend.com’daki yazısı üzerine Friendfeed’de yazmıştım.

  • Maslow’un hiyerarşisinde de önce “başkalarına” sonra “kendine” güvenir insan… İlginçtir ki… Diğer alanlarda da geçerlidir bu… Başkasını anlamayan, kendini anlayamaz.

Bilgi yönetimi konusunda da böyledir. Herkes uzun süre boyunca “Bilgi en önemli kaynaktır” diye konuşur. Ama kendi söylediği bu cümlenin ne anlama geldiğini anlaması (maalesef) çoook uzun sürebilir.
:-D

Not: Bu yazı daha önce gelistrend.com‘da yayınlanmıştır.
:-)

19 June 2009 Friday

"Hoşçakal" listesi

Sayın Erol Batislam “Bir ajans müşterisinden ne zaman boşanmalı?” konusunu işlemiş.

Sn. Selim Tuncer’in Friendfeed’e eklediği bir girdi sayesinde öğrendim.

Okuyunca, “İlginçtir ki, bazılarını da “Müşteri ajansından ne zaman boşanmalı” için kullanabiliriz. Erol Batislam’dan alıntı yaparak yazmaya karar verdim” diye yazdım.

Selim usta da “Valla, ben de aynı şeyi düşünmüştüm Uğur Hocam, hatta okurken zaman zaman karıştırdım. Yaz da netleşsin! :) ))” deyince…

Buyurun…
:-P

Bir müşteri ajansından ne zaman boşanmalı

  • İş ortağımızsınız deyip, tedarikçi gibi davranıyorlarsa,
  • İş kalitesi istikrarlı bir şekilde düşüşte ise,
  • Müşteri hakkında iyi konuşmuyorlar, itibar zedeliyorlarsa,
  • Ajans Başkanı pazarlamadan çok finans konularıyla ilgiliyse,
  • Müşterinin karşısına aynı kategoride daha etkili iş yapacağı daha verimli bir ajans çıkmışsa,
  • Önemli pazarlama kararlarını işe yeni girmiş mezunlara bırakmışlarsa,
  • Effie ve Kristal Elma alma ihtimali (yani müşterisini değil,  kendisi) dışında bir şey  düşünemiyorsa,
  • Ajans başkanı müşteriyle yemeğe dahi gitmeyi istemez hale gelmişse,
  • İki sene üst üste müşterinin ajansı değerlendirmesi kötü ise
  • Ajans işten anlamayanları “müşteri temsilcisi” yapıyor, ama hangi elemanı tutacağı konusuna karışılmasına tepki gösteriyorsa,
  • Toplantılar 8 saat sürüp bir sonuca varılmıyorsa,
  • Müşteri  çalışanları (pazarlamaya hevesli çömezler bile) “yine mi ajans” deyip, toplantılara girmek istemiyorlarsa,
  • 5 kere anlatılmasına rağmen, ajans yine de rakibin benzeri bir öneriyi “yaratıcı” diye sunuyorsa,
  • “Bizim kreatif direktörün kaprisleri” gibi kendi iç işlerini düşük kalite bahanesi olarak sunuyorsa,
  • Ajans tarafında son 6 ayda 3’üncü müşteri temsilcisi değişimi yaşandıysa,
  • Ajans “biz sanat yapıyoruz, siz anlamıyorsunuz” diyorsa,

Müşteri, ajansından boşanmaya cesaret edebilmelidir, etmelidir…

Yukarıdaki nedenler, memlekette kriz olduğu durumlarda daha da geçerlidir…

Yani her zaman
:-)