"futbol" etiketli yazılar:

14 June 2018 Thursday

2018 Dünya Kupası

Beni yakından tanıyanlar, futbol konusunda bir yazı başlığı görünce şaşırmışlardır.”Hangi takımı tuttuğumu” soranlara, “Futbola ilgim, mikrobiyolojiye olan ilgimden daha az” diye yanıt veririm. Takım tutmam ve futbolla da pek ilgilenmem.

2018 dünya kupası ile ilgili görsel sonucu

Bu kupayla ne işim olduğunu soracak olursanız, sadece 2 eski yazımı hatırlatmak istedim.

Birincisi, 27 Şubat 2014’de SAP’nin (o zamanki) Inovasyon Takım Lideri Cenk Sezgin ile sohbetimi yazmıştım. Bu uzun yazının son paragraflarında SAP’nin kurucularından biri olan  Dietmar Hopp’un gençliğinde oynadığı 3.300 kişinin yaşadığı küçük bir köy kulübü olan TSG 1899 Hoffenheim’ı 2000 yılında Alman 5.liginden devralıp 8 senede Alman birinci ligi olan Bundesliga’da oynamasını sağlayan “bilgi yönetimi“nden söz edilmişti.

SAP-analytics-1302

İkinci yazı ise, 13 Temmuz 2014‘de yayınladığım “Finali Büyük Veri Kazanır mı?” yazısı. Alman milli takımının 7 – 1’lik Brezilya galibiyeti sonrasında yayınlanan “12’inci oyuncu büyük data’ydı” (Germany’s 12th Man at the World Cup: Big Data) yazısına değinmiştim.

Sizce finali duygusal söylemler ve motivasyon mu, veri bilimini spora uygulayabilenler mi kazanır.

😉

EKLEME: Sosyal Mecralarda görebildiğim tahmin linkleri:

.

19 June 2016 Sunday

Suç kimde?

Bence adama fazla yükleniliyor.

😀

Kime gitseniz, “Al şu kadar parayı da takımın başına geç” deseniz…

Önce “Emin misiniz? Son kararınız mı?” diye sorar. Sonra da “Siz istediniz. Peki, madem” der.

Maçlardan sonra da “What can I do sometimes” deyiverir.

futbol

Neymiş? O kadar para almış, ama takım hep kaybediyormuş.

Yahu, onu o göreve getirenin ve o kadar parayı verenin değil de alanın mı suçu var?

Bu topraklarda kaç kişi “O iş bana birkaç numara büyük” diyor?

Kaç kişi “Ben o işi yapamam” deyip görevi hak edene bırakıyor?

Hanginiz o paraya “HAYIR” derdiniz?

😉

11 February 2015 Wednesday

Ulan İstanbul ve Pazarlama

Dün bir grup genç pazarlamacı ile beraberdim. “Ulan İstanbul” dizisinin artık sadece internette izleneceği gündeme geldi.

Yerli dizilerden o kadar uzağım ki… Birkaç tane, her bir parçası 30 dakikayı geçmeyen ve hemen her seferinde yeni konusu olan (CSI, Major Crimes, vb.) yabancı dizi haricinde dizi de seyretmiyorum. Yerli yapımlardan sadece Bir Kadın, Bir Erkek’i izlerdim. Onun da içine edildi.

Sonuçta hiç seyretmediğim bir dizi için tartışmaya katıldım. Pazarlama açısından olaya bakmayı, dizinin yapımcılarını bu karara iten gerekçeleri tartışmayı önerdim.

Dizilerde dijital devri. 'Ulan İstanbul', sadece internette izlenir mi?

Böyle bir tartışma (bence) iki aşamadan oluşmalıdır.

1 – Gerçekler.
2 – Yapımcının varsayımları

Dizi izlemediğim ve dizilere ilişkin yayınları okumadığım için bana söylenen gerçekleri sıralıyorum:

  • Dizi yeterli izleme oranına ulaşamadığı için yayından kaldırılıyormuş.
  • Bir dizinin yayına devam etmesi izleme oranına (dolayısıyla elde ettiği reklam gelirine) bağlı.
  • Diziyi gençler izliyormuş. (Internet yatkınlığı açısından önemli)
  • Dizi C ve D SES grupları değil, daha üst gruplar tarafından beğeniliyormuş. (Ödeme davranışı açısından önemli)

Biraz da dolaylı etkileyen gerçekleri tartışabiliriz.

  • Futbol yayınlarını ve yabancı dizileri bedava yayınlayan çok sayıda yasadışı site var.
  • Buna rağmen futbol yayını üyesi veya belli filmleri ve dizileri parayla indiren onbinlerce kişi de var.

Bu GERÇEKLER ışığında, yapımcının varsayımları neler olmalı diye üsteledim. Burada önemli olan şudur. Varsayımlar, hayal değildir. Mutlaka gerçeklere dayanmaları gerekir. Gerçeklere dayanmayan kavramlara varsayım denemez.

Varsayımlar neler olabilir:

Diziyi izleyenler o kadar beğeniyor ki, her seferinde 2 lira öderler” diye temel bir varsayım olması için, bunu destekleyen alt varsayımlar olması gerekir. Örneğin:

  • Diziyi izleyenlerin belli bir gelir düzeyinde olması gerek. (Yukarıdaki gerçekle uyumlu)
  • Diziyi izleyenlerin 2 lira için yan yollara sapmayacağı varsayılıyor. (Hep birlikte görüp ahlak düzeyini öğreneceğiz.)
  • Dizi izlenmeyince zaten ortadan kalkacaktı. Deneyerek pek bir kayıp olmayacağı düşünülmüştür.
  • Internet’ten gösterim konusunda da yeterli sponsor bulunabileceği düşünülmüştür.
  • Elde edilecek reklam / banner tıklama fiyatının yüksek olacağı varsayılmıştır.
  • Oyunlara para ödeyen çok sayıda kişi var. Buna da ödeyebilirler diye umutlanılmıştır.
  • Internet’ten paralı izleme tutarsa, kablolu TV yayınlarının ücretli kanallarında yer alması planlanabilir.

Bizim aklımıza gelenler bunlar. Elbette başka varsayımlar ve gerçekler de vardır.

😀

Çeşitli bloglarda, futbol maçları için bile bir çok yasadışı site naklen yayın yaparken, dizinin yapımcılarının bu kararının hayal olduğu yazıldı.

Büyüyünce pazarlamacı olmayı düşünen birinin düşünce ve davranışının farklı olması gerektiğini savunurum.

Önce gerçekler gözden geçirilmeli. Sonra da “bu gerçekler ışığında yapımcının varsayımları neler olabilir” diye düşünülmeli. Başkasının (rakiplerin ve müşterilerin) yerine kendini koymak, ancak böyle mümkün olur.