"kavram" etiketli yazılar:

24 June 2013 Monday

Tuz alıp koşmak

Bir genç arkadaş, birçok kişi ile birlikte benim adımı da işaretlemiş ve #SecimBarajiDusurulsun diye tweet atmış. Sonra başka bir tweet’te de “Bu talep çocuklarımız için” diye eklemiş.

Aradan bir süre geçmiş. Bu sefer bir diğeri, beklediği yanıtı alamadığı için “Üşenmedim baktım ve maalesef şaşırmadım” diye yazmış. Önce “başımdan gitsin” diye retweet ettim.

Bence de seçim barajı düşürülmeli.

secimbaraji

Ama sonra (biraz vaktim de olduğu için) birinin yazdığı, diğerinin peşinde koştuğu bu sloganı ne kadar bilinçli düşündüğünü merak ettim. Gerçekten bu konu hakkında fikirleri var mıydı? “Çocuklarımız için” yaptığı talep konusunda yeterince düşünüp sorgulamış mıydı? Yoksa hıyarım var diyene tuz alıp koşan” genç arkadaşlar mıydı?

Örneğin Finlandiya’da “İsveç’li Halkın Partisi” diye bir parti var. Türkiye’de böyle bir oluşum ihtimali irdelenmiş miydi? Her etnik veya inanç grubunun ayrı partisi olabilen bir duruma ne diyeceklerdi?

Üşenmedim, bazı sorular yönelttim.

Seçim sistemlerini ne kadar araştırdınız? Dar bölge seçim sistemi veya nısbi sistem hakkında ne biliyorsunuz?

Bir hashtag koyup onlarca insana göndermekteki özel amaç ne? Gönderdiğiniz insanları nasıl seçtiniz? “Salatalığım var” diyene koşacağımı nereden çıkardınız?

Gençlerden biri “He gülüm he” diye yanıtlamış. Diğeri ise bunca soru sorduğum için görüşüne katılmadığımı zannetmiş.

🙁

Sorgulama ve birey olma konularında onlarca yazı yayınladım. Bir cümle veya kavram ilk bakışta doğru gibi görünse bile önce sorgulamayan, konulara fanatikçe bakan [1][2] , [3] , [4]  , anlamlı gerekçe düşünmeyip ilk okuduğu 3 – 5 satır ile fikir sahibi olduğunu zanneden kişilerle tartışmaktan kaçmaya eğilimliyim. Bu nedenle buraya yazıyorum.

.

Genç arkadaşlar,

Gerçekten çocuklarınız için bir sistem düşünecekseniz, biraz zaman harcayın ve okuyup öğrenin. Artılarını ve eksilerini irdelemeden ve diğer tüm seçenekleri tartışmadan, sadece mevcut yönetim tarzından şikayetçi olduğunuz için ilk duyduğunuz sloganın peşinden koştuğunuzda…  ötekileştirenlerden hiç farkınız kalmıyor.

Bana sorarsanız, ben de ötekileştiriyorum. Sorgulayanlar ve diğerleri.

😉

 

 

04 February 2013 Monday

İşletme Eğitimi üzerine

Bilişim devrimi‘nin en büyük değişimleri yönetim bilimlerinde yaptığını iddia ediyorum.

Bunların bazılarından şöyle bahsettim:

Pazar akşamları yaptığımız KapakOlsunTV sohbetlerinden sonuncusunda “Sanayi devrimi sonrasında oluşan işletmecilik (ve MBA) eğitimi, az becerikli ve az yetenekli insanların üretime katılmasını sağlamak için yapıldığını” tekrar vurguladım.  “Bilişim devrimi sayesinde paradigmanın değiştiğini, şimdi çok becerikli ve yetenekli insanları şirkette tutmak ve sürdürülebilir katkı sağlamak için bambaşka  öğretiler gerektiğini” söyledim. (Yazıyla yetinmeyip bizzat yüzümü görmek ve sesimi duymak isteyenler şu videodan 1:27:08 ile 1:30:33 saat:dk:sn arasındaki yaklaşık 3,5 dakikalık  konuşmamın tamamını izleyebilirler.)

🙂

Kızımın da MBA yaptığını bilen bir arkadaşımız sormuş: “MBA yapmayı, bu kadar paralar dökülmesini gereksiz buluyorsunuz belki. Kızınızın Bilgi’de MBA yapması hakkındaki düşünceleriniz ne?

Sosyal mecralardan verdiğim yanıtı burada (daha ayrıntılı olarak) tekrarlıyorum.

MBA’i gereksiz bulmuyorum. Eski yönetim öğretilerini yetersiz buluyorum. Bu yönetim öğretilerinin nasıl farklılaştığı, hangi koşullarda geçersiz (ve maalesef bazı koşullarda hâlâ eski uygulamaların geçerli) olduğu öğretildiği takdirde, işletmecilik eğitimi çok faydalıdır. Okul seçerken bunlara dikkat ederseniz, işletmecilik eğitiminden cidden yararlanırsınız. 

Bu kadar paralar dökülmesini de gereksiz bulmuyorum. Şurada özellikle vurguladığım gibi, eğer harcadığınız kaynak kendisini geri ödeyecekse, parasına değer. Yeter ki siz, MBA’in “Masrafını Babamdan Alın“ın kısaltması olmadığını bilmiş olun.

İşin aile içindeki kısmına gelirsek… Zaten işletmecilik eğitimi almış olduğu için, kızımın üstüne MBA yapmasını gereksiz bulmuştum. Ama zamanla akademik yapıya devam etmek isterse, bir master derecesi olması gerekiyordu. Bu nedenle, çok da karşı çıkamadım. (Yukarıda bahsettiğim nedenlerin dışında olduğunun anlaşıldığını umuyorum.)

Ayrıca, bizim evdeki mesleki sohbetler oldukça ayrıntılıdır. Eşim (Prof. Dr. Şule Özmen) de işletmecilik hocası olduğu için, 3 meslekdaş sıkı tartışırız. Kavramlar irdelenir, değişiklikler sorgulanır, etmenler ve olgular incelenir. Okuldaki öğretinin üzerinde bir eğitim ortamı oluşur. (Mutlaka fikir birliğine varmamız da gerekmez. Ama hepimiz dağarcığımızı genişletiriz.

  • Bu tartışmalardan edindiğimiz birikimi de kendimize saklamayız. Bu blogda 1000+ yazı var. (uzaktanCRMegitimi.com‘da da 200’ü ilk bloktan aktarılmış 400+ yazı yer alıyor.)

Sadece yazıda da kalmaz. Bazı genç arkadaşlarla önceden gündem olmaksızın, sadece sohbet için buluşuruz. Değişmez sandıkları kavramları sorgulatmayı, öğrendiklerimi onlarla paylaşmayı ve tartışmayı da severim. Onlar da keyif aldıklarını söylüyorlar.  

😉

Rica ediyorum. Benim söylediklerimi veya yazdıklarımı aklınızdakilerle birleştirip yanlış yorumlamayın.

Kavramlara düşkünüm. Tartışmalarda yer almayan ve/veya tanımlanmayan kavramları konuşmaktan hoşlanmam. Yanlış anlaşıldığım zaman sert tepki göstermemin nedeni de budur.

Umarım anlaşılmış ve affedilmişimdir.

🙂

07 September 2012 Friday

Olgular ve Duygular (devam)

Sevgili arkadaşım Ece Ünver, blog’daki yazıyı okumuş. Bir mesaj göndermiş. Paylaşıyorum:

Olgular ve Duygular yazısını görünce geçenlerde göz attığım bir makale aklıma geldi ve sizinle paylaşmak istedim.

Demişsiniz ki

Önemli kararlar gerektiren anlarda fikrimi sorarlarsa (onların yerine karar vermemek ama nasıl düşünülmesi gerektiğini anlatmak için) şunu söylüyorum:

Olguları ve duyguları ayır.
Olgular ışığında bir kez daha düşün.

Bu iki durumun beynimizde harekete geçirdiği sistemler birbirinden tamamen farklı.  Olgulara odaklanmak analitik düşünce sistemini, duygular ise tepkisel sistemleri harekete geçirerek karar vermemizi sağlıyor.

Özellikle risk içeren kararlarda pek az insan analitik sistemi harekete geçirerek karar verebiliyor. İnsan doğası gereği, önemli ve riskli durumlarda tepkisel sistemin kontrolüne giriyor ve duygularıyla karar veriyor.

Aşağıda linki ve adını paylaştığım çalışmanın sonucu şöyle;

Riskli durumları yabancı bir dilde değerlendirmek, ( anadilden farklı) tamamen tepkisel sistemi bloke ediyor. Yabancı dilde cevap verebilmek (karar alabilmek) için öncelikle analitik sistem devreye giriyor çünkü yabancı dil ancak analitik sistem tarafından öğrenebiliniyor.

Zaten makalenin başlığı kendini çok iyi anlatmış;  The foreign-language effect: Thinking in a foreign language tongue reduces decision biases.

Belki böyle anlarda sözlerinizi yabancı bir dilde söyler ve cevabını yabancı dilde isterseniz, onlar da “olgular”a gerçekten yaklaşabilirler.

Ben hemen uygulayacağım. Yabancı dil bilenlerin bu güzel öneriyi unutmamasını dilerim.