"istifa" etiketli yazılar:

23 May 2011 Monday

Referans cümleleri

Referans mektubu konusundaki tavrım, bazı okurlar tarafından hoş karşılanmadı.  “Olumsuz yazılacaksa, hiç yazılmamalı” dediler. Ben de “Bu şekilde Doktora almış bir kişinin sana veya çocuklarına eğitim vermesini ister misin?” diye sordum.

Referans isteyenler, fazladan bir tane daha istiyorlarmış. O zarfı açıp, olumsuz bir şey varsa, diğerini göndermemek için. Bunu yapanın zaten hiç “doktora” semtine uğramamasını, okullardan uzak durmasını dilerim.

Onun da çaresi var. Cümleler için zaman ayırmak.

;-)

İş hayatı için verdiğim bir referans mektubu vardı. Genç arkadaş işten ayrılırken istedi. Ben de yazdım.

Ne kadar zamandan beri tanıdığımı, hangi görevleri üstlendiğini yazdıktan sonra…

Şirketin remi iletişim kanalları ile yetinmez. Gayriresmi iletişim kanallarına daha fazla ağırlık verir. Kendisi de ciddi bir bilgi üretim kaynağıdır. Bizzat ürettiği bilgileri arkadaşlarıyla paylaşır

Zorunlu saatler yerine, serbest zaman kullanmayı sever. İş dışı faaliyetlerde oldukça aktiftir. Gerekli görürse, mesaiden feragat ederek sosyal ilişkilerine zaman ayırır.

Hemen her durumu kendince gerekçelendirmeyi başarır. Bu gerekçeleri içselleştirir. Kendi gerekçelerini başarıyla savunur

gibi cümleleri sıraladım.

;-)

Referans mektubunu okudu.

Uğur bey, benim için bu kadar olumlu yazacağınızı düşünmemiştim” dedi. Ben de “Ne düşünüyorsam onu yazdım” dedim.

Anladınız değil mi…  Aslında dedikoducu, mesai saatlerine uymayan, mesaisini iş dışı konularla geçiren, proje teslim zamanlarına uymayan, bahanesiz düşünemeyen ve feedback almayan biriydi. Bunlar da o satırlarda yer alıyor.

;-)

Halk arasında bir söz vardır. Avcının 50 tane numarası varsa, ayının 51 tane vardır diye…

Referans mektupları da öyledir. Yazmayı ve okumayı bilene…

:-P

18 January 2010 Monday

Babasından öğrendikleri

Genç adamla konuşuyoruz. Şu anda çalıştığı şirketten bahsediyorum.

Şirketteki direktörler, sektörün tanınan ustaları. Bir çok konuda, gençler sormadan onlara yardım ediyorlar. Onlara rağmen…

Size şu konuda yardımcı olayım” diye geliyor tecrübeliler… Üstelik çok yoğunlar… Bunca işin arasında gençlere yardıma çalışıyorlar.
:-P

angerBirçok şirkette nasıl davranıldığını söylüyorum. “Şu hatayı orada yapmış olsaydın, masanın üzerine patronun ayakkabılarını görürdün. “Hangi salak yaptı bu hatayı…” diye ayağını senin masana vurarak bağırırdı.” diye anlatıyorum.

Bizimki inanmıyor. “Niye öyle olsun ki? Herkes bu kadar kötü mü?… ” diyor.

(resim bu linkten alındı)

Soruyorum: “Baban sana nasıl öğütledi. Herkese yardımcı ol. Bildiklerini herkesle paylaş mı dedi?”

“Hayır.” diyor.  “İnsanlar birbirlerinin üstüne basar dedi. Bildiklerini anlatma dedi.”

“Biliyor musun… Herkes baban gibi… Başkalarına güvenmiyor. Kuşku içinde yaşıyor. İş öğretmemeye çaba sarf ediyor. O yüzden bu şirket istisnalardan biri…” diyorum.

Ve tekrarlıyorum. “Hemen herkes baban gibi düşünüyor!.. Herkesi baban gibiler eğitiyor. O nedenle, çoğunluk bir diğerine yardım etmiyor.”
:-P

İşe yarıyor mu… Elbette hayır.
:-(

16 December 2009 Wednesday

Patronun ne olduğu…

Yeni girdiğim bir işyerinde, 2 ay sonra gelen Genel Müdür, ilk olarak bağlı olduğum Genel Müdür Yardımcısı’nın işine son verdi. Oldukça çirkin bir şekilde…

Ben kendisine, “Aradan biraz zaman geçtiğinde, onun davranışının nezaket ve nezahat düzeysizliğini unutacaksınız. İşte o zaman, bu şirkette olmadığınız için çook memnun olacaksınız.” dedim.

Birkaç ay sonra görüştük. Eski patronum gençleşmişti. Bana hak veriyordu…
:-D

Nereden biliyordun? diye soracaksanız… Anlatayım…

Bazen yeni Genel Müdürler, kendi kadrolarını işin başına getirmek için eski Genel Müdür Yardımcıları’nın görevlerine son verirler. Bunu olağan karşılarım.

Unvanını mesleği sananların yanlış yaptığını, unvanların verildiği gibi alınabileceğini daha önce çok kez yazdım.

Maaşlı yaşamın, zaman ve birikim alışverişi olduğuna inanırım. Satın almak istemeyenin de, satmak istemeyen kadar hakkı olduğunu düşünürüm. İstifa eden ne kadar haklı olabilirse, göreve son veren de o kadar haklı olabilir.

Profesyonel yaşamda geçen 30 yıl boyunca kovulduğum da oldu, iş akdini feshedip adam gönderdiğim de…

Ancak işin başka yönleri de vardır.

Rahmetli Mümtaz Zeytinoğlu’nun “Adamın ne olduğu işe girerken değil, işten ayrılırken belli olur” dediğini yazmıştım. (Sadece iş değil, sevgiliden veya eşinden ayrılırken de belli olur.)

Patronun ne olduğu da astın görevine son verirken belli olur.
;-)