"genç nesil" etiketli yazılar:

19 May 2009 Tuesday

Genç ama…

Bu Bayram öncesinde, gençlik ile ilgili yazılar planlamıştım.  Kısa tatil sırasında gittiğim yerde internet erişimi yoktu. Diz üstü bilgisayarı ve kabloları boş yere taşımış oldum. Aşağıda, gençlik konusundaki ilk yazı…

1980’lerin sonu… Henüz perakende bankacılık yeni başlamış. Şube müdürleri “perakendeci miyiz, bankacı mıyız?” gibi garip sorular soruyor. 10 – 15 yıl geçmeden şube müdürü olan kimse yok. Hele bazı müdürlere, insanın “amca” veya “baba” diyesi geliyor. Zaten bazılarının lakabı “Baba“… Yanına gidenler, “Necati Baba… Bir şey soracaktım…” diye yanaşıyor…

Bizimki ise Banka’ya zaten 20’li yaşlarda başlamış. Çalışkan, hırslı… Kısa zamanda yükseliverdi. Genel Müdürlükte 4 – 5 yıl sonra “müdür” oldu. Şubelere fiyat veren bölümün başında… Kısa süre sonra da Bölüm Başkanı

Şube müdürleri çıldırdı. “Dünkü çocuk” onların en önemli faaliyetini yönetiyor. Müşterilere fiyat veriyor.

Tüm şube müdürlerinin bir araya geldiği toplantıda gündem konusu oldu.

Genel Müdür kürsüye çıktı. Açıkladı:

“Arkadaşlar,

Genel Müdürlük uzmanlık bölümlerinden oluşur. Bir arkadaşımız konunun uzmanı ise orada hızla terfi edebilir. Ama şubeler, sadece parayı değil insanları da yönetir. İnsan yönetimi ise bir tecrübe işidir. Şubede 10 yıllık tecrübe sahibi olmadan kimseyi şube müdürü yapmam.”

Tartışma bitti.
:-)

27 October 2008 Monday

Kim çaylak?..

Bankacılık yıllarımdan bir öykü…

Yurt dışındaki toplantılara gittiğimizde, meslekdaşlarımın yanında ben bile “genç” kalıyordum. Hele yabancı Genel Müdürler ve Yönetim Kurulu Üyeleri… İngiltere’nin en saygın bankalarından birinin Yönetim Kurulu Başkanı’nı izledim. Hani neredeyse, “İkinci Ramses’in sınıf arkadaşı” gibiydi… :-)

Böyle toplantılardan birinde, Türk bankacı yabancı meslekdaşına öğünmüş:

- Bizim kadromuzun yaş ortalaması 30… Biz genç bir bankayız.”

Yabancının yanıtı ilginç:

- Ona genç banka demezler, çaylak banka derler.”

.

23 September 2008 Tuesday

Büyü de gel çocuk…

Yıllardır iyi giden şirketini tam büyütürken batan genç girişimciler için “insan kendi büyümeden işini büyütmemeli” derdi babam. Bugün, gelirin tamamının kar olmadığını bilmeyen ve işletme sermayesini yönetemeyen genç girişimcilerden bahsetmeyeceğim. (Önümüzdeki günlerde gerek duyarsak, burada tartışmaya açarız)

Genç profesyonellerden bahsedeceğim. Kendisi büyümeden unvanı ve yetkisi büyüyenlerden… Koltuğun getirdiği gücü kendi gücü sananlardan

“Bu işler nasıl oluyor, ben neden doğru zamanda doğru yerde olamıyorum, neden benim yeteneklerim keşfedilmiyor…” gibi endişeleriniz varsa, yazıyı okuyun da sonra karar verin.

Aşağıda bazı formüller var.

  • İşinizi iyi yapmak ile uğraşmak yerine, kim(ler)in ileride üst yönetimde olacağını düşünmeye zaman ayırırsınız. Sigara molalarını, yemek saatlerinizi onlara denk getirirsiniz. Asansörde karşılaşınca, “mecburen” birlikte yemek yersiniz.
  • O ne derse “Ne kadar haklısınız?”, “Sizden başka kimsenin aklına gelmezdi, vallahi” dersiniz. Söylemleriniz “Sizin de dediğiniz gibi…” diye başlar; “sizin göreviniz bizleri eleştirmek; bizim görevimiz de sizin eleştirilerinizden ders almaktır” diye biter. Bir sonraki toplantıda da aynı şeyleri söyleyeceksiniz. Böyle bir girişten sonra patronunuz “hep bunları söylüyorsun, ama yapmıyorsun” diyemeyecektir. Kurtarırsınız.
  • Patronunuzdan önce her şeyin kötü olduğunu, o gelince düzeldiğini kendisine devamlı hatırlatırsınız. Bunca yılın olumsuzluğu elbette bir – iki yılda bitmeyecektir. Bir de eski alışkanlıklar ve yanlış bilgilenmenin etkileri vardır. Ama başta siz, tüm ekip var gücüyle düzeltmeye çalışmaktadır.
  • Her projeyi kurgularken, işler kötüye giderse kimi / nasıl suçlayacağınızı en baştan saptarsınız; hatta diğerlerinin de katılmasını ona göre istersiniz. Sonucun olumsuz olabileceği kararları “bakın, siz istediğiniz için bu kararı veriyoruz” diye kayda geçirirsiniz. Olumlu sonuçlanırsa, nasıl sahip çıkacağınızı biliyorsunuzdur.
  • Arkasından konuştuğunuz kişilerle öylesine yakınlık kurarsınız ki, “hayır, bana anlatılanlar yanlış herhalde, aslında çok iyi bir iş arkadaşı” diye düşünürler. İş ilişkileri konusunda bireysel esneklik rekorları kırarsınız.
  • Şirkette gayri resmi iletişimin kaynağı olursunuz. Tüm haberler sizdedir. Ama doğru, ama yanlış… Hatta patronunuza da bilgi / dedikodu aktarırsınız.
  • Zorunlu olmazsa patronunuzun hoşlanmadığı kişiler ile görüşmezsiniz. Zorunlu kalıp da görüşürseniz sık sık patronunuzdan söz edersiniz. Onun “evet” demeyeceği hiçbir fikri onaylamazsınız. Emin değilseniz, karar vermezsiniz.
  • Başarısız sonuçlanan her konuda yanıtlarınız vardır. Sizler için şimdilik şu bahaneleri hazırlayabildim. “Yan yattı, çamura battı, güneş gözüme girdi, hakem rakip takımı tuttu, rüzgar karşıdan esti, rakip sahadaydık, toprak sahaya alışkın değilim, elbisem dardı, müzik uygun değildi, ben yapmadım o yaptı, ona defalarca söyledim, meğerse kurallar değişmiş, dosya yanımda değildi, ekibime inanmakla yanlış yapmışım, siz doğru söylemiştiniz ama ben anlamamışım, filan, falan, kem, küm…”

Gerçekten büyümüş olanlara – yaştan bağımsız olarak – “büyük adam” deniyor. Onlar işleri yapıyorlar ama bahane bulmuyorlar. Başarısız olurlarsa sorumluluklarına sahip çıkıyorlar.

Başarılı olurlarsa… Zaten “başarılıların bahanesi olmaz