"istifa" etiketli yazılar:

27 June 2009 Saturday

Dedikoducu patron ve…

Dedikodu ile yöneten bazı patronların silahı “Senin için diyorlar ki …” diye başlayan cümlelerdir.

Bir seferinde, patronum sahte iyimserlik havası takınarak cümleye böyle başladı.

Doğrusunun ne olduğunu siz biliyorsunuz. Neden sözü ağızlarına tıkamadınız?” diye sordum.

Sessizlik…
:-(

EKLEME:

Bu durumda en yanlış tepkiler, “Kim söylüyorsa yüzüme söylesin” veya “Ama efendim… Siz de biliyorsunuz ki…” şeklinde başlayan yanıtlar vermektir.

Birilerine patron olduğunu sadece övgüler ile anımsatmamız gerekmez. Uyarılar da onlara görevlerini hatırlatabilir.
:-P

Bazı adamları, özellikle patronları eğitmek zor olabilir. Yine de deneyin… Başaramazsanız… İstifa en güzel seçeneklerden biridir.
:-P

28 April 2009 Tuesday

Ayrılık ama…

Eskişehir’in yetiştirdiği müstesna iş adamlarından birisi de genç yaşta vefat eden Mümtaz Zeytinoğlu idi.

Adamın ne olduğu işe girerken değil, işten ayrılırken belli olur” demişti.

Daha 20 yaşımda değildim. Bu cümleyi beynime yazdım.

Meriç Kara’nın Friendfeed’e eklediği bir cümle + resim görünce dedim ki: “Bu kavram iş dışında da geçerli olmalı”

Değil mi?
:-D

26 March 2009 Thursday

Her yerde birinci

Sabah saatleriydi. 18.45′de Genel Müdür‘ün beni ve Metin Beyi görmek istediği bilgisi geldi.  (Mesai 18.00′de bitiyordu)

Patronuma gittim. “Bilmiyorum” dedi.

Metin beye sordum. “Ben o toplantıya gitmeyeceğim. Az önce imzalı kağıdı verdim” dedi. Yönetim Kurulu Üyesi kağıdı almış ama toplantıyı tekrar hatırlatmış. Onun “okuduğunu anlamadığı” konusunda şakalaştık.

Sordum, kimse niye çağırıldığımı bilmiyor.

Belirtilen zamanda Genel Müdürlük katına çıktım. Mefruşattan sorumlu yönetim kurulu üyesi beni odasına çağırdı. Konuşmaya başladı.

“Benim çok yetenekli olduğum, bir sürü yenilik getirdiğim…  Üst düzey yönetimlerin huyuna gitmediğim…”

Anladım sözün nereye geleceğini. Kerelerce kovulmuşum… İçimden bir ses “Anlamamazlıktan gel. Adamın nasıl çaba sarf edeceğini gözle” diyordu. Ama dayanamazdım ki…

“Uzatmayalım isterseniz. Benimle çalışılmak istenmediğini mi anlamalıyım” diye sordum.

Nasıl söyleyeceğini bilemediği bir konuda, karşıdaki anlayınca rahatlayan insan davranışını vücut dilinde okudum. İçimdeki sesi dinlemediğime pişman oldum.

Evet” dedi. Yine “yetenek… yaratıcılık… başka yerde başarılı olacağıma emin olunması…”

Masalları biraz da sıkılarak dinledim. Sonra şöyle devam etti.

“Banka giriş kartını bırak. Operasyon merkezi giriş kartını bırak. Cep telefonunu bırak. Arabayı da yarın sabah erkenden getir lütfen”.

O bankada iş akdi feshedilenler için değişik uygulamalar vardı. Eğer dolandırıcılık veya bankayı zarara sokmak gibi nedenlerle kovulmamışlarsa, 1 – 2 ay daha maaşlarını alırlar, makam arabaları ve cep telefonlarını kullanırlar, son gün de gelip tazminatlarını alır giderlerdi.

Bu tavır ilk defa bana uygulanıyordu. Nasıl yakmışsam birilerinin canını…(Her yerde “ilklerin adamı” olmakla öğünürsen… Bunda da “ilk defa”yı gösterdiler işte diye yorumladım sonradan)
:-P