"ideoloji" etiketli yazılar:

06 May 2012 Sunday

Uzmanlık / sorgulama

Uzmanlık tutarlılık gerektirir dedik. Tutarlılığın biri kolay iki aşaması vardır. Bir inanç, ideoloji veya fanatizm çerçevesinde kendince tutarlı bir iç dünya yaratmak kolaydır. Bir süre idare eder. Akıl düzeyine göre, çok uzun süre de gidebilir. Zaten bu inanç, ideoloji veya fanatizm iç tutarlılık esasına göre yapılanır. Bu nedenle Soljenitsin “ideoloji her suçu haklı kılar” demiştir.

Ne var ki, önemli olan dış tutarlılıktır. Şizofren ve psikopatların da kendi beyinlerinde yarattıkları iç dünyalarında tutarlı olduklarını ama asıl eksikliğin dış dünya ile etkileşim ve tutarlılık olduğunu yazmıştım. İşte feed-back ve sorgulama burada önem kazanıyor.

Örneğin, yeterince güçlü olursan herkesi ayaklarından tutup kaldırabilirsin. Kendin hariç. Ne kadar güçlü olursan ol, kendini o şekilde kaldıramazsın. Yani, bir düşünce sisteminin kendi içinde tutarlı olması yetmez, dış dünya ile de tutarlı olması lazım. Zaten sorgulamak = “insan” olmaktır.

Kendi inancını, felsefeni, ideolojini, fanatizmini de sorgulamadan, dış dünyayı yeterince sorgulayamazsın.

Uzmanlık sorgulamayı gerektirir.

23 December 2011 Friday

Sorgulamanın zorluğu

Hemen her olaydan sonra, “acaba”lar beynimde uçuşur. Bir başkasına anlatır gibi içimde konuları tartışırım. Doğru mu düşünüyorum, yaptığım doğru muydu, daha iyi yapılabilir miydi, elimden daha fazlasını yapmak gelir miydi, daha fazlasını yapmak optimumdan uzaklaştırır mıydı, optimum olup olmadığına nasıl karar verilebilir, o an optimum zannettiğim olgu zamanla değişir mi, bunu etkileyen faktörler nelerdir, zaman ve süreklilik kavramının sonu var mıdır…

Sorular uzar gider. Beynim bir Charlie Chaplin rahatsızlığı içinde dolaşır. Diğer yandan bilirim ki “mükemmel iyinin düşmanıdır“.

;-)

İlginç düşünce labirentlerinde çok zaman harcayınca derdinin ilacını düşünmeden edemiyor insan. “Beyni ne rahatlatır?” diye de düşündüm.

Geçenlerde oynanan bir maç, zaten bildiğim yanıtı bulmama çok yardımcı oldu. İlgili kişilerin şike yapıp yapmadığını düşünmek yerine körü körüne taraftar olanların yazdıklarına göz attım. Sorgulamama, söylenene inanma becerisinin onları ne kadar rahatlattığını düşündüm. (Basit konularda bile beni uykusuz bırakan içsel tartışmalarıma rağmen onlara hiç imrenmedim.)

Biliyorum “Fanatizm, her suçu haklı kılar.” Ama bu kalıba sığınmadan irdelemek gerek. Yoksa, kavramın fanatiği olunur – ki o zaman aynı kapıya çıkar.

İnanç (ideoloji, fanatiklik) beyni çok rahatlatıyor. Kullanmaya gerek kalmıyor ki… Hangi durumda nasıl davranılacağının kuralları var. Bazen yazılı, bazen “öyle olmalı” diye alıştırılmış kuralllar. Her konuya kısa açıklamalar getirmek kolaylaşıyor.

Deprem nasıl oluyor, kuş nasıl uçuyor gibi soruları bile sormadan…

Oh ne rahat…

06 August 2011 Saturday

Taraftarlık

15 – 16 yaşlarımdaydım. Mahallede bir arkadaş, sıkı fanatikti.

Bir gün “senin takım…” diyecek oldum. “Artık takım tutmuyorum” diye yanıtladı.

Şaşırdım. Nedenini sordum. Anlattı. O takımın Divan Kurulu üyesi olan amcasını aramış. Amcaoğlu

- Babam … şehrine gitti.” diye yanıtlamış.
- Maç 3 gün sonra değil miydi? Niye erken gitti?”
- Gerekli miktarı götürdü.İşi şansa bırakacak değiliz ya!.”

O andan itibaren takım tutmadığını anlattı. Beni de etkiledi. O günden beri futbol ilgim, mikrobiyoloji ile ilgilendiğim kadar.

;-)

Böyle döndüğünü bilmesine veya tahmin etmesine rağmen bir takımı fanatiklik düzeyinde savunan ve sosyal mecralarda “senin tenceren daha kara” diyen insanlara (özellikle de eğitim düzeyi yüksekse) gerçekten şaşırıyorum.

Ve kendime, dostlarıma, çocuklarıma tekrarlıyorum. Fanatizm, her suçu haklı kılar. Aman ha, yapmayın.

:-(