"güç" etiketli yazılar:

08 April 2009 Wednesday

Ajans da neymiş

Adam okumamış. Ama çalışmış, didinmiş. Desteklediği partinin de yardımı olmuş. Değişen koşullar da fırsatlar yaratmış. Zamanla kocaman bir holding’in patronu olmayı başarmış.

Şirketlerinden birinin tanıtımı yapılacak. Yanında çalışan Genel Müdür bir reklam ajansı bulmuş. Patron ile toplantı ayarlanmış.

Patron, neler beklediğini anlatmış. Reklam ajansı bazı konularda öneri getirmiş. “Öyle değil de böyle olmalı” diye.

Patron demiş ki: “Neyin doğru olduğunu bilseydin sen benim yerimde, ben de senin yerinde olurduk”

Cehalet ile birleşen güç, insana her sözü söyletir. Bazıları buna inanabilir de… Yapabiliyorsanız şimdi patron’un yanıldığını anlatmaya çalışın…
:-D

14 November 2008 Friday

Gitmek mi zor…

Daha 20 yaşında bile değildim. Babam ile beraber İhsan amcamı ziyarete gitmiştik. Amcamın yanında (Adnan Menderes’in yakın arkadaşı, Yassıada konuklarından) Dr. Mükerrem Sarol da vardı. Babam 55 yaşındaydı; amcam ve yılların siyaset ustası Mükerrem bey ise 60 yaş üstündeydiler.

Amcam da siyaset ile ilgileniyordu. Babam ise, hem bu işlerden hiç hoşlanmıyordu, hem de amcam ile M. Sarol’un temsil ettiği görüşe karşıydı.

Konuşmalar sırasında konu politik güç alanlarına geldi. Babamın sürekli iğnelemeleri üzerine Mükerrem Sarol sordu:

- Beyefendi… Politika ile ilgileniyor musunuz?”
- Hayır” dedi babam, “kesinlikle uzak duruyorum.”
- Çok iyi ediyorsunuz…”

Bu cümledeki ince alay, babamdan kaçmadı. Hemen yanıtladı.

- Madem iyi bir şey, siz de bıraksanız.”

O sırada babamın elinde sigarası vardı. Günde 2 paketten fazla içerdi.

- Çok mu sigara içiyorsunuz?” diye sordu Mükerrem bey
- Maalesef evet” dedi babam…
- Kaç paket?”
- Günde 2 paketi buluyor.”
- Zararlı olduğunu biliyorsunuz beyefendi… Neden bırakmıyorsunuz?”

Daha sonraki yıllarda, koltuğun getirdiği güce aşık olan (kimileri politikacı, kimileri yönetici) kişileri gördüğümde hep bu (biraz itiraf, biraz da haddini bildirme taşıyan) konuşmayı hatırlarım. Bırakılamıyor demek ki…
.

02 October 2008 Thursday

“Güç” aşkı olursa…

Yönetici eğitimlerinin birçoğunda “aidiyet, başarı, güç ve para” kavramlarının sıraya sokulması istenir. Kendi görüşümü Kariyer Yolculuğu’na yazmıştım.

Bugün, “başarı” odaklı olunmadan “güç” hayranlığı olunmasını anlatacağım.

Eski bir öykü… Adamın biri, her nasılsa padişaha iyilik etmiş. Padişah da adamın Topkapı sarayına alınmasını ve ona bir iş verilmesini söylemiş. Adama sormuşlar:
- Hangi işi istersin?
- Sarayın umumhanesine (yüznumarasına) ibrikçi başı olayım.
- Emin misin? Bu şekilde gelen herkes ahçı yamağı olmak ister. Hem iş yapmazlar, hem de her zaman sıcak yemeğin yanındadırlar.
- Olsun. Ben umumhanede “ibrikçi başı” olmak isterim.
- İyi düşün. Orası b.k kokar, burası ise yemek kokar; orası kışın donar, burası ise her zaman sıcaktır…
- Olsun.

Adamın kararlı olduğunu görünce daha fazla ısrar etmemişler. Ama meraklanmışlar.
- Peki, tamam… Sarayın umumhanesine ibrikçi başı olacaksın. Bize anlat, mis gibi yemek kokusu, sıcak aş dururken niye orayı seçtiğini.
- Divan devam ederken ola ki biri sıkıştı. Koşarak geldi. Bir ibriği kapıp yüznumaraya gitmek isteyecek… Bakacak ibrik boş… Diyeceğim ki, “onu bırak, sıradan üçüncüyü al”. Kolağası da olsa, vezir de olsa sözümü dinlemek zorunda… Ben onlara bile emredeceğim. Onlar da dediğimi yapacak.

* * *

Güç aşkı olanlar böyledir. Kendilerinin birilerine emretme gücü olması için birçok şey yapabilirler… Şuna dikkat edin. İşini iyi yapsa (tüm ibrikleri dolu tutsa) emretme gücü olmayacak. Hangisine el atarlarsa, onu alıp işlerini bitirebilecekler.

İş yerinizde, normal yaşamınızda çevrenize bakın. Her kim ki gücünü, yapması gereken işi iyi yapmamaktan alıyordur, “ibrikçi”yi hatırlayın.