"işveren" etiketli yazılar:

14 September 2014 Sunday

Akıl Fıtığı

Aşağıda, 2002 yılından sonra, Türkiye’de rastlanan, özelleştirmeler ve /veya şirket birleşmeleri sırasında genellikle uluslararası kurumların satın aldığı yerli şirketlerde başlamış bir hastalık hakkında bilgiler verilmiştir.

AKIL FITIĞI

Okumadan önce önemli bir bilgi: Araştırmayı yürütenlerin ve bu satırları yazanların da “akıl fıtığı” olduğundan hareketle, neyin doğru neyin yanlış olduğu bilinmemektedir.

Akıl Fıtığı nedir?

Düşünce yeteneğimizin normal olması gereken seviyeden uzaklaşması ve beynin içinde; çeşitli duyguların, duyumların ve fiziksel davranışların serbestçe dolaşmaya başlamasıdır.

Ne gibi zorlamalar veya etkiler böyle bir sonuca yol açabilir?

  • Patronun kendi üst yönetiminden gelen emirlerin ve işlerin önünde durmaması, aniden kıvraklık gösterip bükülmesi veya kenara çekilmesi sonucunda, doğrudan astlara yağan zorlamalar;
  • Patronun kendi taşıması gereken sorumlulukları astlarına yüklemesi, zor kararların astları tarafından alınmasını sağlarken tüm yetkileri elinde tutmakta ısrarlı olması, sonra da “öyle değil böyle olmalı” diyerek astların beynini müsvedde kağıdına benzetmesi;
  • Ortamda olup biteni anlayamadığı için her sorumluluk konusunu astlarına devreden, ancak kararları kendisi vermekte ısrarlı olan, süreci ve ortamı anlamadığı için çıkan olumsuz sonuçlardan yine astlarını sorumlu tutan yöneticilerin tepkileri;
  • Bir gün önce büyük bir hevesle savunulan fikirlerin ertesi gün tu-kaka edilip değiştirilmesi ve oluşan değişikliğin hangi “çok haklı” gerekçelere dayandığının diğerlerine anlatılması için astların görevlendirilmesi

gibi zorlamalar, Akıl Fıtığı’nın en belirgin nedenleridir.

Akıl Fıtığı Ne Kadar Yaygındır?

Akıl fıtığı, hemen her tür şirkette görülebilir. Ancak, yabancılar tarafından satın alınan şirketlerin ve aile şirketi olmasına rağmen çok büyümüş (ama Yönetim Kurulu üyelerinin aile bireyleri olduğu) firmaların orta-üst kademelerinde oldukça yaygındır.

Özellikle kendi bildiği babadan veya yerli patrondan kalma alışkanlıklarını sürdürürken, yeni gelen “uluslararası patron”un talimatlarına açıkca tavır alamayan, diğer yandan kendi astlarına başka doğrultuda talimatlar vererek, gizli bir engelleme yapan üst yöneticilerin yanında çalışanlarda sıkca rastlanır.

Bu hastalık, üst yönetimde görülmeyip, onların yakın çevresinde yaygın ve salgındır.

Akıl Fıtığının Belirtileri nelerdir?

Akıl fıtığı, “patronum kendisini anlayan tek kişi olduğumu düşünüyor” veya “yaşasın biz de uluslararası bir şirketin çalışanı oluyoruz” diye sevinildiği zamanı fırsat bilip bünyeye yerleşir. “Haydi şunlara kendimizi gösterelim” diye dolduruş atan üst yönetimin “biiizzzzzz, Viyana kapılarında…”, “… neslin çocuklarıyız” gazıyla davranan kişilere daha çabuk sirayet eder.

Hastalığın etkisinde kalanlar, genelde daha karamsar bir havaya bürünürler. İlerlemiş vak’alarda, zaten her gün yaşadığı olgularla, doğal olaylarla, hatta televizyonda duyduğu haberlerle kavga edenlere rastlanmıştır.

“Aciz” evresinden “aziz” evresine geçmiş, oldukça ilerlemiş ve giderek kalıcı hasarlar bırakmaya başlamış vak’alarda olur olmaz gülme krizi görülmeye başlar. Bu safhada olanlar olup bitenin anlamsızlığına kızmayı bırakmış, saçmalıklara önce içlerinden, sonra da dışlarından gülmeye başlamışlardır.

Çok ileri vak’alarda “bilgelik” hakim olur. İşyerinde başınızdan geçen en saçma olayı anlattığınızda, yüzünde “olur böyle vak’alar, aldırma geçer” ifadesiyle hoşgörülü bir biçimde ve gülümseyerek bakan kişiler daha önce bu hastalığı yaratan etmenlere uzun süreli ve doğrudan maruz kalmışlardır.

Yan Etkileri:

Yolda giderken aklından geçirdiği “günün olayları”; “amirin tutarsız davranışları”; “sürekli değişen ana stratejiler” ile yüksek sesli kavga eden, bu sayede dıştan “osuruğuna tekme atıyor” görünümünde olan kişiler genelde toplum tarafından “olağan” karşılanır. Hatta benimsenir. Gençlere örnek teşkil ettirilir.

Ancak, gün içinde oluşan saçmalıkları düşünerek gülümseyen kişiler, özellikle cins-i latif grubundaysalar, anında sözlü tacize uğrarlar. Bu ülkede, yolda gülümsemek gibi bir yanlış yapan hanımın başına gelenler, onların da başına gelir. Taciz, “madem ki gülümsüyor, öyleyse…” diye düşünen densizlerin uygulamalarına göre, hangi yandan yapılmışsa, o yan etki ile (örn: sağ kalçadan girişimde bulunulmuşsa, “sağ yan etki” diye) adlandırılır.

Akıl Fıtığının Temel Özellikleri:

Akıl fıtığı, kısmi bulaşıcılığa sahiptir. Genel olarak üst yönetime bulaşmaz, hatta görmezden gelerek yanlarından geçer. Ayrıca, boşveren, aldırmayan, “gelen ağam, giden paşam” diyen, her mevsimin ve her iktidarın yakın adamı olmayı becerenlere de bulaşmaz.

Ek olarak, iyi niyeti saflık derecesine ulaşmış olan, yaşamı zaten bir havucun peşinden koşmaktan ibaret zanneden, “varsam işim ve patronum olduğu için varım. Tanrı patronuma zeval vermesin” diye düşünen kişiler de karantina, aşı veya benzeri bir korunma kullanmalarına gerek kalmaksızın doğal olarak hastalıktan muaf tutulmuşlardır.

Sürekli olarak minderden kaçan kişilerin, kendilerini kovalayan kişilere hangi bölgelerini yakın bıraktığını bilen, işini yapmak isteyen, çalışkan kişileri hızla etkisi altına alabilir.

Akıl Fıtığından Nasıl Korunuruz?

Genel olarak, esnek ve kıvrak üst yönetime bağlı, çalışkan, sonuç odaklı ve işini layığı ile yapmayı amaçlayan kişilerin korunması pek mümkün değildir. Bu durumda tek korunma yolu, malum beyaz kağıdın altını imzaladıktan sonra, arkadaşlara “hotmail” veya “gmail” uzantılı bir adres vermek ve ardında “acısıyla tatlısıyla anılar bırakarak” sahayı terketmektir.

Üst yönetimini “acele etmeyelim, ne istenildiğini iyice anlayalım”; “beğenilmek için ağzımızla kuş tutarız demeyelim, tutamadığımız anlaşıldığında ağzımıza başka bir şey verirler” diyerek ikna edebilen kişilerin de hastalığı rahat atlatma ihtimali vardır.

Ayrıca, hastalığa doğrudan maruz kalan bazı kişilerin “Yaşasın ben de yönetimin bir parçası olduğumu hissediyorum.”, “Artık bazı konular bana da soruluyor” şeklinde düşünmeye başlamaları hastalığın önemli bir etki bırakmadan geçmesini sağlar. Ne de olsa hastalık, üst yönetime bulaşmamaktadır.

2006 sonu

Önemli Not: Akıl Fıtığı, sadece bana ait bir buluş değildir. Benimle aynı kaderi paylaşan ancak isimlerinden bahsetmek için izin alamadığım birçok iş arkadaşım ile birlikte keşfettiğimiz ve adı Çiğdem Çetin kardeşimiz tarafından koyulan bir hastalıktır.

😉

Sitedeki pdf dosya yazıları kaldıracağım. Buraya ekliyorum.

.

24 January 2011 Monday

İmza yetkisi

Bireysel Bankacılık yeni kurulurken, şubelerden gönüllüleri çağırmışlar. Aynı şubede yan yana çalışan nişanlı çift de fırsatı değerlendirmiş. Delikanlıyı Satış bölümüne vermişler. Hanım kızımız ise Operasyon bölümüne gitmiş.

Ben Satış Müdürü olunca delikanlı benimle çalışmaya başladı.

🙂

Bir sene sonra kızımıza “2’inci derece imza yetkisi” verildi. Delikanlı soluğu karşımda aldı. “Ben daha kıdemliyim, vb…” birçok bahane saydı.

“Operasyon Bölümü’nde Müdür dışında 2’inci derece imza yetkisine ihtiyaç olabileceğini, ama bizim bölümde buna gerek olmadığını” söyledim.

İmza yetkisi karşılığında yaklaşık 50 TL maaş artışı oluyordu. Onu öne sürdü.

Bunu dikkate aldım. Patronumla konuştum. Tüm ekibe imza tazminatının bir yıllık toplamından fazla tutarda başarı primi verildi. Bizimki yine memnun olmadı.

“2’inci derece imza yetkisi olanlar hava atıyor” dedi. “İmza yetkisi bir ödül değildir. Bankanın işlerinin düzgün yürümesi için gerekli bir uygulamadır.” diye yanıtladım.

“Benim en büyük şanssızlığım, sizin patronum olmanızdır” dedi. “Bölüm değiştirmek isterse yardımcı olabileceğimi” söyledim.

😉

İmza yetkisini apoletteki yıldız gibi görüyordu. Apolete düşkün olunca… Hep öyle kalır.

Ben tekrarlarım. Sizi köleleştiren patronun değil kendi bakış açınızdır.

😀

02 November 2009 Monday

Bunu yapmayın

Eski öğrencilerimin birinden şöyle mesaj aldım.

🙂

Merhaba Hocam,

Şu aralar xxxxxx isimli bir şirket ile CRM Manager pozisyonu için görüşüyorum. Pozisyon itibariyle size sormak istediğim şeyler var ve mümkünse biraz da fikir almak istiyorum. Eğer bana yardımcı olursanız sevinirim.

Sizden CRM dersi almıştım 2 dönem önce ve sizinle birkaç kez yazıştık şimdiye kadar. Açıkçası bahsettiğim şirket ve pozisyon çok hoşuma gittiği için mümkün olduğu kadar donanımlı girmek istiyorum mülakatlara. Şirket yakın zamanda SAP’in CRM modülünü satın almış ve bir iki hafta içerisinde implementasyona başlayacaklarmış. Öncelikle sadece B2B çalışan, son kullanıcısı kurumlar ve uzmanlar olan, sadece xxx’le ilgili operasyonlar için zzz, rrr gibi enstrümanlar üreten bir şirketin neden CRM’e ihtiyaç duyacağını anlamadım. Yine de bütün şirket altyapısı yenilendiği için her iş ünitesi SAP’in ilgili modülüne geçiş yapmaya başlamış. Ellerindeki datanın yapısıyla ilgili, müşterileri, ihracat yaptıkları 15’e yakın ülkeyle ilgili hiçbir bilgim yok. Bu datayı nasıl kullanacaklarıyla da ilgili birşey bilmiyorum.

İlanda “Minimum 2 years of work experience in SAP CRM Conceptualization & Project Implementation” diye bir ibare var. SAP CRM conceptualization nedir, onu da bilmiyorum. “Experienced on SAP Enterprise Portal and Visual Composer” ibaresine de yabancıyım.

Sizden ricam genel portreyi değerlendirdiğinizde kafanızda şekillenen yapıyı bana biraz özetlemeniz ve nasıl bir CRM Manager profile çizmenin bu konuda bana yardımcı olacağını izah etmeniz.

Bundan sonraki ilk görüşmem, bağlı çalışacağım Pazar müdürü’yle olacak. Dolayısıyla kendi tecrübelerimi pozisyonun ihtiyaçlarıyla örtüştürüp, onların beklentilerinin çok üzerine çıkan bir aday profillemem gerekiyor ki pozisyonu alayım.

Vereceğiniz bilgiler için şimdiden teşekkür ederim.

Saygılarımla,

🙂

  • Not: Firma belli olmasın diye bazı yerleri değiştirdim

Mesajı defalarca okudum. Aklımda kalan cümleler:

  • … neden CRM’e ihtiyaç duyduklarını anlamadım.
  • Ellerindeki datanın yapısı…, müşterileri, ihracat yaptıkları ülkeler … hiçbir bilgim yok
  • Bu datayı nasıl kullanacaklarıyla da ilgili birşey bilmiyorum.
  • En az 2 yıl tecrübe istiyorlar… ben ne olduğunu bilmiyorum.
  • …. ibaresine de yabancıyım.
  • …. onların beklentilerinin çok üzerine çıkan bir aday profillemem gerekiyor.

😛

“Ciddi değil” diye düşünüyorum, o andan beri…  Daha kötüsü, bu arkadaş ciddi olabilir

😛

İşverenleri saf sanıyorsanız yanılırsınız. “Başkasını aldattığını sanan kendisini aldatır” der bir arkadaşım.

Arkadaşlar… Yapmayın bunu… İşe girmek değil, işi yapmak önemlidir. Sonra da, ya suçu İK’ya atarsınız, ya da “patron beni anlamıyor…” dersiniz…

😉